Çaresizlik insanı ya çare sahibine döndürüp çare arayışına yöneltir. Ya da melankoliğe bağlayıp depresyona sokar.

Kolay değildir olgunlaşmak. Yaşanmış onca acıları sineye çekip, yeniden hayata sarılmak. İlmek ilmek kilim gibi dokuduğun emeklerinin gözlerinin önünde tek tek söküldüğünü görmek.

Gözler nice daha büyük acılara şahit olsak da kendi acımız birden dağ gibi gözükür. Baktığımız her yerde, yaptığımız her işte verdiğin emeklerimiz bir bir önümüze düşer.

Bu haleti ruhiye içindeyken geçmişe yolculuk yapar, yaşanmış diğer acılarımız ile yüzleşiriz. Bu acılarının katlanarak üzerine geldiğini düşündüğümüzde eziliriz.

Travması olmayan insan elbette yoktur. Her insanın yüreğinde binlerce acılar vardır. Her şeyin dört dörtlük olması, kusursuz bir geçmiş olması mümkün değildir.

Yakın zamanda yaşadığımız olumsuzluklarla doğru mücadele edemememiz, uyuyan devi uyandıracaktır. Zira arkamız bıraktığımız, söndürme gayretinde bulunmadığımız patlamaya hazır binlerce volkanlarımız vardır.

Anne ve babamızla, kardeşlerimizle, arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle, akrabalarımızla, içinde yaşadığın toplumla hasılı hayatın her alanında yaşadığımız bir çok sorunları arkaya atmışızdır.

Aklamadığımız, af etmediğimiz yada edemediğimiz sıkıntılar tekrar gün yüzüne çıkmayı beklemektedir. Düşündüğümüzde gözlerimiz gülmez, kulaklarımız duymaz, artık kalbimizdeki sevgiler hissedilmez olmuştur.

Yüreğimize terk edilmişlik, anlaşılamamazlık acısı  oturmuştur. Artık bize ya acıların çocuğunu oynayarak boynu büküklerden olmak ya da  acımızla alay ederek mutluluk oyunu oynamak düşmüştür.

Acıların çocuğu boynu bükük Emrah’ı, bir de her şeyle alay eden, her ne olursa olsun gülmesini becerebilen, Türk toplumunu iyi dile getiren Şaban’ı çok sevdik.

Defalarca baktık filmlerine. Ya kendimizle, imtihanımızla, acılarımızla alay edecek, yada acıların çocuğu olup boynumuzu bükerek acılarımıza katlanacaktık.

Bunun yanında çıplak ayakla da olsa hayata güzel bakan Polyanna girdi hayatımıza. Kötü olayların iyi tarafını görmek, elindeki ile yetinmek, kaybedilenler için üzülmemek öğretildi.

Çıplak ayaklı Polyanna, kaybedilen şeyler için üzülmek yerine, elimizdeki ile yetinmeyi, her ne şekilde olursa olsun mutlu olmayı, olayların iyi tarafını görmeyi öğretmişti. Dedesi için biriktirdiği küflenmişler beyaz ekmekler de hatıralarımızda kalan acı nokta olmuştu.

Halbuki W. Arthur Ward; “Gerçek iyimser problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir. Zorlukları görür ama üstesinden gelineceğine de inanı. Olumsuzlukları yakalar ama olumlulukları da vurgula. En kötüye açıktır ama en iyiyi de bekler. Şikayet etmek için nedeni vardır ama gülümsemeyi seçer.” demiştir.

Masum görünen Polyanna oyununu gerçekçi oynamaz ve kendimizi kaptırırsak her yanlışı savunma yapmaya başlayacak, zamanla gözlerimize pembe gözlük takmış olacağız.

Mesele üzücü olaylarla karşı kaşıya kaldığımızda olayı bastırıp her zaman iyiye yormak değildir. Bu duruş mücadele azmimizi kırıp, geleceğe ümidimizi bitirecek kadar tehlikelidir.

Böyle gelmiş, böyle gider düşüncesi ile gayreti bırakmak, Polyanna oyununa insanın kendisini kaptırmasıdır.

Gerçeğin üzerini örtmeden, af ederek, iyi davranışlar sergileyerek hareket etmeli, yeni bir sayfa açmalıyız. Zira af edemediğimiz acı gerçek ilerde travma olarak karşımıza çıkacaktır.

Gerçekliğin içinde sorunların farkındalığı vardır. Şikayet edip, ah-vah diyeceğimize çözüme giden yolları aramalı, emek vermeliyiz.

Çözümlerin içinde kabullenmek, üzülmek yerine ders çıkartmak vardır. Benzer bir durumla karşı kaşıya kaldığımızda edindiğimiz tecrübe ile hareket etmeliyiz.

Sorunlar karşısında esnek olmalıyız. Zira hayatlar değiştirmek üzerine bina edilmemelidir.

Sevgilerimizi ve mutluluklarımızı tek şeye odaklamak bizi kaybedenler hanesine yazdırır. Sevgilerimizi parçalamasını ve vermenin verdiği tadı öğrenmeliyiz. Kendimize güvenip içimizdeki değerleri keşfetmeliyiz.

Sınırların ve sorumlulukların belli olmadığı her yer kaos ortamıdır. Kendi sorumluluklarımızı bilip, üzerimize düşen ne ise yapmalı, her yaşanılan olayı fırsat bilip gelişime açık olmayız.

Uzlaşma içinde olunması sorunları küçültür. Doğru sözler ve üslup kullanarak kendimizi ifade etmeli, barıştan yana tavır almalıyız.

Algılar ile hareket edildiğini unutmamalı, yargılamamayız. Neden ve nasıl sorusunu sorup pişman olacak hal ve hareketlerin içinde olmamalıyız.

Kendimize güvendiğimiz zaman karşımızdaki kişilere de güveniriz. Güven krizi yaşadığımızın farkında mıyız?

Zorluklarla mücadele edebileceğimize ve kazanacağımıza güvenmiyoruz. Kendimize güvenmiyorsak başkasına güvenebilir miyiz?

Göz gözü göremez

Mümin müminin aynasıdır.

Acılar

Ona doğruyu söyleyen dostlar nasip etsin

Veysel Karani “ İyiliği emreden kötülükten nehiy eden kimsenin etrafında dost kalmaz

Fert olmadan aile olmaz. Aile olmadan toplum olmaz.

İnsan psikolojisi bilmek gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Refigül Baltaci 2018-04-05 10:25:02

Asiye hanim yazinizi okudum ve cok guzel analiz ettiniz teşekkürler.ama oyle acilar var insanin birak olgunlaştirmayi caresizlik ve yikilmişlik yasatiyor işte ben onu ysatim yaşiyorum.yazilarinizin devamini bekliyoruz.selam ve dua ile