OSMANLI döneminin en önemli hadiselerinden birisi, tarihte 31 Mart Vak’ası olarak bilinen ve Sultan 2. Abdülhamid’in hâl edilerek tahttan indirilmesi olayıdır. Bu hadiseyle Osmanlı Devleti’nin çöküşü ve yıkılışı hızlanmıştır. 

Sultan Abdülhamid, kan dökmekten kendi tahtı pahasına da olsa şiddetle çekinen naif bir yapıya sahiptir.  Gelişen kötü olaylar karşısında kendisine sadık paşaların silahlı mukabelede bulunulması teklifine, “Bir kişi için bin kişi yanmaz. İki kardeş birbirini vurmaz. Kimsenin burnunun kanamasını istemem. Ne yapacaklarsa yapsınlar” şeklinde cevap verir. Ayşe Osmanoğlu, “Babam Sultan Abdülhamid”, isimli kitabında, asilerin “Padişahı isteriz” diye bağırdıkları gün babasının çok bezgin ve kederli olduğunu anlatır.

Ulu Hakan, hâl edilme hadisesini şu sözlerle tarihe not düşer: “Milletim namına otuz üç senelik hizmetimin mükâfatı, memlekete ve milletime düşman olduklarına şüphe etmediğim bu adamlar tarafından hâllimin tebliği oldu. Milletim masumdur. Bunları tertip edenler şahsi düşmanlarımdır. Fakat Allah âdildir. Bir gün elbet hakikat tecelli eder...”

Tahttan indirildikten sonra Selanik’e sürgün edilmesi ve orada ailesi ile birlikte tutulduğu muamele tiksindiricidir. 3 yıllık bu esaret hayatından sonra İstanbul’a getirilen 2. Sultan Abdülhamid Han, Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilir. Buradaki hayatı Selanik’tekine nispetle daha iyidir. Hayatının sonuna kadar burada ikamete tabi tutularak, esaret hayatı reva görülür. Bunu da cenazesine gösterdiği yüksek alaka ve teveccüh ile ortaya koyar. Hayatının sonuna kadar burada ikamete tabi tutularak, esaret hayatı reva görülür. Burada 6 yıl boyunca imâmesi kopmuş tesbih taneleri gibi dağılan devletinin dağılışını izlemek zorunda bırakılır. 10 Şubat 1918 yılında vefat ettiğinde millet cenazesine büyük alaka ve teveccüh gösterir. Naaşı  dedesi 2. Mahmud’un medfun bulunduğu Divanyolu Caddesi’ndeki türbeye defnedilir.

Ulu Hakan Abdülhamid Han’ı vefatının 100. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ederken, sürece dair yaşananları hisse çıkartmak maksadıyla tekrar hatırlayalım...

***

HANEDAN-I Âl-i Osman’ın 34. temsilcisi olan II. Abdülhamid Han, devleti “Dağılma Dönemi”nde siyasi dehasıyla 33 yıl idare eder. (31 Ağustos 1876- 27 Nisan 1909) Fakat finalde vuku bulan ve tarihe kara bir leke olarak not düşülen “31 Mart Vak’ası”, bir çöküş öyküsü ve acıklı bir hâtıra olarak hâlâ yüreklerimizi parçalar.

Bütün hainler Meclis’e yuvalanıyor

19. yüzyılın sonlarında Balkanlar’da gelişen olumsuzluklarla bunalan Osmanlı, Batılı emperyalistlerin kurduğu baskılarla yeni bir sürece zorlanır. “Meclis-i Mahsusa” tarafından pazarlık konusu olarak yapılan Kânûn-i Esâsî, iki aylık yoğun bir tartışma sonunda 23 Aralık 1876 tarihinde Sultan 2. Abdülhamid Han’ın onayıyla yürürlüğe girer. Uygulamaya konan 119 maddelik Kânûn-i Esâsî, bağımsız bir İslâm ülkesinde yürürlüğe giren Batılı anlamda ilk yazılı anayasa olma özelliğini taşır. Fakat Sultan 2. Abdülhamid Han, kısa bir süre sonra “93 Harbi”ni (1877-1878 Osmanlı / Rus Savaşı) bahane ederek bu anayasal yönetime son verir. Bu durumdan rahatsız olan Jön Türkler, sudan sebeplerle ortalığı velveleye vermeye başlar. 1889 yılında kurdukları İttihat ve Terakki Partisi’ni devreye sokarak “genç subayları” halka karşı ayaklandırır. Ayaklanmayı önlemek amacıyla Kânûn-i Esâsî’yi tekrar yürürlüğe koyan Sultan 2. Abdülhamid Han, 2. Meşrutiyet’i ilân eder. (23 Temmuz 1908) Bu süreçten sonra Osmanlı Mebusan Meclisi âdeta hainlerin yuvandığı bir merkez haline dönüşür.

İslâm Birliği siyaseti devreye sokuluyor

 Avrupalıların “hasta adam” ilan ettiği Osmanlı Devleti’nin başına geçen Sultan 2. Abdülhamid, başarıyla yürüttüğü dış politikayla emperyalistlerin oyunlarını bozar. “İslâm Birliği” siyasetiyle başta İngiliz ve Filistin’de yerleşim taleplerini geri çevirdiği Yahudilerin canını sıkar. Avrupa basını ve sermayesini elinde bulunduran Yahudi lobileri fırsat kollamaya başlar. 1894’te Doğu Anadolu’yu yurt haline getirmek isteyen Ermeni komitacıların eylemleri, kendilerine itaat etmeyen Sultan 2. Abdülhamid’i halletmek için küresel güçleri harekete geçirir. İngiliz ve Yahudi sermayedarların desteklediği basın, karalama kampanyalarıyla Sultan 2. Abdülhamid’e linç kampanyası başlatılır. Fransız tarihçi Kont Albert Vandal, saltanatı boyunca kan dökmekten kaçınan Sultan 2. Abdülhamid’i “kan dökücü” manasına gelen Le Sultan Rouge (Kızıl Sultan) ifadesiyle itham eder. İçimizdeki gafiller de bu galat-ı meşhur yakıştırmaya mal bulmuş mağribi gibi sarılır. Sonrasında zalim, katil, diktatör ve tiran gibi aşağılama propagandalarının ardı arkası kesilmez.

Darbeciler “şeriat isteriz!..” çığırtkanlığı yapıyor

Basın yayın organları Sultan 2. Abdülhamid Han’a karşı ağır eleştiriler yaparken, Selanik’ten İstanbul’a getirilen Avcı Taburları “şeriat isteriz!..” çığırtkanlığıyla tarihte adı 31 Mart Vak’ası (isyan, Rûmî takvime göre 31 Mart 1325 tarihine denk geldiğinden bu ad ile anılmıştır) olarak geçecek isyanın fitilini ateşler. İttihat ve Terakki Partisi, kanlı olaylara karıştığı gerekçesiyle “Kızıl Sultan” ilan ettikleri Sultan 2. Abdülhamid Han’ı tahttan indirmek için gemi azıya alır. İsyanın sebebi çok aşikârdır; vatan topraklarını satmamak. Filistin ve Kudüs’te para (yüz elli milyon altun İngiliz lirası) karşılığı yerleşim yeri isteyen Yahudilere, “Vatan toprakları satılmaz. Kan akıtılarak kazanılan vatan toprakları ancak kan akıtılarak verilir” diyen 33 yıllık Devlet Başkanı Sultan 2. Abdülhamid Han, miladî 13 Nisan 1909’da tarihe “31 Mart Vak’ası”yla vuku bulan menfur olaylar silsilesiyle tahttan indirilir.

Sultan 2. Abdülhamid Han derdest ediliyor

27 Nisan 1909 Salı günü, Selanik Milletvekili ve İtalyan casusu Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni komitalarının adamı Senatör Ermeni Aram Efendi, Arnavut isyanını kışkırtan Draç Milletvekili Arnavut Esat Toptani Paşa ve Bahriye Feriki Laz Arif Hikmet Paşa’dan oluşan heyetin, Yıldız Sarayı’nın duvarlarını çatlatan “Bermucibi Fetva-yı Şerif (fetva gereğince) millet sizi hal etti” diyerek “hal, hal, hal...” diye tempo tutmalarını hatırlamamak “tarihe ihanet” olur. Theodor Herzl başkalığındaki Siyonist güruh ve Jön Türklerin elele vererek derdest ettiği Sultan 2. Abdülhamid Han, apar topar 27 Nisan günü Sirkeci garından hareket eden trenle Selanik’e sürgüne gönderilir. Osmanlı’nın son dönemlerinde entrikaların merkezi haline gelen Yıldız Sarayı, halk tarafından yağmalanıp, perişan edilir. Aslında sadece Yıldız Sarayı değil, halline karar verilen Ulu Hakan 2. Abdülhamid Han’la birlikte Cihan Devleti Osmanlı da yıkılır. Sultan 2. Abdülhamid Han tahttan indirilince; önce Filistin, sonra Evlad-ı Fatihan daha sonra da “Millet-i İslâmiye ve Ümmet-i Muhammediye” yetim kalır.

Cihan Devleti imâmesi kopmuş tesbih taneleri gibi dağılıyor

2. Abdülhamid Han’ın sürgüne gönderilişiyle birlikte Yıldız Sarayı’nı basıp şahsi eşyalarından tutun da devletin önemli evraklarına kadar yağmalayıp talan edenler, çok kısa süren bir sarhoşluk ve başıboşluk döneminden sonra uyanır!.. Derin pişmanlıklar içinde Ulu Hakan’ı yâd etmeye başlarlar. Yaptıkları hataları anlarlar fakat iş işten geçmiş; 2. Abdülhamid Han, Devlet-i Âliye’nin hazin sonunu görmeden İstanbul Beylerbeyi Sarayı’nda 10 Şubat 1918’de acılar içinde vefat etmiştir.

Pişmanlık duyanlardan Şâir-Filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı, “Sultan Abdülhamid’in Ruhaniyetinden İstimdat” isimli şiirinde hislerini şöyle dile getirir: “Tarihler ismini andığı zaman, / Sana hak verecek, ey koca sultan; / Bizdik utanmadan iftira atan, / Asrın en siyâsî padişâhına... // Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, / Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. / Sade deli değil, edepsizmişiz. / Tükürdük atalar kıblegâhına...”

Şâir- Filozof Rıza, Sultan II. Abdülhamid Han'ın ruhaniyetinden pişmanlık içerisinde bu ifadelerle yardım dilenirken, Enver Paşa, Süleyman Nazif, Mehmed Âkif Ersoy, Bediüzzaman Said Nursî gibi devrin önemli isimleri pişmanlıktan kahroluyorlardı. Fakat ne çare; 9 yıl içinde koca bir Cihan Devleti, İttihat ve Terakki idaresi altında çöküp, “imâmesi kopmuş tesbih taneleri” gibi darmadağın olup gitmiştir.

***

Vefatının 100. sene-i devriyesinde Sultan 2. Abdülhamid Hanı bir kez daha rahmetle yâd ediyoruz. Allah makamını âlî, mekânını Cennet etsin.

UNUTMADIK...

İdare ettiği Osmanlı Devleti’ni 33 yıl boyunca bir taraftan çeşitli entrikalara karşı ayakta tutmaya çalışırken diğer taraftan ise bir çok alanda hayalleri zorlayan projeleri ile milletinin refahını zirveye taşıyan Sultan 2. Abdülhamid Han; tasmaları başkalarının elinde olan İttihat ve Terakkicilerin 31 Mart 1325’te gerçekleştirdikleri darbe ile derdest edildi. Ulu Hakan 3 yılı Selanik, 6 yılı ise İstanbul Beylerbeyi Sarayı olmak üzere 9 yıl boyuncu habis ur gibi vatanını saran işgalcilerin işkencelerine maruz kalarak  elem içinde hayata veda etti.

UNUTTURMAYACAĞIZ!

Aradan geçen 107 yıllık süre zarfında yeşerttikleri fitne tohumlarını kan ve gözyaşı ile yeşerten sömürgeciler; bölgesinin hamisi, direnişin son kalesi Türkiye’ye tekrar diz çökertmek için politik, ekonomik, sosyal, etnik ayrıştırma ve terör örgütleriyle test etmeye başladılar. En sinsi vuruşu ise 15 Temmuz 2016’da tıpkı 2. Abdülhamid Han’a yapılan darbenin benzerini tekerrür ettirmek için FETÖ’cüleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında millî iradenin üzerine saldılar. Başaramadılar; başaramayacaklar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kenan engin 2018-02-10 19:26:56

Allah rahmeti̇yle muamele eylesi̇n.