Bir istatistik yapılsa dünyada zulümlere, ölümlere, darbelere, katliamlara en çok bulaşmış olan iki devletin ABD ve İsrail olduğu anlaşılır. Bunu herkes görüyor ve biliyor. Belli başlı bütün terör örgütlerine hamilik eden, katil güruhları besleyen ve yönlendiren bu azgın ikili çete, yaklaşık bir asırdır gözünü Ortadoğu’ya dikmiş. Irak’ta, Mısır’da, Suriye’de, Filistin’de ve diğer İslam ülkelerinde işledikleri cinayetlerin haddi hesabı yok! Peki bu zulüm yanlarına kâr kalacak mı, hiç zannetmiyorum. Şimdiden İsrail halkı, devleti ele geçiren siyonist haydutlara karşı tepkisini göstermeye başladı. Amerika’da da emperyalist yöneticilere protestolar artıyor. Zira insanlık vicdanı, açıkça işlenen soykırımlara tahammül etmez. Kudüs ve Gazze’de sürekli olarak Müslümanlar katlediliyor. Ölümün manasını ve hikmetini bilen Müslümanlar, cesur, pervasız ve cengâver duruşlarıyla şehadet şerbetini içiyorlar. Nuri Pakdil’in dediği gibi, “Ölüm korkusunu, ancak ölümötesi hayata inanarak yenebiliriz.” İşte Müslümanlar, bu sağlam ahiret inancıyla güçlüdürler. Şanlı 15 Temmuz Destanı, o direniş/diriliş efsanelerinden sadece biri değil mi? Tarihimizde örneği pek çok.

Ölümden bahsetmişken pazar günü arkadaşlarla yaptığımız bir seyahati  anmak istiyorum. Cağaloğlu’ndaki Yeni Dünya Vakfı’nda düzenli olarak devam eden “Bâbıâli Enderun Sohbetleri”nde geçen hafta, Türkçe âşığı, yazar, seyyah ve hatip Nejat Muallimoğlu’nu yâd etmiştik. Toplantıdan sonra mezarını da ziyaret etmek istedik. Herkesin bilmediği mezar yerini Muhsin Karabay dostumuz buldu. Pazar günü Şerif Aydemir, Muhsin Karabay, Mehmet Nuri Yardım, Yakup Tutum, Hülya Günay, Mustafa Süzgün ve Enes Kuru’dan oluşan ziyaretçi heyeti, Merkezefendi Kabristanı’ndaydık. Önce tarihî camide ikindi namazımızı kıldık, sonra Merkezefendi’den başlayarak büyüklerimizi ziyarete geçtik. Caminin ön cephesinin hemen sağ tarafında Kenan Rıfaî, Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi ve diğer şahsiyetlerin kabirleri başında Fatihalar okuduk. Anayoldan mezarlığın içinde yavaşça yürüdük. Öncelikle Nejat Muallimoğlu’nun kabrine ulaşmak istiyorduk. Çünkü bu ziyaret, vefatının 15. yılında onun hakkında yaptığımız toplantıdan sonra gündeme geldi. Aslında ebedî âleme göç etmiş olan şairler, yazarlar, sanatkârlar hakkında toplantı düzenleyenler, mezarlarına da gitmeliler. Zira ziyaret edilmeyen kabirler, zamanla unutuluyor, yıpranıyor, hatta kaybolabiliyor. Meselâ birkaç örnek vermek isterim. Ziya Osman Saba’nın mezarı hâlâ kayıp. Ahmet Haşim’in mezarı ise yaklaşık 15 sene önce bulunabilmişti. Osman Cemal Kaygılı’nın ve İlhan Geçer’in mezar yerleri ne yazık ki şu anda bilinmiyor. Esaslı bir araştırma yapılsa, belki de daha pek çok büyüğümüzün mezar yerini bulamayacağız.

Kültür sanat konularındaki hassasiyeti ve kıymetli çalışmalarıyla tanınan Zeytinburnu Belediyesi, 2012 yılında mezar yeri bilinmeyen, Türk musıkîsinin büyük dehası Tanburî Cemil için caminin avlusuna yakın yerde sembolik bir mezar yeri yapmak istedi. O zaman hayatta olan merhum Necdet Yaşar da davet edilmiş ve tahmini olarak kabrin yeri tespit edilmişti. Yapıldı da. Üstada gösterilen bu vefalı davranış takdire şâyân. Ancak yine Muhsin Karabay Bâbıâli toplantımızda, Tanburî Cemil’in asıl mezar yerini bulduğunu söyledi. Sohbet meclisinde bulunanlar şaşırdı, hayret ettik. “Yani şimdi büyük sanatkârımızın iki mezar yeri mi var?” diye de bakıştık. Evet gerçek buydu. Tabii bu satırlardan sonra inanıyorum ki Zeytinburnu Belediyemizin duyarlı idarecileri, sembolik mezarı kaldırıp asıl içerideki kabri restore edecekler. Elleri değmişken inşallah dilimizin müdafii Nejat Muallimoğlu’nun bakımsız kabrini de unutmazlar.

Merhum Yahya Kemal, “Biz ölülerimizle sayılırız.” demişti. İstanbul’un birer açık hava müzesi olan mezarlıklarına hepimiz daha çok sahip çıkmalıyız. Tarihî mezartaşlarını koruma altına almalı, harap kabirleri tamir etmeliyiz. Bu konuda bütün yükü Belediyelere yıkmak da doğru değil. Sivil toplum kuruluşları ve kültür sanat dünyası da bu konuda ellerinden gelen desteği esirgememelidir. Meselâ yayınevlerinin idarecileri, kitaplarını yayınladıkları yazarların kabirlerini araştırabilir ve bakımlarını üstlenebilirler. Vefat yıldönümlerinde ziyaret edebilirler. Bu davranış, onlar için hem bir vecibe hem de bir kadirşinaslıktır. Vefat etmiş, bizden Fatiha bekleyen bütün sanatkârlarımızı rahmetle anıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.