Türkiye AB kapısında on yıllardır bekletilen bir ülke. Türkiye kadar demokratikleşememiş, ekonomik olarak Türkiye kadar kalkınamamış pek çok ülke sırf etnik ve dini kimlik bakımından Avrupalı olduğundan AB’ye kabul edildi. Her ne kadar askeri darbeler gibi çeşitli yol kazalarına düçar olmuşsak da Türkiye gibi 1950’lerde tek partili demokrasiye geçmiş kaç ülke vardı Avrupa’da adaylık sırasında bekleyen? İspanya Franko’dan, Portekiz Salazar’dan ne zaman kurtuldu? Mesele bu değil elbette. Türkiye’nin AB kapısında bekletilmesinin pek çok nedeni var. Bu nedenler uluslararası politika, din, demografi, jeopolitik ve ekonomi gibi ana başlıklar altında toplanabilir. Ancak önemli olan bir şey varsa o da şudur ki, demokratikleşme, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel değerleri içselleştirmemiz için ille de AB’ye girmemiz gerekmiyor. Bizim öz kültürümüzde zaten istişare, meşveret, insana ve insan haklarına saygı, hakkın üstün tutulması ve hukuka hem bireysel hem de kamu alanında riayet mecburiyeti gibi değerler zaten mevcut. Bu konularda henüz oturmuş bir kamu düzenine ve toplumsal yapıya sahip olmadığımız doğrudur. Ancak iç siyasi dinamikleri güçlü olan bir ülke olarak her şeyi yeniden, sil baştan dizayn edecek fikri ve siyasi potansiyele sahibiz. Nasıl ki tarihi eserlerimizi korumak için ille de UNESCO’nun bize akıl vermesi gerekmiyorsa!, insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokratikleşme gibi değerler söz konusu olduğunda da sırtımızda bir sopa olmadan kendi dirayetimizle bu alanlarda mesafe alabilmeliyiz. Güçlünün hala haklı ve üstün olduğu bir dünya düzeninde sırf haklı olduğu için zayıfın güçlü olduğu bir anlayışa geçme mecburiyetimiz var. Bu sadece yargılama süreçleriyle alakalı değil aynı zamanda eğitimde, girişimde ve diğer sosyal alanlarda tüm vatandaşların fırsat eşitliğine sahip olmasıyla da yakından ilişkili. Sadece adil bir toplumsal ve kamusal düzen için yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Bu yeni anlayışın temellerini kendi medeniyet değerlerimizde pekala bulabiliriz. Varsın AB bizi kapısında bir yüzyıl daha bekletsin! Yeter ki biz bize ait olana hızlıca dönebilmeyi başarabilelim.

İstanbul’un Trafik Sorunu

Çok şükür yıllar sonra işim evime yakın oluverdi tekrar. Aşağı yukarı 8 km. Ankara’da geçirdiğimiz üç yılın ardından tekrar İstanbul’a döndüğümüzde trafik sorununun yerli yerinde durduğunu hatta katlanarak büyüdüğünü müşahede ettik. Dün sabah evimden iş yerime olan 8 km’lik mesafeyi toplu taşıma aracıyla tam bir saatte katettim. Normal şartlar altında yol açıkken aynı mesafe toplu taşımayla 15 dakika, kendi aracımla 10 dakikada alınabiliyor. Ancak sabah trafiğinde bu dakikaların sayısı artıyor adeta bir kabusa dönüşüyor. Trafikte oldukça fazla araç var ama bu araçları gitmeleri gereken hedefe en makul zamanda ulaştıracak yol ağı yok. İnsanlar toplu taşımayı pek tercih etmiyorlar. Dolmuşlar tıka basa dolu turşu fıçısı gibi, binen inemiyor, inen binemiyor. Otobüsler hakeza öyle. Ne olacak bu gidişatın sonu bilemiyorum ama hepimizin fena halde sinirleri bozuluyor. İnsanın canını sıkan bir başka gerçek varsa o da şu ki bu kaosa rağmen iyi kötü trafiğe düzen verecek bir trafik ekibi de yok ortalıkta! Ya lütfen en azından sabahları problemli bölgelere birer ikişer ekip yollayın. Sadece ceza yazmasınlar denetimin yanında yönlendirme ve düzenleme de yapsınlar. Biliyorum bu kadar çok araç ve yayanın olduğu bir trafik düzeninde polisin de belki yapabileceği çok şey yok ama en azından bazı tedbirleri pekala alabilirler! En basitinden kimine geç kimine dur diyerek herkesin aynı anda bir kavşağa yığılmasını engelleyebilirler. İstanbul emniyetine ve trafik şubeye güveniyor bu çağrımızın karşılık bulacağını ümit ediyorum.

Yeniden Öğrenci Olmak!

Gayr-ı resmi planda öğrenciliğimiz devam etmekteyken, yani son nefese kadar hayatın bütün aşamalarının bir okul olduğunun bilincindeyken resmi planda tekrar öğrenci oluverdik, yeniden üniversiteye intisap ettik. Yolumuz uzun, işimiz zor ama ne yapalım. Zahmetsiz rahmet olmuyor. Allahtan okumakla yazmakla aramız iyi de normalde gözümüzde büyütülmesi gereken bazı meseleleri hafif tonda geçiştirivererek rahatlıyoruz. İşin güzel tarafı şu: yeniden gençliğin içine karışıyorsunuz ve onları anlama fırsatınız oluyor. Geleceğe dair beklentileri, dünyaya ve hayata ilişkin görüşlerini dinleme imkanınız oluyor. Yurtdışından gelip Türkiye’de okuyanlar var mesela. Yemen’den, Somali’den, İtalya’dan, Kenya’dan ve başka memleketlerden. Her biri bir başka dünyanın kokusunu taşıyorlar üzerlerinde. Zencisi, Arabı, Latini, vesairesi… Türkiye çok büyüdü ve ilgi coğrafyasında gerçekten muazzam bir etkiye sahip. Pek çok ülkenin öğrencisi Avrupa’ya gitmek yerine eğitim almak için Türkiye’deki okulları tercih ediyor. Bunlar güzel gelişmeler. Hem onların hem de bizim ufkumuz genişliyor. Özellikle İstanbul’un bu anlamda geldiği nokta gerçekten çok önemli. İstanbul önemli bir kültür, eğitim ve medeniyet merkezi. İstanbul’un bu konumunu daha iyi değerlendirmemiz, daha çok yabancı öğrenci almak için bence gayret etmemiz gerekiyor. Bu durum başka türden kültürel ve sosyal gelişmeleri peşinden sürükleyecek, İstanbul’un ve Türkiye’nin değeri daha da artacaktır.

Alkolik İşgalcilik!

Mehmet Akif ne demişti?

Fransızın nesi var? Fuhşu bir de ilhadı!

Kapıştı bunları yirminci asrın evladı.

Ya Almanın nesi var? Zevki okşayan birası,

Unuttu ayranı ma’tuha döndü kahrolası!

Şehirlerimizde en kalabalık caddelerde, sokak ortalarında kurulan içki sofralarını gördükçe Mehmet Akif’in dizeleri geliyor aklıma. İçkili restoranların sokağa taşan alkolik işgalciliğine neden yerel yönetimler gerekli yaptırımı uygulamıyorlar? Seküler kesimlerin mahalle baskısından mı korkuyorlar? İçkili restoranlar kaldırımları işgal etmek zorundalar mı? Yani bir market kaldırımı işgal edince ceza kesiyorsunuz da alkol sofraları sokaklara taşınca neden aynı tutumu göstermiyorsunuz merak ediyorum? Kimin ne içtiği beni ilgilendirmemekle beraber herkesin kullandığı ortak kamusal alanların neden hoyratça bu çılgınlığa peşkeş çekilebildiğini de merak etmiyor değilim! Alkol yüzünden her yıl binlerce trafik kazasının yaşandığı ve yüzlerce can kaybının meydana geldiği bu ülkede neden yeteri kadar hassas davranamıyoruz?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.