İbn-i Haldun, Mukaddime’nin birinci cildinde; “Başkasının egemenliğine girip kendiişlerini başkasına bıraktıkları, köleleştirilerek başkasının birer aracı ve ele bakıcısı durumuna geldikleri zaman tembelliğin, uyuşukluğun baş gösterdiğini dolayısıyla ileriye dönük düşüncelerin ve hedeflerin de azaldığını/köreldiğini” söyler. 

Türkiye, 60 yıldır kendi oyun kurma kabiliyetini körelten bir ülke durumundadır. Bunun en önemli nedeni emperyalistlerin güdümüne sokulup, kendi işlerini başkasına havale eden bir ülke haline getirilmesidir.

Rahmetli Ömer Lütfi Mete şöyle kronolojik bir sıralama yapar: Yağmacılık, kolonicilik, sömürgecilik, uluslararası kapitalizm, liberalizm, yeni liberalizm ve küreselleşme… Hepsi de aynı yağma düzeninin birer parçası.  Sadece isimleri değişik ve her dönem başka maskelerle karşımıza çıkıyor.

Bugün dünyayı küresel bir köye çevirip mali çarklar üzerinden yönetmeye çalışan ve dünyayı hemen her yerden ilmek ilmek bağlayan bir düzenekle karşı karşıyayız.  Finans ağıyla yönlendirilebilecek yaklaşık iki bin şehir devletli bir dünya düzeni bu. Bu bakımdan nerede ulus devletler güçlense yahut millet bilinci oluşmaya başlasa orayı tarumar ediyorlar.

Bakınız, bugün Tunus ve Fas’taki Arap’la Irak’taki bir Arap, birbirinin konuştuğu dili anlamıyorsa ve yine Azeri ve Kırgız birbirini anlamakta güçlük çekiyorsa, hatta birkaç binlik Teleüt Türklerinin önüne bile yeni bir alfabe konuluyorsa bunun yegâne nedeni;  birlik ve beraberlik duygularının köreltilmesi, uyuşuk, bilinç kayması yaşayan, toprak bilincinden yoksun, birbirinden kopuk toplumların en tepedeki küresel sermayeye itaatkâr hale getirilmek istenmesinden ötürüdür.

2017 yılında dünyanın en zengin 8 kişisinin servetinin, dünyanın yarısının sahip olduğu varlığa eşit olan korkunç bir düzenekten bahsediyoruz. Öyle ki BM, NATO, WTO, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşları hükümranlığı için birer araç olarak kullanan bir düzenek bu.

Amerikalı bir ekonomist olan Stiglitz’in dediği gibi; “ABD isterse bir ülkeyi bomba atarak yani savaşa girerek ya da kredi notunu düşürerek, finansal operasyon yaparak hırpalayabilir.” Çünkü bu devlet 1977 yılında kongreden bir yasa geçirdi. “Acil Ekonomik Önlem Yasası” adı verilen bu yasa ABD Başkanına dış dünyadan gelebilecek en küçük tehdide karşın ticareti düzenleme ve ambargo koyma konusunda sınırsız yetkiler tanıyordu. O tarihten itibaren İran başta olmak üzere birçok ülkede sonu kriz ve darbelere varan ağır yaptırımlar uygulandı.

Nihai hedef; güçlenen ulus devletleri devre dışı bırakarak, yeryüzünü küreselleşme gibi ayartıcı kavramlarla 2 bin devletli bir yapıya dönüştürmek. Bunun için de millet kavramının içini boşaltarak serbest piyasa ekonomisi kisvesi altında kapitalizmi dayatmak. Markayı put haline getirerek insanları popüler kültürün kıskacında eritmek, şuursuzlaştırmak ve birlikte olma dirençlerini kırmaktır.

Ömer Lütfi Mete, ölmeden evvel “Küresel sermaye Erdoğan’ı tasfiye etmek istiyor bunun için en yakınındakileri bile devreye sokacaktır. Aman ona dikkat edin, koruyun, sahip çıkın” diyerek Türk milletinin yeni görevinin, yeni Kızılelma’sının kapitalizmi yok etmek olduğunu ifade ediyordu. Peki, neden Erdoğan, neden Türkiye?

Çünkü bizler Erdoğan liderliğinde, tam da böylesi bir zaman diliminde millet olarak tarih sahnesine çıkma şansını yeniden elde ettik. 200 yıldır korkulan bir şeyi yani “millet” olmayı yeniden gündemimize aldık.

O yüzdendir ki bugün eski AK Parti’li ile ezana hakaret eden ve başörtüsünü mahkemeye taşıyan birinin CHP’de buluştuğu, eski HDP’li vekilin ve 28 Şubat’ta Refah Partilileri kan kusturan DGM Savcısı’nın SP’den aday gösterildiği enteresan bir seçim dönemi yaşıyoruz.  Herkes son kozunu oynuyor.

Son zamanlarda da dolar üzerinden bir operasyona maruz bırakılıyoruz lakin bir ara ABD’nin cumhuriyetçi eski başkan adayı ve Teksas senatörlüğü de yapmış olan Ron Paul’un dediği gibi “ABD’nin umursamadan büyüyen borçları, askeri harcamaları ve koyduğu ambargolar, karşılıksız dolar basması vs. eninde sonunda sistemin çökmesine sebep olacaktır.”

Bugün içeride asla bir araya gelmez dediğimiz kesimler bir araya geliyorsa işte bu kumarhane düzenini ayakta tutmak ve ülkeyi aracı kurumlara havale ederek teslim etmek gibi bir vazifeleri olduğundan ötürüdür.

Artık bu ülkede iki kesimin mücadelesi söz konusudur. Ülkesini bağımsız, güçlü, dirençli, büyük hedefleri olan bir ülke durumuna getirmek isteyenlerle, müstemleke bir ülke durumuna getirmek isteyenlerin mücadelesidir bu. 24 Haziran bu bakımdan çok önemlidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
serdar arkan 2018-05-24 01:25:35

ufuk bey, millet olmak biraz da bu değil mi; barışmak-farklılıkları kabul etmek ... ortada millet olan, (olmaya başlamış) bir kitle var. siz sanırım sadece "vesile" oluyorsunuz. bu da bir vazife. Allah muvaffak etsin.