“Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna

Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna.

Derken ömrü tükettik bir hiç uğruna… ” ( Sezai Karakoç)

Gerçekten yazı bahara, aşkı naza, papatyaları sevgiye, ömrümüzü de bir hiç uğruna mı kurban etmiştik?

Halbuki hayatta bize iki seçenek sunulmuştu. Ya insan olacak ya da isyanımıza inkar ekleyip şeytan olacaktık. Herkes insan doğardı lakin insan ölmek bir emeğin ürünüydü.

Peki insan kalmak için ne yapmamız gerekirdi?

İnsan ölmek insan kalma yarışında Adem olmak isteyenler içindi.

Her zaman zordu ve her zamanın kendine has sıkıntıları vardı.

Adem olmayı seçenler Adem gibi hareket etmeliydi. Hata bizler içindi. Hata yapmayanın doğruya ulaşması elbette zordu.

Hatalar, zorluklar, mücadeleler, hastalıklar, sıkıntılar, musibetler olgunlaşmak içindi. Hata yapmaktan korkan asla doğruya ulaşamayacaktı. Yapılan hatalardan ibret alındıkça güzele ulaşılacaktı.

Bütün yaşanan hastalıklar, musibetler insanın kendisini yücelerde görmemesi, Allah’ı unutmaması, nefsini ilahlaştırmaması içindi.

İnsan kendini üstün görürse hayatın kendine sunduğu imkanlardan şeytan mantığıyla faydalanacak ve sonunda bu bilginin, servetin, makamın, sağlığın, güzelliğin vs. kendisindeki özelliklerinden, bilgilerinden dolayı verildiği düşüncesine kapılacaktı.

Karun da bu mantıkla hayata bakmış, bütün malıyla kendisine imrenenlerin gözünün önünde toprağa gömülmemiş miydi?

Hasılı bizler hayatı film mantığı ile yaşayıp ömrümüzü tek tek erittik. Bir çok acılar yaşayıp göz yaşları döktük. Lakin ibret almadık, kendimizi yine aynı hataları yapar bulduk.

İkinci şansı olmayan hayatı ne de çabuk israf ettik.

Her şeyin sahibi olma ve ebedi yaşama arzusu içine yerleştirilen bizler, bunu filmlere de konu yapmıştık. Ölümsüzlük ve her şeye sahip olma isteğini “İn Time” filmi ne de güzel anlatmıştı.

Kollarında saat şeklinde para gibi kullandıkları zamanları, hayatın ne kadar da çabuk geçtiğini simgeler nitelikteydi.

Az zaman diliminde insanın yapabilecekleri çok sınırlı. Lakin bizler bitmeyen isteklerimiz yüzünden hayata sımsıkı sarıldık.

Filmde; bir tarafta çok hızlı geçen zaman, bütün işlerini hızla yapan, zor şartlarda yaşayan, yaşamak için çalışan ve zamanla yarışan zaman fakiri insanlar...

Diğer tarafta da zamanla derdi olmayan, bir milyon yıla varıncaya kadar zamanı olan, ekonomiyi ellerinde tutan zaman zenginleri…

Yedikleri yemeklerini, yaptıkları tatillerini, oturdukları evlerini, bindikleri arabalarını, kullandıkları telefonlarını hasılı her şeyi kollarındaki zamanlarıyla ödeyenler ya da zamanları kalmayınca hemen ölüverenler...

İnsan hayatını sonlandırmaya küçük bir dokunuş yeterli.

Hayatta da bu film misali zamanlarını, paralarını ve bilgilerini iyi kullanmayanlara hazin sonuçlar hazırlamıştı.

Boş zamanımızda zamanın kıymetini bilmedik; meşguliyetlerimiz arttığında da sorumluluklarımızın altında ezildik.

Paramızın, malımızın kıymetini bilmedik. Zor günler için biriktirmedik, sevdiklerimiz için harcamadık.

İnfak etmedik, isteyeni geri çevirdik, böylelikle Rabbe de sırt çevirenlerden olduk.

Bilgimizi, ilmimizi değerlendirmedik. Emredildiğimiz gibi dosdoğru olup, doğrularla beraber olma gayretinde olmadık.

Düşüp de kalkamayanları gördük, güldük geçtik, biz de aynı şekilde düştük.

Yaptığımız hatalara her zaman suçlu arayıp, şeytanın mantığına büründük.

Hâlbuki Şeytanın mantığı çoktan iflas etmişti. Bunca örnekler ve yaşanmışlıklar, yalan vaatlerle bir yere varılmayacağı gerçeği elbette bizler içindi.

Bize düşen; görmek, yaşanan olumsuzluklardan ibret almak ve bir daha hata yapmama gayretinde olmaktı. Hatalarımızı kabul etmekti.

Zerre iyiliğimizin veya kötülüğümüzün karşılığını görüleceğimiz bir gerçekti. Zira borçluların borcunu ödeyeceği o günden kaçış yoktu.

Hüsrandan kurtulmamız için iman etmeli, güzel işler yapmalı, hakkı ve sabrı tavsiye etmeliydik.

Hayatı güzel yaşamalı, güzelliklerle anılanlardan, iyiliklerde çığır açanlardan olmalıydık.

Adem olma gayretinde olmalı ve hayatı tüketmeden sonlandırmalıydık.

Lakin yaşanan bu kadar olumsuzlukların bir suçlusu olmalıydı. Aksi takdirde biz, bize yakışanı yapardık.

Ama bir türlü yapamadık. Çünkü hep bizi iyilerden olmaya engel olan birileri vardı. Biz hep doğruyduk. Hep yanlışları yapanlar, bizi yoldan çıkaran, bağırtan insanlıktan çıkartan birileri vardı.

Acaba herkes yanlıştı da bir biz mi doğruyduk?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Halil ANTEPLİ 2018-07-14 02:42:34

Çok güzel bir yazı tebrikler