Ersoylar dinlenme tesislerine hoş geldiniz

Abdullah KİBRİTÇİ
aleminrenkleri@gmail.com

  Yollarda olmak, herhangi bir mekanın adetine örfüne bağlı olmamak demek, yani özgürlük demek. Hiçbir yerin kaidesi kuralı sizi bağlamıyor ve siz her daim yoldasınız, bir yerden bir yere gidiyorsunuz. Amerikan kültüründe züppelerin toplumdan kaçışının bir yöntemidir yolda olmak ve zaten amaçlanan da varmak değildir bir yere, her daim yolda olmaktır maksat.

Gezmek ve yolda olmak birbirlerine yakın olsalar da başka şeyler. Gezmek amacı olsun veya olmasın bir nimetin karşılığına denk gelir. İyi yerler görmek, iyi vakitler geçirmek, iyi lezzetler tatmak şeklinde sıralayabiliriz bu nimetleri. Umduğunuz, ulaşmaya çalıştığınız bir şey vardır, bu bir iç ferahlığı bile olabilir. Yolda olmanın ise bir planı olmadığı gibi belirgin bir emeli de yoktur. Buradaki lezzet, bizzat yolda olmanın kendisi ve bunun sağladığı özgürlüktür.

Bazı kültürlerde yol ibadet olarak kat edilir. Kutsal yolculuk diye bir şey vardır mesela. Fransa’dan başlayıp İspanya’nın tepelerine uzanan Camino de Santiago parkuru 800 kilometrelik bir yürüyüş yoludur. Aziz James’in yolu olarak bilinen bu yol birçok etaplar içeren ve yürüyerek kat edilen bir Hıristiyan hac ibadetidir.

İslam kültüründe ise Safa ve Merve tepeleri arasında yürünür, sa’y edilir. Hacer validemizin oğluna su bulmak için çaresizce koşuşturduğu iki tepedir burası ve yaklaşık 400 metredir. Bu iki tepeyi sa’y etmek -Hıristiyan kültüründen farklı olarak- Allah’ın emri ile Hac ve Umre’nin bir parçası haline gelmiştir. Ancak yine de hac yolunda olmaktan, Kabe yollarına düşmekten bir sevap beklenir. Niyet halis olduktan sonra, iyiliğe doğru adım atmak ibadet olmasa da kültürümüzde sevap sebebidir. Yol kavramıyla alakalı olarak bir de tasavvufta seyr-i süluk var, ama ona şimdilik hiç girmeyelim.
Günümüzde gezmek macera arayışının, belki bir kaçışın sembolüdür. Yolda olmak ile gezmek birbirine yakınlaşmıştır, iç içe girmiştir. Gezmek deyince hemen aklınıza sırt çantalı turistler gelmesin. Onların büyük çoğunluğu tatilcidir, gezgin değildir. Ve zaten bahsini yaptığımız gezmek yaz tatilinde köye gitmek değildir. Ona zaten sıla-ı rahim deriz: eş dost ve akraba ziyaretinin yanında “tebdili mekan” etmektir.

Mekan değiştirmekte elbette ferahlık vardır. Nasıl olduğunu bilmesek de, gitmek, uzaklaşmak biraz, hani derler ya “kafa dağıtmak”, yeniden bir enerji verir insana. Bir de seyyahlar vardır, gitmek tutkusuyla dolup taşan. Seyyahların piri Evliya Çelebi’nin “seyahat ya Resulallah” hikayesini anlatmaya gerek var mı?

Bize gezmek çok zaman lüks bir şeymiş gibi görünür. Derler ki işin gücün var nasıl gezeceksin. Çoluğun çocuğun var, okulun var, şu var bu var… şeklinde devam eden yüzlerce engel sayarlar. Gezmek için bol para ve bol zaman olması gerektiği düşünülür. Böyle düşünenler ömürleri boyunca paraları ve zamanları olsa da gezemezler zaten. Onlar baştan kaybetmiştir. Çünkü gezmek öyle bir şey değildir. Bazen gezmek aylık akbil doldurtup İstanbul sokaklarını turlamaktır. Sultantepe’ye çıkmak oradan İcadiye’ye sallanmak ve laik teyzelerin pis bakışları arasında Kuzguncuk’tan geçmektir. Bazen İkitelli sokaklarında yürümek, bazen Güngören sanayi sitesinde plastik kokuları arasında “insanlar burada ne yapıyorlar” diyerek bakınmaktır. Gezmek her şart altında olabilen bir şeydir. Hiçbir şey yapamadığında iş çıkışı Balat’a yürümektir mesela, en yakın parka bir iki dakika yürüyüp gelmektir veya.

Gün boyu okuduğum haberleri ve yazıları kafamdan atmak için akşamları gezginlerin bloglarını okurum yıllardır. Beni en çok rahatlatan, lezzet veren yazılar bunlardır. Bazen şairler ve yazarlar gidip gördükleri yerleri anlatır gezi yazıları yazarlar ya, iyidir güzeldir amma hiç tutmaz bu blogların yerini. Çünkü arı durudur her şey, yazan ne şiir bilir ne de nesir, en basit haliyle anlatır başından geçenleri. İbrahim Tenekeci’nin Şehrengiz’deki, Müslim Coşkun’un Milli Gazete’deki gezi yazılarını seviyor olsam da blogger’ların tarzı her zaman daha çok hoşuma gitmiştir. Şunu yaptık bunu ettik, deyip geçer. Ne süsler ne de kıssadan alacağın hisseyi sana açık eder. Cümleler düşük, imla bozuk olsa da bu basit ve kusurlu anlatım en doğal haliyle geldiği için bize, yazıya dahil oluruz bir şekilde. Hatta yazıya dahil olmaktan öte, geziye dahil oluruz, yürürüz o yolları beraber. Oysa kusursuz bir anlatımda araya kaynayamayız, imrenilecek bir güzelliğe dışarıdan bakıp geçeriz sadece.

Takip ettiğim bloggerların kimi beş parasız bisikletle geziyor, kimi ailesiyle. Kimi zorlu bir yolculuk peşinde kimi sadece güzel yemekler yemek için yollarda.
Bunlardan bir tanesi şuan Güney Amerika yolculuğunda. En son Paraguay’dan bir çıkış yolu arıyordu. Maceralarını www.yarbanabiryolculuk.com’dan takip edebilirsiniz.
Devran Bostancıoğlu’nun blogunda hayata karşı sitemlerini okuyabileceğiniz gibi beş parasız kat ettiği yolları ve otostoplarını da okuyabilirsiniz. Özellikle akbille yaptığı İstanbul turu gerçekten hoşunuza gidecek. Sitesi: bostanciogludevran.wordpress.com
Eğer bir gün siz de yollara düşecek olursanız mutlaka uğrarsınız ama ben şimdiden bahsetmiş olayım. Bekran Sarsılmaz dünyanın birçok yerini gezip işinize yarayacak bilgileri ve fotoları paylaşıyor, yola çıkmadan karşılaşacağınız şeyleri bilmekte fayda var elbette: www.bekransarsilmaz.com

Benim favorim ise gençliğinde tek başına ve arkadaşlarıyla gezen ancak şimdilerde ailesiyle gezen Bora Bilgin. Yazıların sonunda o gezinin kaç paraya patladığını detaylarıyla görebiliyorsunuz. Aynı zamanda güzel şarkılar çalıyor. Nerede ne ucuza yenir, nerede ucuza konaklanır, kazıklanmadan nasıl seyehat edilir, bilmek isterseniz: www.sandaletliseyyah.com

Son zamanların en meşhur gezgin ikilisinden bahsetmeden olmaz. İşlerinden istifa edip dünya turuna çıkan iki arkadaş. 13 ay süren yolculuklarını anlattıkları siteleri: www.baskaturlubirsey.com

Daha onlarca var. Şimdilik bu kadar yeter. Bir dahaki sefere, yol filmlerinden bahsederiz.

Bu haberin yorumlarına abone ol

1 Yorum


Warning: _() expects exactly 1 parameter, 2 given in /home/milatgazetesi/milatgazetesi.com/wp-content/themes/weekly_v1.0.1/comments.php on line 35

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*