ABD Başkanı Donald Trump, dün, ABD’nin İran Eylem Planının (JCPOA) nükleer anlaşmasından çekildiğini açıkladı. Böylelikle bir süredir devam eden ABD-Çin ve ABD-Rus ticaret çekişmesine, açıktan ABD-İran anlaşmalığı da yeniden eklendi.

Trump’ın bu açıklamasına, anlaşmasının tarafı olan diğer ülkeler( İngiltere, Fransa ve Almanya) sert tepki gösterdi. Ortadoğu ülkeleri ise ikiye ayrıldı. Birinci grupta Erdoğan, dolayısıyla da Türkiye en sert tepkiyi verdi. Katar, başındaki beladan (Körfez ambargosu) ötürü sessiz kaldı. İkinci grupta İsrail memnuniyet duydu. Suudi Arabistan ve BAE’de aşağıda anlatacağımı etkenlerden dolayı büyük sevinç yaşanıyor.

Elbette, Trump’ın bu tek taraflı anlaşma bozmasının nedenleri üzerine birçok soru cevabını arıyor. Öncelikle Trump’ın neden anlaşmayı bozdu?

ABD, Güney Suriye’den geçirmeyi düşündüğü enerji boru hattını, Lübnan üzerinden geçirmesi gerekiyor. Bu yüzden de İran’ın Lübnan, Suriye ve Hizbullah üzerindeki etkisini kırmak için İran’ı ekonomik, askeri ve siyasi yönden Suriye ve Lübnan’dan uzaklaştırmak istiyor. Böylelikle İran’ın kendi iç işlerine yoğunlaşması için ekonomik ambargo, siyasi çekişme ve askeri bir çevreleme ile karşı karşıya bırak(tı)ıyor.

Suriye iç savaşının sonlarına doğru gelinirken, ABD, Golan tepelerinde Rusya ve İran’ın varlığının, İsrail için bir tehdit oluşturacağından bu tehdidi minimize etmek istiyor.  Nitekim İsrail ve ABD, Golan ve Şam kırsalında bir süredir İran cephaneliklerini ve tesislerini bombalamış, Ruslarla da birkaç kez gerilim yaşamıştır.

İran, sivil havacılık taşımacılığını yenilemek için Airbus’la 10 milyar avroluk bir sözleşme imzaladı. Ayrıca Fransız petrol şirketi TOTAL’ın İran’ın Güney Pars gaz sahasından 5 milyar avroluk sözleşme ve Fransızların İran otomobil pazarının % 30'unu elinde bulunduran otomobil şirketleri Peugeot-Citroën etkisi her geçen arttı. Bu bağlamda İran'da Renault-Nissan'ın da yeni pazarlama stratejileri ile artan etkisine Alman Volkswagen'in de İran'da otomobil satmaya başladı, Alman şirketlerinin de yoğun bir yönelişi oldu.

Trump'ın Ortadoğu’daki sadık müttefiki ve en iyi müşterisi Suudi Arabistan ve BAE, Ortadoğu’da artan gerilim sayesinde petrol fiyatlarının artması sonucunda gelirlerinde ciddi bir artış yaşandı. Oysa Obama döneminde İran’la yapılan anlaşmaya İsrail’den daha çok Suud ve BAE karşı çıkmıştı. Bu bağlamda ABD’ye finansör ve müşteri olan bu iki ülke, İran’da ambargonun kalkmasıyla petrol ve doğalgaz pastasına bir ortak gelmesiyle ciddi kayıplar yaşıyordu. Malumunuz Suudi Arabistan’da ekonomik kriz bile görülmeye başlanmıştı. Son ABD’nin Suriye’ye füze ile saldırmasıyla başlayan ve Trump’ın İran’la yapılan anlaşmayı bozmasıyla petrol fiyatlarında ciddi bir sıçrama yaşandı. Bu satırları yazmaya başladığım saatlerde petrolün varili yaklaşık 80 dolara geldi. Son dört ayda petrolün varili -yaklaşık- 25 ile 30 dolar arttı.

Yukarıda dile getirdiğimiz gibi İran’la yapılan anlaşmanın bozulmasına en çok körfez ülkeleri sevinmiştir. Böylelikle İran, dünya petrol pastasından ambargo marifetiyle çıkartılmış olacak, sonrasında da petrol fiyatlarının artmasıyla ABD, Suud ve BAE petrol fiyatlarını istedikleri gibi düzenleyebilecekleri hale gel(di)ecekti.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, kesin bir şekilde, İran’ın anlaşmanın tüm yükümlülüklerini ayrıntısına kadar yerine getirdiğini ve herhangi bir nükleer silah programına sahip olmadığını açıkladı. Ancak Trump, aksini iddia ediyor. ABD’nin bu tavrı 2. Körfez Savaşı’nda Saddam Hüseyin’in ve Libya’da Muammer Kaddafi yönetimin -sözde-  nükleer silahlı balistik füzelere sahip olduğunu iddia etmesini aklılarla getirdi. Ancak gerek İngiltere eski Başbakanı Tony Blair, gerekse ABD eski Genelkurmay Başkanı Poweel’in itiraflarında, Nükleer silah iddiaların bir yalan olduğu, bunun uluslararası bir meşruiyet kazanmak için kurgu olduğu açıklamışlardı.

Özetle Trump ve ABD, İran pazarından hem pay istiyor. Hem müttefiklerini zenginleştirmek (Suud ve BAE). Hem de rakibi/düşmanı olan iki ülkenin(Çin ve Rusya) İran’la ticarettin maliyetini arttırmak ve tehdit ediyor. İran’da yakın zamanda devalüasyon olduğu için zaten ekonomi bitik durumda. Yaptırımların tekrar ortaya çıkmasıyla ciddi bir kriz Ruhani hükümetini,  otoriter rejimi ve molla burjuvasını tehdit edecektir. İran’ın Ortadoğu’daki faaliyetlerini kısıtlayacak özellikle Suriye’de tutunmasını zorlaştıracaktır.

Hatırlayacağınız üzere yakın zamanda Fransa Devlet Başbakanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ABD ziyaretleri olmuştu. Trump’tan İran anlaşmasını bozmaması yönünde ricaları olmuştu. İngiltere ise düşük yoğunlukta Dışişleri Bakanı Boris Johnson, başkan yardımcısı Pence’den rica etmişti. Sonuç itibariyle Trump’ın kimseyi dinlemediği ortaya çıkmış oldu. ABD diğer ifadeyle Trump, almış olduğu bu kararla ciddi bir prestij kaybı yaşadığı gibi dünyada güvenebilirliği ve ciddiyetini de tartışılır hale getirmiştir.

ABD ve Batı emperyalizmi, kendi ekonomik gerilemesinin ortasındadır. ABD’nin İran anlaşmasını tanımaması, K.Kore ile aynı anda barış görüşmelerine başlaması ABD’nin emperyalist politikalarını kolaylaştırma amaçlayan taktik bir manevradır. Dolayısıyla Ortadoğu’da bir savaş kısa ve orta vade de ABD ve AB ekonomik yıkıma neden olacağı endişesinden ötürü imkansızdır. ABD, benzer tiyatroyu Asya’da K.Kore; Ortadoğu’da İran; Latin Amerika’da Venezuela ve Bolivya; Afrika’da terör örgütleriyle ekonomik kazanımlar sağlıyor. Bolca ağır silah satıyor. Sizinle benzer gerilimin yaşandığı K.Kore ile ilgili kaleme aldığım yazıyı aylar sonra tekrar paylaşıyorum. (YAZIYA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ)

Görüleceği üzere ABD, sistematik bir şekilde K.Kore,İran ve diğer kartları menfaatleri doğrultusunda kullanıyor.

ABD, uluslararası bir anlaşmayı tek taraflı bozuyorsa, 1.Dünya savaşından beri Türkiye’nin prangalanmış olduğu Lozan, Montrö ve Ankara anlaşmaları da tartışılmalı veya yeniden revize edilmesi de gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.