Yaklaşık 30 yıl evvel…

Genç bir adamdım.

Farklı bir diyardaydım; doğup, büyüdüğüm, mesleğe başladığım yerlerden bambaşka yerlerde, bambaşka insanların arasında…

Değişik bir kültürdü bu…

Erkeklerle kadınların birbirlerine “karışmadığı” ev sohbetleri dikkatimi çekiyordu.

Belli mekânları vardı, hayatları buralarda geçiyordu.

Cağaloğlu’ndaki Üretmen Han, Fatih’teki kıraathaneler, Süleymaniye’deki Dârüzziyafe, vesaire…

Sürekli olarak Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’ten bahsediyor; bazı dizeleri, genellikle de aynı dizeleri tekrarlıyor…

Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin “yarı fıkra” kıvamındaki söz ve hareketlerini anlatıyorlardı.

 “Sistem”den şikâyet ediyor, “Mukaddesât Düşmanları”nın haksız yere idam ettiği, hapishanelerde süründürdüğü insanlarımızı anıyor…

“Açık, saçık” resimler basan gazetelere, dergilere tepki gösteriyor…

“Rejim”in “zina”yı teşvik ettiğini vurguluyor…

 “Kumar”a hamilik yapan “Sistem”in buna bir de “Millî” dediğini söylüyorlardı…

Rahmetli Erbakan’ın bu gidişi değiştirip değiştiremeyeceğini ele alıyor; kimi zaman da ‘oy kullanmanın hükmü’ tartışmalarına giriyorlardı.

 “Haram”a göz kaydırmamaya özen gösteriyor, göz kapaklarını “erkeğin tesettürü” olarak görüyorlardı.

Bununla birlikte, ortalığın çok berbat olduğunu, bu şartlar altında “harama bulaşmamanın” gittikçe zorlaştığını söylüyorlardı.

Haram-helâl kazanç meseleleri sıkça gündeme getiriyor; “imam maaşlarının bile temiz olmadığını” söylüyor ve yeni bir “düzen” kurulmadıkça bu işlerin düzelmeyeceğinin altını çiziyorlardı.

Başörtüsü zulmü vardı o yıllarda;  “bacılarımızla” dayanışmanın önemine vurgu yapıyor, her türlü baskıya rağmen baş açmayı reddeden “bacılarımızın” kahramanlıklarından övgüyle bahsediyorlardı.

“Bu işlerin demokrasi yoluyla olacağını” savunanlar, önce belediyelerin alınacağını, ardından Meclis’te grup kurulacağını ve bir süre sonra da “iktidar” olunacağını…

Bu sayede de “özlenen günlere” kavuşulacağını ifade ediyorlardı.

Ben bütün yapılanlara, söylenenlere bakarak ve hepsini kafamda anlamlandırmaya çalışarak bu yeni mekânlarda dolaşırken…

Dindarlara yapılan zulümlerin büyüklüğünü idrak çabasıyla bilenirken…

Baş döndürücü gelişmeler meydana geldi…

 Nasıl olduğunu, nasıl bittiğini hâlâ kafamda sorguladığım bu gelişmeler, Rahmetli Erbakan’ı Başbakanlık makamına taşıdı.

İlk altı ayda fırtına gibi esti Rahmetli Hoca; işte havuz sistemi, D-8, bilhassa askerlere ve azımsanmayacak oranlarda da diğer kamu görevlilerine süper maaş zamları…

Bütçenin iki yakasını bir araya getirmişti Rahmetli Erbakan Hoca..

Refah Partisi hızla yükseliyor, Erbakan Hoca’yı “yanlış anlayanlar”ın bir kısmı “bu tarafa” yöneliyordu...

İşler böyle, “iyi” giderken…

Diğer taraftan da…

“Derin Devlet”in bu gelişmeleri endişeyle izlediği, “Böyle giderse, 2005 yılında üçte ikilik çoğunluğu ele geçirirler!” yollu raporların gündemde olduğu belirtiliyordu…

Bir süre sonra, malûm operasyonlar geldi...

 “28 Şubat” işte; okullarımızın, Kur’an Kurslarımızın, vakıflarımızın, partilerimizin, iş yerlerimizin kapılarına kilit vuruldu…

Gümüş yüzük bile “Rejim’e Tehdit” olarak değerlendirildi, ticarethanelerimiz batırıldı, gazetelerimize baskınlar yapıldı, başörtülü “bacılarımızın” hayatları karartıldı, memurlarımız işten atıldı…

Nice vatan evlâdı içeri tıkıldı.

Rahmetli Erbakan, “devre dışına” itildi.

Sonra ara dönem hükümetleri…

Ardından…

Batma noktasına geliş…

Siyasi ve ekonomik krizler…

Ak Parti hareketi ve iktidar yılları…

Sayın Erdoğan fırtına gibi esti, esiyor…

 Onu da rahat bırakmadılar ve bırakmıyorlar…

Nice “itibar” edilen, “ihanet” etti!..

Bir de nice “dost” bilinen “düşman” çıktı, bundan sonra da çıkabilir!..

Nice “yalaka” gerçek yüzünü “zamanı gelince” gösterdi, bundan sonra da gösterebilir!..

Çok zor bir süreçten geçiyoruz…

Fuzulî’nin dediği gibi…

 “Dost vefasız, felek acımasız, dünya karışık!/ Dert çok, dert ortağı yok, düşman güçlü…”

Allah milletimize kolaylık versin…

Bugün…

28 Şubat…

Bugün…

Tefekkür günü…

Bakın:

Başörtüsü serbest, her yerde serbest.

Kur’an Kurslarımızın kapıları ardına kadar açık.

Katsayı haksızlığı yok; meslek eğitiminin önü ardına kadar açık…

İmam Hatip okullarına ilgi büyük …

Vakıflarımız, sendikalarımız umumiyetle “zengin”, bir kısmı “çok çok zengin”

Medyamız “üretim”değilse de, “imkân” bakımından hayli güçlenmiş durumda…

Düne kadar habere otobüsle, minibüsle gidilirdi…

Bugün imkânlar, milyona katlanmış vaziyette.

Nice zenginimiz var, nice.

Türkiye büyüyor, Türkiye gelişiyor, Türkiye güçleniyor…

Türkiye, yedi düvelin saldırılarını püskürtüyor ve  dosta güven, düşmana korku veriyor…

O yıllardan bu yana çok şey değişti; artık eski mekânlarımız yok ya da yok gibi.

Yepyeni bir “dünya”dayız…

Bambaşka her şey; o vakitler sosyal medya yoktu şimdi var, hayatlarımız tamamen değişti, klavyelerin kahramanıyız!..

Ve yepyeni “kahramanlarımız” var; fevkalâde “goygoycu”, fevkalâde “trol”!

Nevzuhur tipler!..

Bambaşka günlerdeyiz…

Ve tabii…

Tekrar edelim:

Başörtüsü zulmü de kalmadı.

Bundan sonra…

Ne yapacağız?..

Hedefimiz ne?..

Ailemiz, anamız, babamız, evlâdımız, torunumuz, yeğenimiz, okulumuz, üniversitemiz, televizyonumuz, gazetemiz, dergimiz, vakfımız, sendikamız, şirketimiz, derneğimiz, başkanımız, vekilimiz, bürokratımız, diplomatımız, odamız, borsamız, öğretmenimiz, öğrencimiz, gazetecimiz, yazarımız, hocamız, sanatçımız, mahallemiz, sokağımız, apartmanımız…

Ya köyümüz?..

Tavuğumuz, koyunumuz, danamız, buzağımız…

Hastanelerdeki ve mezarlıklardaki büyüklerimizi, küçüklerimizi, mağdurlarımızı ziyaretlerimiz…

İnfaklarımız!

Güvenilir dostlarımız…

Büyük heyecanlarla gidilen, sevinç ve gurur gözyaşları dökülen mitinglerimiz!..

“Dâvâ” arkadaşlarımız!..

“Dâvâ”mız öncelikle…

Bir gün…

Hiç olmazsa bir gün şöyle bir oturabilsek…

Şu karmaşadan, kargaşadan sıyrılıp da…

Bir gün…

Hiç olmazsa bir gün, “tefekkür edebilsek..”

Hangi “dâvâ adamları”nın hangi duygular içinde olduklarını…

İdrak edebilsek…

Kariyer plânlarımıza ya da “günlük telâşlarımıza” bir gün olsun ara verebilsek…

Bir gün…

Hiç olmazsa bugün…

28 Şubat…

Senede bir gün…

Tefekkür!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yılmaz 2018-02-28 17:39:22

Agzina yüreğine sağlık

Avatar
H.Hüseyin ALTIN 2018-03-01 11:53:47

abi çok güzel öazetlemişsin, ellerine sağlık. bide şu sıvas hemşirelik'in zorbası antalyaalı serpil hemşiresini merak ediyorum, nerde, ne haldedir. yaptıklarından utanç duyuyomu acaba.

banner623

banner624