Arşiv: git
ARA

 
“Andımız” 80 yaşında!
 14.09.2013 00:00


İsa Tatlıcan
Milat

 

Geçtiğimiz hafta yayınlanan bir yazımda 2013-2014 eğitim öğretim döneminin tüm öğretmenler için başörtüsü yasağı ile birlikte başladığını yazmıştım. Yazımda Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’dan bir de ricada bulunmuştum: “Bu yıl öğrencilerinin gözünün önünde örtüsünü çıkarma utancını başörtülü öğretmenlere yaşatmayalım sayın Bakanım.”

Bugün de, 80 yıldır askeri bir komutla ilkokul öğrencilerine tekrarlatılan “Andımız” utancından bahsetmek istiyorum.

Bu andımız meselesi de nereden çıktı diyebilirsiniz. Söyleyeyim…

Bir grup eğitimci andımızın kaldırılması için bir imza kampanyası başlatmış. www.andimizkaldirilsin.com internet sitesi üzerinden başlatılan kampanyada, bu ilkel ve ırkçı metnin artık çocuklarımıza her sabah tekrarlatılmaması gerektiğinin altı çiziliyor.

Haksız bir eleştiri değil.

Anayasadaki Türklük tanımının bile tartışmaya açıldığı, seçmeli Kürtçe derslerinin müfredata girdiği günümüzde kimseden “varlığını Türk varlığına armağan etmesini” isteyemeyiz.

Peki “Andımız” neden kaldırılamıyor?

1940’ların milliyetçilik anlayışının bile gerisinde olan metni kutsal yapan nedir?

Merak ettim, araştırdım, notlar aldım.

– Dönemin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Reşit Galip, kendi çocuklarının okuması için bir “milli ant” kaleme alır. Afet İnan’ın anılarında bahsettiğine göre, bu antı bir gün Çankaya Köşkü’ne getirir ve Atatürk’e okur. 10 Mayıs 1933 tarihli bir genelge ile “Andımız” adı verilen bu yeminin bütün okullarda okunması zorunlu kılınır.

-Andımız üzerinde ilk değişiklik 1971 Muhtırası’ndan sonra yapılır. “…yurdumu özümden çok sevmektir” şeklinde biten cümle yeterince milliyetçi bulunmaz ve “…yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.” şeklinde değiştirilir.

– Andımız’da 1997 yılında bir revize daha yapılır. “Yasam” kelimesi “ ilkem” olarak değiştirilir ve “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” cümlesi yer değiştirir.

– Metin üzerinde revizeler yapılsa da, zaman zaman liselerde okutulması gündeme gelse de kaldırılması hiçbir siyasi iktidarın aklından bile geçmez. “Andımız”ın 80 yıllık tarihi boyunca hiçbir siyasetçi, “Andımız”ın kaldırılması için bir teklifte bulunamaz.

– Hakkınızı yemeyelim bu konuda tek itiraz rahmetli Erbakan’dan gelir. Bingöl’de yaptığı bir konuşma yapan Erbakan, “çocuklara her sabah Türküm doğruyum çalışkanım dedirtirseniz, başkaları da Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım der” şeklinde tepkisini dile getirir ve 1 yıl hapis cezasına çarptırılır.

– Andımız’ın kaldırılması için bir hukuk mücadelesi yürüten Mazlum-Der Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahim Ay, Türkiye’deki hukuk sürecinden bir sonuç alamayınca davayı 2012 yılında AİHM’e taşır.

-– Bir öğrenci, öğrenim hayatı boyunca 1280 kez bu yemini tekrarlar. Ya da şöyle söyleyelim. Kürt, laik, dinci, İslamcı, milliyetçi, Rum, Ermeni, ateist ya da hiçbiri… Her ne olursanız olun 8 yıl boyunca her sabah bu ilkel metni tekrarlamak zorundasınız. 

Birkaç cümle ile Andımız’ın hikayesini özetlemeye çalıştım.

Sonuç olarak; evet “Andımız” kaldırılsın. Siz de benim gibi düşünüyorsanız www.andimizkaldirilsin.com internet sitesini ziyaret ederek bir imza atın.

Birçok açıdan sorunlu, ırkçı, bireyi hiçe sayan, vatandaşı devletin kurşun askeri gibi gören, dini ve siyasi düşünce özgürlüğüne aykırı bu metin yeni Türkiye’ye yakışmıyor…

 

Hayrettin Karaman hocaya katılmıyorum

Birçok konuda görüşüne değer verdiğim Yenişafak yazarı Hayrettin Karaman dünkü yazısında Gülen cemaati tarafından finanse edilen aynı dini tesiste cemevi ve cami yapılması projesini eleştirmiş ve eklemiş: “Bir dinin iki mabedi olmaz.”

“Birbirinden farklı mabedlerin birlik beraberlik ruhuna zarar vereceğinin” altını çizen Hayrettin Karaman hoca, “bu tür girişimlerin insanları ortak mabed olan camilerden uzaklaştıracağını” yazmış.

Başta da söylediğim gibi, birçok konuda görüşlerine önem verdiğim Hayrettin Karaman Hoca’nın bu konudaki fikirlerine ne yazık ki katılamıyorum.

Bir dinin iki mabedi de olur yüz mabedi de...

Bizim birlik beraberliğe falan ihtiyacımız yok. Birbirimizi anlamaya, birbirimize inanç ve düşüncelerine saygı göstermeye ihtiyacımız var.

Her konuda olduğu gibi dini alanda da birbirinden farklı sesler ve yorumlar olacaktır, olmalıdır da…

Dinin farklı yorumları, kendi din anlayışlarını özgürce yaşayabilecekleri mabedler kurabilir.

Hakaret etmedikten ve iftira atmadıktan sonra, dinin farklı ekollerine, hatta bize çok saçma gelen yorumlarına, mezheplerine hatta mezhepsizlerine açık olmamız gerekir.

“Bir dinin iki mabedi olmaz” demek, Alevileri camiye zorlamak, dinin farklı yorumlarına kapıyı kapatmak, özgürlüklerin önüne set çekmektir. 

 

NOT: Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Cami ile Cemevini birleştiren girişiminin iyi niyetli olduğuna inanıyorum. Ancak bu dini tesisin Aleviliği asimile etme,  Alevileri camiye ısındırma projesi olarak algılanabileceği düşünülmeliydi. Merdivenden, ağaçtan, çatıdan düşen göstericiden eylem konusu çıkaran provakatörlerin bu girişimi de huzuru bozmak için kullanacakları tahmin edilmeliydi.

Cami ve Cemevi’ni yan yana inşa etme girişimi bir yıl önce olsaydı her kesimden takdir toplayabilirdi. Bugün ise meselenin iki tarafının da tepkisini çekiyor.

Ne yazık ki işte böyle bir dönemden geçiyoruz.

 

 

Kalbim Ege’de kalmadı!

Geçtiğimiz hafta Ege’nin sahil ilçelerinde programsız bir yolculuk yaptım. Çeşme’den başlayan yolculuk Kuşadası’nda sona erdi. 7-8-9 Eylül’de İzmir ve ilçelerindeki kurtuluş şenliklerini de yerinde izleme imkanı buldum.

Tahmin edeceğiniz gibi Kurtuluş şenlikleri bir anda Gezi Parkı eylemlerine dö-nüştü.

Ben İstanbul’daki birçok Gezi Parkı eyleminde bulunmuştum.

İstanbul’daki Gezi ruhu ile İzmir’deki Gezi ruhu çok farklı.

Özellikle İzmir ve Kuşadası’ndaki şenliklerde, konuşmacıların yaptığı vurgulara, insanların hangi söylemlere tepki verdiklerine, attıkları sloganlara, ellerinde taşıdıkları pankartlara dikkat ettim.

Kemalizm, Silivri, Ergenekon, Gezi Parkı, Anadolu Aleviliği karışımı bir Gezi ruhu var burada.

İstisnasız herkes, Başbakan Erdoğan’a hakaret ediyor. 

Birkaç kişi ile çeşitli ortamlarda konuşmaya çalıştım ve şunu anladım.

İzmir’deki Gezi ruhu, İstanbul’dan çok daha duygusal, daha öfkeli ve daha tepkili.

Konuşmaya, tartışmaya, diyalog kurmaya tamamen kapalı.

Bir ayrıntı daha.

Kuşadası’nın Kurtuluşu şenlikleri sırasında Türkiye’nin 2020 Olimpiyatlarını kaybettiği haberi şehir meydanında se-vinçle karşılandı!

Ege seyahatinden karamsar döndüm. Maalesef bu kez kalbim Ege’de kalmadı.

İzmir’den denize dökülen birlikte yaşama kültürü nasıl yeniden tesis edilir, bu sosyoloji nasıl değişir inanın bilmiyorum.

 
 
 
 




    Ad Soyad
    Mesajınız
 
 
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır...







Tüm hakları saklıdır © 2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.