Hocalarımdan biri, “Bizimki kadar tarihini karalamaya meraklı bir devlet yoktur!”demişti.

“Adamlar, krallarını, imparatorlarını göklere çıkartırken, bizler padişahlarımızı yerin dibine batırıyoruz!”

Doğru…

Birileri karaladı, kötüledi diye, Sultan II. Abdülhamit Han’ın değerinde eksilme olmadı.

Bizler, O’nu geç de olsa bulduk ve önünde saygıyla eğildik.

Eğiliyoruz…

Sultan Vahidüddîn Han’a ne iftiralar atıldı da, ne oldu?..

“Popüler” tarihçilerden Murat Bardakçı,Şah Baba’yı yazdı ve Sultan Vahidüddîn Han’ın Topkapı’nın bütün cevâhirini alıp götürme imkânına sahip olduğu halde, devletin tek kuruşuna el sürmediği gerçeğini teslim etti.

Sultan VahidüddînHan’ınMustafa Kemal Paşa’yı, Anadolu’yu kurtarmak üzere, büyük fedakârlıkta bulunarak görevlendirmiş olması, bugün inkâr edeni sıkıntıya sokan bir gerçek olarak karşımızda duruyor!..

Osmanlı terbiyesi bambaşka malûm.

Sultan Vahidüddîn Han, sürgünde “açlığa” mahkûm edilmiş olmasına rağmen, asla ülkesi aleyhinde faaliyet göstermemişti.

Sultan Vahidüddîn Han’ın, İzmir Marşı’ndaki “Yaşa Mustafa Kemal Paşa”yı, (kalfalardan birinden öyle duyduğu için) “Kahrolsun Mustafa Kemal Paşa” diye söyleyen 5 yaşındaki torununu “Bir daha benim askerime kahrolsun deme!”cümlesiyle uyarması, Osmanlı Terbiyesi icabıydı.

Ruhunu İslam’dan alan Osmanlı Terbiyesi, “kemiklere hakaret etmeyi”de ayıplanacak bir tutum olarak görür.

Bir kişinin yaptıklarını yanlış buluyorsan, bunları delilleriyle ortaya koyabilir, “hakaret” etmeden gerçeği, yalnızca gerçeği gözler önüne serebilirsin.

Kendilerini savunma imkânı kalmamış zatlara hakaret etmek, tribünlerin bir kısmına hoş gelebilir…

“Vur, kır, parçala, burdan çıkartma!” diye bağıran tribünler, sözüm ona tuttukları takıma zarar vermekten başka bir şey yapmış olmazlar.

Sahadaki oyuncu, tribünün çağrısına kulak verip vurmaya, kırmaya, parçalamaya başlarsa, oyun dışında kalır!..

Bu durumda kavgacılara “yeniden gerilim üretme” fırsatı doğar.

Sonrası hakemin sülalesine hakaret!..

Karşıt tribünlerle kavga…

Sonra…

Ceza, ceza…

Oyunlardan “men” edilmeye kadar!..

Abdülhamit Han ve Vahidüddîn Han’a hakaret edenler, iftira atanlar ülke insanın kamplaşmasına hizmet etmekten başka bir şey yapmış değiller.

Bu hakaretler, iftiralar onlara “dar görüşlü” kesimlerden alkış getirmiş olabilir…

Alkışlar, mutluluktan başlarını döndürmüş de olabilir.

Peki ya sonra?

Sonrası, iktidarı kaybetmek!..

Hakarete uğrayanların “bilendikçe bilenmiş” torunları tarafından yönetilir hale gelmek!..

Demem o ki;

Sultan Abdülhamit Han’a, Sultan Vahidüddîn Han’a veya Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Paşa’ya “hakaret etmek” kimseye bir şey kazandırmaz!

“Kutsallara” sövmeyi Kur’an-ı Kerim yasaklıyor..

Öyle değil mi dostlar!..

Tarihi şahsiyetler üzerinden “kamplaşma” üretmek hiç de doğru bir tutum olmasa gerek.

Sultan Abdülhamit Han ile Mustafa Kemal Paşa’yı buluşturduğumuzda, saldırılara karşı çok daha dirençli bir ülke haline geleceğiz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nihat Gün 2017-10-15 00:45:02

İnsaflı bir yazı

Avatar
Aysel 2017-10-16 01:22:45

Tüm yazılarınızı okuyor ve takip ediyorum