1920 sonrası dönemde ülkemizde darbeler, muhtıralar ve çatışmalar hiç eksik olmamıştır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri, kurulu sistemin devamını sağlamak için eski rejimi güncellemek amacıyla yapılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi, direkt iktidara el koymak için yapılan FETÖİST bir işgal girişimi olması nedeniyle, önceki darbelerden nitelik olarak farklılık göstermektedir.

28 Şubat, askerin liderliğinde medya, üniversiteler, uluslararası güç merkezleri, sermaye çevreleri ve meslek kuruluşları kullanılmak üzere Refah Partisi-DYP koalisyonunu iktidardan düşürmeyi ve Refah Partisi’ni yapı ve taban olarak ortadan kaldırmayı amaçlayan bir haydutluk girişimidir. 28 Şubat günü yapılan tarihin en uzun MGK toplantısında, askerler seçilmiş demokratik hükümetin başbakanı merhum Erbakan’a darbeci taleplerini dayatmaya, talepleri kabul edilmediği takdirde silah kullanma tehdidinde bulunmuşlardır. MGK toplantısında, o dönemin askerlerinin, kendi ülkelerinin başbakanını silahla tehdit etmeleri ve bir talep listesi dayatmaları, demokrasi ve hukuk adına siyasal tarihimizde kara bir leke olarak yerini almıştır.

28 Şubat, ülkemizde kurulmuş olan siyasal ve idari rejimin asli niteliğini bütün açıklığıyla ortaya çıkaran bir darbedir. Seçilmiş demokratik hükümetlerin ve meclisin aslında bir hiç yerine konulduğu, asıl muktedirin asker ve onun kontrolündeki sivil odaklar, bürokrasi ve yargı olduğu net olarak anlaşılmıştır. Asker, sivil bürokrasiyi ve yargıyı kontrol ederek ülkede asıl muktedir gücün kendisi olduğunu vehmetmekteydi. Askeri vesayet denilen eski rejim, bürokratik, sivil ve yargısal unsurlarıyla devlet iktidarı denilen hükümet ve meclis üstü paralel bir devlet yapılanması oluşturmuştu. Bütün darbelerin kökeninde, devlet içinde oluşan paralel devlet yapılanmaları ve güç merkezlerinin varlığı bulunmaktadır. Devlet içinde devlet gibi organize olan cunta, cemaat, bürokrasi ve sermaye çevreleri gibi gruplar olduğu sürece, ülkemizde demokrasiye ve hukuka dayalı bir siyasal ve sosyal sistemin inşa edilmeyeceği gerçeğini, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbe girişimlerinden acı bir ders olarak öğrenmiş bulunmaktayız.

28 Şubat sürecinde ve sonrasında asker kadar aktif olan diğer bir gücün yargı olduğu görülmektedir. Refah Partisi’ni kapatma dahil darbecilerin bütün brifinglerine koşan yargı mensupları, 28 Şubat darbesindeki asli rollerini her yönüyle yerine getirmişlerdir. HSYK’nın yargı bürokrasisinin bir organı olarak değil, yargıyı denetleyen ve kontrol eden darbeci bir merkez olduğu gerçeği, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbe girişimlerinde açık bir şekilde anlaşılmıştır. Yargı içinde örgütlenmek ve yapılanmak, bütün yozlaşmanın ve çürümenin kaynağını oluşturmaktadır. Jüristokrasi denilen yargısal militanlığa ve aktivizme dayalı rejimde, yargı mensupları, bir hukuk insanı olarak değil, egemen kliklerin kontrolünde birer militan gibi davranmaktadırlar. Ülkemizin jüristokrasi dahil, demokrasi ve hukuk dışı hiçbir güce ihtiyacı bulunmamaktadır. 28 Şubat darbesi, ülkemizin en acil ihtiyacının hukuk olduğunu bütün toplumun derinden hissetmesine neden olmuştur. 28 Şubat, hukuku ortadan kaldıran bir darbedir. 28 Şubat, toplumsal belleğimize ve tarihimize korkunç insan hakları ihlallerinin yapıldığı bir dönem olarak kazınmıştır.

28 Şubat darbesi, Refah Partisi’nin tabanını, İmam-Hatip okullarını ve başörtülüleri hedef alarak toplumda derin kamplaşmaların ve gerilimlerin yapılmasına neden olmuştur. 28 Şubat darbecileri, kendileri gibi düşünmeyen dindar toplum kesimlerinin, insan haklarını, onurlarını ve özgürlüklerini her açıdan çiğnemişlerdir. 28 Şubat darbecileri, talepleri gerçekleşmediği takdirde her türlü sivil katliamı yapmaktan çekinmeyeceklerini topluma hissettirerek yıkıcı bir korku ve baskı ortamı yaratmışlardır. Toplum olarak hiçbir kesimin bir diğer kesime düşman olmadığı, hiçbirimizin bir diğerinin ötekisi olmadığı gerçeğini idrak etmemiz lazımdır. Bir toplumsal kesime yönelik kullanılacak tehdit dili veya sivil katliam söylemleri, toplumda derin travmalara neden olmaktadır. 28 Şubat darbesi sürecinde yaşanan acı tecrübeler, hiç kimsenin bir diğerini silahla ve katliamla tehdit edemeyeceği, herkesin yaşam hakkı dahil birbirimizin insan haklarına ve özgürlüklerine saygı göstermemiz gerektiğini fark etmemizi sağlamıştır.

28 Şubat darbesi, resmi ideoloji adına totaliteryanizmi ülkemize egemen kılmaya çalışmıştır. Dindar-laik şeklinde toplumu birbirine düşman etmek stratejisi üzerinden bin yıl sürecek şekilde ülkemize egemen olmayı planlayan 28 Şubat darbecileri, neye inanacağımızı, neyin dine uygun olup olmadığını, hangi çağdaşlık ve laiklik anlayışını benimsememiz gerektiğini bizlere dayatıyorlardı. 28 Şubat totaliteryanizminin insani maliyeti çok ağır olmuştur. Okula alınmayan bir kız öğrenciyi sokak ortasında kamyon ezmiş ve ayağı kesilmek zorunda kalmıştır. Medine Bircan isimli kanser hastası yaşlı bir kadın, başörtülü olduğu gerekçesiyle tedavi edilmemiştir. Her açıdan toplumumuzda ağır insani facialara neden olan 28 Şubat darbesi, hukuku ve demokrasiyi ortadan kaldırarak ülkemiz tarihinde karanlık ve kirli bir dönemin adı olarak insanlık vicdanında mahkum edilmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.