15 Temmuz Zaferi Ve Yapılması Gerekenler (Cumhurbaşkanım 'Gazi Recep Tayyip Erdoğan'a Şükranlarımla')

Hamza Mercanoğlu 17.07.2017


Klasik cümleler kurup başınızı ağrıtmaya niyetim yok. Aslında herşey anlaşılır ve resim gayet net.

Halkımızın inançlarını, dinini, ve tüm kutsallarını asimetrik bir savaş tekniğine dönüştüren "Fetoş" Beyinlerini çalarak "Mankurt"laştırdığı ihanet şebekesi eliyle, NATO, ABD, İsrail, AB ülkeleri ve Siyonist para babalarının desteğiyle, 15 Temuz gecesi alçak darbe teşebbüsünü başlattı. Türk halkının onurlu direnişiyle karşılaşan ihanet teşebbüsü, başta Ömer Halisdemir olmak üzere, milyonlarca kahraman vatan evladının mücadelesi sonucunda 250 şehit ve binlerce gazi vererek  yerle yeksan edildi. Darbeciler zillet içerisinde yakalanarak adalete teslim edildi.

O kara gecenin üzerinden tam bir yıl geçti. Vatanseverlerin verdiği eşsiz direniş, bugün tüm Türkiye'de zafer olarak kutlandı. Tarihe ikinci Çanakkale destanını yazan halk, bugün bu zaferini en gururlu şekilde kutlamaktadır ve analarının ak sütü gibi helaldir, haktır...

Yurt genelinde 20 Milyon ayakta ve meydanlardaydı. Bu manzara, bu milletin 6 asır Dünya'yı nasıl yönetebildiğinin de en bariz göstergesi oldu. Söz konusu vatan olduğunda, din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapmaksızın tek yumruk olabilmeyi tüm Dünya'ya gösteren bu halkın ismi "Çılgın Türkler" dir...

Avucunda demirden tankları eritecek kadar yürekli, mermilere karşı göğsünü açıp yürüyecek cesur bir başka millet emin olun yoktur! 15 Temmuz, 4. nesil savaşlara, namert ve sinsi tuzaklara ve ihanete karşı mertçe savaşmanın ve yüzyılın en büyük zaferinin adıdır.

Tüm bunların ardından, 15 Temmuz'un sosyolojik sebeplerinden ve çözümlerinden bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. Fetulla Gülen ismindeki hain terörist başı, 40 yıldan bu yana insanların Allah'a olan bağlılığı ve imanlarını manüpile ederek, yanlış öğretilerle, din dışı fısıltılarıyla zehirlemiş ve "Takiyye"den mürekkep bir "ucube din anlayışı" üretmiştir. Türk toplumunun en hassas noktası din olmasıyla beraber, aslında en eğitimsiz ve en cahil olduğu konu da yine din dir!

Kimileri alınabilir ve bazıları "Hop, dur bakalım! Şeklinde tepkisel bir refleks üretebilir. Ne ki, hakikatin en acı ve can yakıcı tarafı burasıdır. Fetulla Gülen cani sinin, yazdığı onlarca kitap ve yaptığı yüzlerce konuşmalar bu günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından mercek altına alındı. Ve görüldü ki, bu "Din bezirganı" İslam diniyle hiç alakası olmayan ve tamamen kendi hegomanyasını ve "Mehdi"liğini (Haşa) ön plana çıkartan kepazeliklerle dolu!

En fazla bir "Şarlatan" olan bu alçak, bu toplumun evlatlarını "Çalarak" kendi halkına darbe yapmayı yıllar evvelinden tasarlamış! Uluslararası Emperyalistler ve Siyonistlerin özellikle destek vererek bugünlere taşıdığı Fetoş"Ermeni bir baba ve yahudi bir ana" dan olma özelliğiyle, kendisine verilen "İslam coğrafyasını işgal" projesi için biçilmiş kaftandı.

Asıl hedefi, tüm Müslüman coğrafyasını köleleştirmek olan Haçlı güruhu, bu amacına ulaşmak için fiili savaşı tercih edemezdi zira, geçmişi hep mağlubiyetle dolu olan Haçlı dünyası ve "Arz'u Mevud"  emelleri peşinde koşan Siyonist, katil İsrail Terör Devleti, Türkiye ve İslam Dünyasını fiilen bir savaşta karşısına almaktansa, 4. Nesil ve Asimetrik savaş stratejileri oluşturarak, halkları birbirine kırdıracak metodlar geliştirdi. Bunun başarılı olması için öncelikle "Din"e yeni bir tarif getirip, içerisini boşaltması gerekiyordu.

Geçmişinde ki tüm zaferlerde iman ve inancı belirleyici faktör olan İslam dünyası, hele, hele Türk milletini diz çöktürebilmenin yegane yolu İslam dininin kod ayarlarını bozmak ve onu sulandırarak tahrif etmek olacaktı! Son yüz yıl'da defaten yaşadığımız faciaların yegane sebebi budur. Çorum ve Kahramanmaraş'ta mezhep körüklemesi yapılarak yüzlerce Alevi müslüman kardeşlerimizin katledilmesi, yaklaşık 40 yıldan bu yana "Kürt"lerin nesep duyguları, özellikle derin yapılar (Jitem, BÇG v.b) tarafından  ajite edilerek, PKK terör örgütü eliyle binlerce vatan evladının öldürülmesi hep bu cihettendir...

Hain oğlu hain Fetoş'un ve tasmasını elinde bulunduran dış güçlerin 40 yıldan bu yana yaptığı şey tam olarak buydu! Türlü desiselerle yıkılan Osmanlı sonrası kurulan "Cumhuriyet" in ilk yıllarında, maalesef yanlış adımlar atılarak, adeta "Din düşmanlığı" haline dönüştürülen uygulamalar ve eğitim sisteminin ırkçı bir yapılanma üzerine dizayn edilmesi, halkın din konusunda cahil bırakılmasına sebep olmuş veya Fetö benzeri istismarcı kaynaklardan alınan yanlış bilgi, adeta bir zehire dönüştürülmüştü. İşte tam sırasıydı! Fırsat ele geçmişti.Şimdi ihtiyaç duyulan tek şey bir "Hain" idi ve adres belliydi!...

1970'li yıllarda "Kestane pazarı"nda başlayan Feto ihaneti maalesef, günümüze gelinceye kadar "Elini, kolunu sallaya, sallaya gelmiştir!"

Bu hainin yazdıklarını ve söylediklerini islam süzgecinden geçirerek karşı durmaya çalışan bir kaç alim ve aydın dışında, Devletin Diyanet kurumu hiç bir müdahalede bulunmamış ve dahası, bir çok din adamı ve akademisyen, pastadan pay almak uğruna bu cenaha şirin görünebilmek için her türlü "Şaklabanlığı" yapmıştır!

Fetö örgütüyle mücadele başarılı bir zafere evrilmiştir. Lakin bu savaş ve tehlike henüz geçmemiştir. Zira beynini bu şeytan dölüne satmış bir topluluk hala mevcudiyedini muhafaza etmektedir. Hain teröristlerin duruşmalara "Hero" tşörtüyle çıkmaları, hainlerin avukatının, mahkeme reisine pervasızca "Artık bu kahramanları!!! serbest bırakmanın zamanı gelmiştir" tezviratını ifade edebilmesi, en önemlisi de, bu hainlerin aile ve akrabalarının bu alçaklara alkış tutması, bu örgütün tabanında herhangi bir pişmanlık alametinin olmadığının en açık örneğidir!

Başkomutan Erdoğan'ın 17-25 Aralık sonrası bu örgütle ilgili "Tabanı ibadet, ortası ticaret ve tavanı ihanet" tanımlaması o gün için vicdanlı bir tarifti. Lakin bugün gelmiş olduğumuz noktadan baktığımızda, bu alçak örgütün tavanı da, taban da, ortası da, ihanetin en orta göbeğinde durmaktadır. İflah olmaz bir "İfsat çetesi" ve Mürtedler topluluğu haline gelmiştir!

Bunlar "Zombi"lerdir ve ne tedavileri ve ne de iflah olmaları mümkün değildir. Bunları kontrol altında tutacak yegane şey caydırıcı cezalardır. İdam konusunda acilen adım atılmalı ve bu ihanet şebekesinin elebaşları Ankara'nın Ulus Meydanında asılmalıdır.

Diğer yandan bu ve benzeri din baronu örgütlerle mücadele ederek, vatan evlatlarını, gençlerimizi bunların şerrinden korumanın en öncel yolu "Gerçek din" öğretisidir. Gençliğimizi, uyuşturucu ve ahlak dışı suçlardan korumanın en güzel yolu da budur aslında. Zira İslam dini kişilerin suçu işlemesini önelemek için, önce suça götüren sosyal sebepleri ortadan kaldırır. Mesela, hırsızın kolunu kesmeden önce, hırsızlık yapma sebeplerini ortadan kaldırır.

Patronu tarafından sömürülmüş, aç bırakılmış, ihmal edilmiş ve aç bırakılmış bir hırsızın kolunu kesmeyeceği gibi, onu bu hale düşürenlere hitaben, Hz. Ömer'in, hırsızılık yapan adamın patronuna dediği gibi "Bu adam bir daha hırsızlık yaparsa sizin kolunuzu keserim" tehdidinde bulunarak, "hedef olarak suçu değil, suçun sebeplerini görür"

Tıpkı bu örnekten yola çıkarak, Fetö örgütüyle mücadelede, Gerçek din eğitiminde geç kaldığımız aşikar, ancak herşeye rağmen, gençlerimizi bu örgütlerden koruyabilmek için geç kalmış sayılmayız. Pak bir nesil yetiştirebilmek için "Diyanet İşleri Başkanlığı"na çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu hususta acil tebirler alınmalıdır.

15 Temmuz'un yıldönümündeyiz. Elbette bu zaferi en içtenlikli şekilde kutlamak kahraman halkımızın en doğal hakkıdır. Kendisini ve ailesinin hayatını hiçe sayarak, "Biz ölümüne" deyip, halkına meydanlara çıkın çağrısını yapan bir Lider, bu zafer gecesinde elbette Mlyonlara hitap ederek en yüksek perdeden konuşacaktır! Zira haklıdır, hakkıdır ve haddidir!...

Havalimanından apar topar kaçıp, Belediye Başkanının evinde kahve yudumlayıp, televizyondan vatan evlatlarının katledildiğini seyredip, darbenin seyrine göre vaziyet alanlar için artık susma zamanıdır! Suss artık sen ey Kılıçdaroğlu! Sus ve yine sus! Senin bu halkın karşısına çıkmaya ve onlara 15 Temmuz nutukları atmaya ne hakkın ve ne de haddin yoktur! Sen tıpkı 15 Temmuz gecesi yaptığın gibi, evinin en yumuşak koltuğuna kurul, kahveni yudumla ve vatansever Türk milletinin zafer kutlamalarını oradan seyret! Tıpkı şehadetlerini oradan seyrettiğin gibi!...

Bu vesileyle 15 Temmuz destanını yazan Başta Milli Kahramanımız Şehit Ömer Halisdemir olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ederken, Kahraman Gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz zaferinin sene-i Devriyesinde meydanları dolduran Milyonlara ve Şanlı Türk Milletine saygılarımı sunuyorum.

Bu zaferin en büyük mimarı olan İslam coğrafyasının Lideri, Cumhurbaşkanımız Gazi Recep Tayyip Erdoğan'ı en hasbi dualarımla anıyorum....

 

 


Etiketler: