Türkiye, lüzumsuz gündemlerin hiç bitmediği bir ülke. Dışardan dikkatle bakan birisi esas meselenin meseleyi tartışmamak olduğunu zanneder. Zira vaveyla kopartılıp konuşulan şeyin yandaşları da karşıtları da ya ne dediklerini bilmiyorlar ya da dediklerinin neye değdiğinden bihaberler. Bugünlerde agoramız FETÖ mücadelesinin bitip bitmediği mevzusu üzerinden çalkalanıyor. Önce FETÖ ile mücadeleyi kendi bölgelerinde hitama erdirdiklerini dillendirenler sahne aldı. Ardından ‘vay, siz nasıl mücadeleyi hitama erdirdik diyebilirsiniz?’ şeklinde FETÖ ile mücadelenin bitmediğine inananların çıkışına şahit olduk. FETÖ denilen yapının karanlık ve kötücül doğasına ilişkin yeteri derecede malumat sahibi olduğumu düşünüyorum. Bu konuda tartışan tarafların da benzer şekilde düşündüğünü zannediyorum.

Ancak, sanırım mücadele bitti diyen devletlûlar ile ‘hayır, mücadele bitmedi’ diyenler bu söyledikleri ile devletin iş ve işlemlerinde başka başka türlü bir şeye dönüşmesini düşünüyorlar ki bu bizim açımızdan düşündürücüdür. Devlet, yan gelip yatmayacağına göre, belirli yasal prosedürler üzerinden kendisine vazife olarak yüklenmiş iş ve işlemleri varlığının anlamı ve gereği icabı yapmaya devam edeceğine göre neyi tartışıyoruz, neden bahsediyoruz, pek belli olmuyor. Dolayısıyla spesifik olarak bir şey ile mücadele ederken de veya rutin işleyişini sürdürürken de yapması lazım gelen şeylerin öyle zannettiğimiz gibi çok da farklı şeyler olması gerekmiyor. Hatta bu tip farklı şeylerin olmayışı yani devlet dediğimiz aygıtın iş ve işlemlerdeki dalgalanma opsiyonunun az olması, onun kestirilebilir bir hareket olması zaafiyet değil tersine kudret alametidir.

Unutmayalım, maruz kaldığımız FETÖ kalkışması, FETÖ’nün karanlık ve kötücül doğası kadar işlevsiz, dirençsiz, keyfe keder işleyen devlet düzenimiz ve düzeneğimiz ile ilintiliydi. Hatta bana kalırsa daha çok da bununla ilintiliydi. Bunu FETÖ’yü, hafızlarımızda asla silinmeyecek hain girişimi hafifletmek için söylemiyorum. Etkisi, çapı ne olursa olsun bu kalkışma benzeri kalkışmalara, bu örgüt gibi gözü dönmüş ve karanlık örgütlere şahitlik ettik, ediyoruz ve muhtemelen bundan sonra da ediyor olacağız. Bu açıdan örgütü, örgütün gizemli ve karmaşık ilişki ağını göz önünde bulundurarak dikkatli olmamız gerektiğini söylemek esas itibariyle kendimize dair, kendi işleyişimize, ilişkimize dair bir şey söylemektir. Düzeni, düzeneği, ilişki ağını makul ve meşru şekilde işleyen bir yapıya dönüştürmektir. Bu dikkat çağrısı hakikate değen bir işlev görecekse, sanırım, bu yönde mesafe almamızı sağlayan bir niteliğe yol vermesi Aksi takdirde kendi başına gelen musibetten gereken dersleri çıkarmayan, nereden niçin ısırıldığını fark edemeyen bir şekilde FETÖ arayışı ve mücadelesi gerçeklik yitimine bizi götürebilir. Dediğimiz gibi mesele nereden saldıracağı belli olmayan sıradışı bir düşman kadar darbe almaya müsait bir bünyenin mevcudiyetidir.

FETÖ ile mücadelenin dışa dönük, düşmana dönük bir vaziyet olduğu yanılsaması kendimize çektiğimiz en büyük operasyondur. Bunun düşünsel ve eylemsel bir konfor sağladığının hatta bazı muhterisler için rant sağlayıcı olduğunu da görüyoruz. Ancak ister konfor arayışı olsun, ister rant-menfaat avcılığı olsun acı gerçeği dillendirmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Bu mücadelenin en önemli ve anlamlı kısmı kendimizi eleştirdiğimiz, değiştirdiğimiz ve hak ve özgürlükler temelinde yapılandırdığımız bir sistem ile ilgili olan kısmıdır. Kendimizi, sistemi görünmez kılıp FETÖ ile mücadele ettiğimizi veya etmemiz gerektiğini söylemek yeni FETÖ’lere davetiye çıkarmaktır. Örgütler bitmez, karanlık hesaplar bitmez.

O yüzden ‘FETÖ ile mücadele bitti benim kurumumda’ veya ‘hayır, senin kurumunda FETÖ ile mücadele bitmedi, bitemez’ diyenler bize ne söylüyorlar, bakmamız lazım. Örneğin MEB, FETÖ için hangi sıradışı mücadele yöntemleri uyguluyordu da artık bunlara gerek duymayacak mı? !5 Temmuz’un ertesinde FETÖ ile mücadele kapsamında neyi nasıl yaptı da şimdi bunlara gerek kalmadığını düşünüyor? Veya ‘bu mücadele bitemez’ diyenler devletin bu mücadelede sürdürdüğü hangi yol ve yöntemlerin geri çekileceğini varsayıyorlar da buna feryat ediyorlar?

Devletin işleyişi define avcılığı gibi olamaz, böyle algılanmamalıdır. Devlet belirli kural ve kaideler üzerinden işlemeli. Biz de bu kural ve kaidelerin niteliğini ve hak ve adalet ile hayata geçirilip geçirilmediğini dert edinmeliyiz. Bunu yaptığımızda yani devleti tanzim eden kural ve kaidelerin niteliği belirli bir standarda kavuşturulup işleyiş açık, şeffaf ve hesapverebilir bir niteliğe büründürülürse o zaman mücadele kendiliğinden verilmiş olacaktır. Ekstra bir motivasyona gerek kalmaz. Dikat edilirse başımıza gelen FETÖ belası ekstra motivasyonlarla iş görmeye alışmış çevrelerin ihdas ettiği karanlık dehlizlerde boy vermişti. Bu nedenle mevcut mücadelenin sıkıntılı olduğunu düşünüyorum ve bu sıkıntının da motivasyon ve inanç eksikliğinden ziyade devletin niteliğine ve işleyişine ilişkin yayılan kayıtsızlıktan, savrukluktan kaynaklandığını düşünüyorum. Tam da bu yüzden bu sıkıntılı halin ve işleyişin FETÖbahanesi ile görünmez kılınmasını reddediyorum. Bu vasatın muhafazası FETÖ ile mücadeleye yaramayacağı gibi olsa olsa FETÖ gibi örgüt ve yapıların en büyük arzudur. Aliya’nın 1997 yılında Tahran’da yapılan İslam Konferansı Örgütü toplantısında yaptığı konuşmaya başlarken söylediği gibi: “Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz ama acı gerçekler bir ilaç olabilir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624