Aşağıdaki açıklama, 1991 yılının sonunda, SSCB’nin dağılmasının hemen ardından Beyaz Saray yetkilileri tarafından “National Security Strategy of the United States”e verilen bir mülakattan…

“Amerika Birleşik Devletleri, her boyutuyla (siyasi, ekonomik ve askeri) gerçekten de küresel olan bir güce, menzile ve etkiye sahip tek devlettir. Amerikan liderliğinin yerini alabilecek hiçbir güç yoktur.”

Açıklamanın temelinde yatan mesaj, SSCB ile girilen rekabetten “galip çıkma”nın sonucu olarak bir zafer ilanı olmakla birlikte aynı zamanda bundan sonra küresel ölçekte ikinci bir hegemonik güce tahammüllerinin olmadığı…

Bugüne kadar süregelen gelişmelere baktığımızda ABD’nin bu kararlılığından asla vazgeçmediğini görmek mümkündür. Geçtiğimiz hafta içerisinde Brüksel’de yapılan zirvede de bu kararlılığın emareleri net olarak görülmüştür. ABD özellikle soğuk savaş döneminde SSCB ile oluşacak olası bir çatışma ortamında Avrupa’yı bir cephe hattı olarak yanında tutma gayreti içerisinde olmuştur. Ancak eşit ilişkiler noktasında bundan daha fazlasına müsaade etmemiştir. Yani aslında mecburi diplomatik açıklamalar dışında ABD, AB’yi asla kendisine eşdeğer bir müttefik olarak görmemiştir. NATO, ABD’nin AB’yi bir nevi kontrolde tutmasını sağlayan bir çatı niteliğindedir demek yanlış olmayacaktır. Zira Trump ekonomik anlamda her ne kadar sürekli olarak NATO’dan şikâyet eden demeçler verse, hatta bu şikayetlerini basın önünde diğer devlet başkanlarını “azarlayacak” noktaya getirse de, sürekli olarak son raddede “NATO’dan memnunuz” noktasına gelmektedir.

ABD’nin temel hedefi tabi ki AB’yi bir itaat noktasına getirmek değildir. Zira zaten bunu başarmaları da çok mümkün değil. Ancak NATO eliyle AB ülkelerinin Çin’e ve Rusya’ya entegre olarak “kontrolden çıkmasını” engellemek, rekabet ortamında “karşı”da olmasına mani olmaktır. Trump’ın geçen haftaki Brüksel Zirvesi’nde Almanya’nın Rusya ile yaptığı enerji anlaşmalarını sert şekilde eleştirmesi hatta; “Almanya’yı biz koruyoruz ama onlar çeşitli anlaşmalar ile Rusya’ya para kazandırıyor” açıklaması tam olarak bu durumun beyanıdır. Yine Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara ve son olarak nükleer anlaşmadan çıkış sonrası İran’a karşı başta petrol olmak üzere hayata geçirilecek yaptırımlara AB ülkelerini dahil etmek için yapılan baskıları da aynı hedef doğrultusunda okumak gerekmektedir.

Peki, ABD NATO birlikteliği veya çeşitli zamanlarda alevlendirdiği “ekonomi, vergi savaşları” ile AB’yi elde tutma noktasında başarısız olursa alternatif planı ne olabilir? Bunu da yine yakın zamanda gündemi meşgul eden bir konu ile anlayabilmek mümkün olacaktır. “Nisan ayında gerçekleşen Macron-Trump buluşmasında Trump’ın AB’ye sunduklarından daha avantajlı ticari koşullar sunarak Fransa’nın Avrupa Birliği’nden çıkması önerisinde bulunması…” Evet, yani Avrupa Birliği’ni dağıtmak. Bu tezi Trump’ın İngiltere ziyaretinde May ile yaptığı görüşmede Brexit konusundaki tavrından da anlamak mümkün.

NATO konusunda bir bilgi notu ile bitirelim. Bugün, 28 AB ülkesinin 22’si (İngiltere’nin Brexit süreci tam olarak neticelendiğinde 27 AB ülkesinden 21’i), NATO’nun üyesidir. Ancak bu çoğunluğa rağmen NATO, ABD komutası altındadır. “Avrupa’daki yüksek müttefik Komutan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından atanmaktadır” ve diğer tüm kilit komutanlıklar da ABD’nin elindedir. Yani AB’nin askeri politikası ABD’nin stratejisine tabi durumdadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624