‘Ben' demeyi unutan annelerden söz ediyorum.  Kökü maziye uzanan, fıtrat donanımı bozulmamış geleneğin son temsilcisi onlar. Modern çağda, değişen insanlar arasında ötelenmiş gibiler. Onlar bugünün yaşlı kuşağı; hızlı değişimle birlikte çoktan gündemin gerisine düştüler. Yaşlılıkları internet  çağına rastladığı için uyum güçlükleri giderek artıyor. Akıllı cep telefonu kullanmadıkları gibi  sanal ağlarda hesap açmayı da bilmiyorlar.

Fakat onların anne rolünde bir gizem var. Bu annelerin hikayesi ne zaman yazılır bilmiyorum.  Birkaç ailenin birlikte yaşadığı büyük aile döneminin genç anneleriydi onlar. Market imkanı ve hazır gıdalar sınırlı olduğu için birçok şey evde üretilirdi. Nüfusun çoğu köyde ve kasabalarda yaşardı. Hayat şartları her anlamda onların özveriyle çalışmalarını gerektiriyordu. Köylerde ekin işleri, evin düzeni ve çocukların bakımı onlardan sorulurdu. Her şeyi el yordamıyla yaparlardı. Makine olmadığı gibi elektrik te sınırlıydı.    

Onları yorgun düşüren işler nedeniyle iltifat gördükleri söylenemez. ‘Biz' öznesi ‘ben' öznesiyle yer değiştirmişti. Kendileri için bir talepte bulunmayı unutmuşlardı.  Adanmış bir ruhla dergaha girer gibi  gönüllü dervişlik yapan insanlardı onlar.  

Adanmış anneliği, destansı yapan şey benliklerini unutmalarıydı. Onlarda saklı sır; bir şarta bağlı olmadan taşıdıkları latif sevgileriydi. Onların çocuklarına sunduğu sevgi ifadeleri, ne akademik başarıya ne de gitarı güzel çalmaya bağlıydı. Denizden beslenen nehir gibi tükenmeyen bir kudretle çocuklarına hayat taşıdılar.

Dünya savaşlarının, siyasi ve ekonomik çalkantıların gölgesinde, yaşam zorlukları altında bir direncin sembolü oldular. Kimi zaman erkeğin dayanağı kimi zaman çocukların esin kaynağı. Ana sütü kadar ak ve onun kadar besleyici sevgileriyle çocuklarına bir ömür tüketemeyecekleri direnç kazandırdılar.

Şunun bilinmesi gerekir ki adanmış anneler, fedakarca tutumlarını çocuklarının geleceğini düşünerek yapmadılar. Belki çocukları adam olsun istediler fakat saygın meslek obsesyonu ile hareket etmediler. Çaba ve takdir edilen çizgide öylesine aktılar.

Hikmet o ki; fıtrattan gelen bir duygu annelik.  Hacer kadının  Mekke çölünde oğlu İsmail'le imtihanı anneliğin ne denli fıtri olduğuna örnektir. Onun destansı çabası, hac ve umreye giden her kişi için bir rükun olacak kadar değerlidir. Adanan anneliğin bu örneği, ‘an'  içinde yakınmadan yetebilme becerisinin insanda var olduğunu öğütlemektedir.

Adayış annelerinin yetiştirdiği kuşaktanım. Herkes gibi benim için de hayat boyu bir mektepti annem. Kitapla tecrübe edilmeyen ego kontrolünün ötesine şahit oldum.  Ne ki dergah  yüzü görmeden nefs terbiyesi abidesiydi her zaman.  Bir üstadın dizinin dibinde yakine eren öğrenciler gibi, öylesine bilge anneliğin şahitleriyiz.

Onların nasıl ayakta kalabildikleri kimsenin malumu değildir. İç dünyalarını ele vermezler. Ne depresyon bilirler ne de kaygı. Riyazetlerine riya karışmaz, fedakarlık yaptıklarını dile getirmezler akıllarından bile geçmez. İslam'ın şiarı olan kardeşini kendi nefsine tercih etmek onların tabiatlarında vardır. Ayse validenin “evimizde bir ay geçer iki siyahtan başkası olmaz” dediği durumları yaşar fakat hissettirmezler. ‘Su ve hurma'  ya da kültüre göre su ve ekmek.  Büyük validelerimizden ilham gibi nedense hep tok olduklarına rastlarsınız. Buna rağmen ikram onların tabiatında vardır. Her misafire sofra kurulur. Sınırlı imkanlarla sanki gökten inen ‘maide' gibi misafirin gönlü hoş edilir. Ardından huzur içinde uğurlanır, yorgunluk gibi şikayetlere rastlanmazdı.

“Yalnızca başkaları için yaşadığınızda kendiniz için yaşamış olursunuz. “ Tolstoy'a izafe edilen bu sözde bir mübalağa düşünülebilir. ‘Ben' çağında bu söze anlam vermek zor. Fakat kendini ‘adayan' anneler benliklerini bir kenara koyarak çocuklarına ve ailelerine soluk taşıdılar. Başkaları için yaşamak onların dile getirerek övündükleri bir davranış değildi. Beylik laflarla işleri olmazdı. Samimiyetle doğru bildiklerini yaptılar.

Onların tutumunu aşırı görenler çıkabilir. ‘Adayan' anneler çok şey bilmeden, kendi rollerini kıyaslamadan, benliklerini öne çıkarmadan, samimiyet ve safiyetle  bir nesil yetiştirdiler.

Adayan anneliği koruyucu annelikle kıyaslama nedeni yeni kuşak annelerin koruyucu tutumlarındaki yaygınlık. Bugünün ‘koruyucu' anneleri, çağın getirdiği ‘ben' sendromu nedeniyle yorgunlar. Onlar da ‘ben'  kültürüne direnç gösteremediler. Ailesi ve çocukları için sınırlı hedefleri var. Mutlu ve refah içinde olmayı düşlerler, çocukları başarılı olsun isterler.  Bununla birlikte manevi donanım da isterler fakat acil gündemleri bu konuyu hep ötelemiştir.

Koruyucu anneleri bir başka yazıya bırakarak, adanmış annelik aynasında onları tanımayı öneriyorum.

Adayan annelerin son temsilcileri henüz aramızda iken, koruyucu annelere bir tavsiyem var; şahit olduğum bu anneler aramızdan ayrılmadan onları kendi çocuklarına tanıtmaları. Koruyucu tutumlara ara verip, iki kuşak arasında köprü olsunlar.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.