Adlandıramadığımız tehditler

Ali Aydın 11.01.2017


Gözümüzün gördüğü, tanımlanabilir tehditler ve riskler söz konusu olduğunda herkeste beliren teyakkuz; belirsizlikle çıkagelen, kolayca kökeni hakkında fikir yürütülemeyen ve çoğunlukla zamana yayılan sorunlar söz konusu olduğunda derin bir sessizliğe bürünebiliyor.

Şu günlerde muhatap olduğumuz güvenlik eksenli tehditler karşısında son derece haklı nedenlerle beliren endişe, onların bertaraf edilmesi için atılan adımları hızlandırıyor. Çünkü terör, ‘belirsizlik' kipinde,  sinsince toplumdaki her bir ferdi can emniyetinden kuşkuya düşürmeyi hedeflerken beka kaygısını tüm ülkenin topyekûn zorunlu olarak soluması gereken bir hava gibi atmosfere yayıyor. OHAL gibi uygulamalar güvenliğe yönelen somut tehditleri ortadan kaldırmayı amaçlarken somut tedbirler alınıyor.

Ekonomiden gelen tehditler söz konusu olduğunda benzer şekilde vatandaş; işyerinde ücretli, markette tüketici, fatura öderken abone olması sebebiyle kaynağı küresel ya da ulusal olsun en küçük ekonomik dalgalanmaları bile hissedebilecek bir duyarlılıkla yüklü. Ekonomik seyir somut sonuçları ile toplumun her üyesinin aşinası olduğu ve kilometrelerce ötede olsa da onları fark edip tedbir alması için gecikme lüksünün olmadığı kadar günlük rutini içinde yer tutan bir gerçeklik.

Güvenlik ve ekonomi ile sınan siyaset için küresel mahiyette seyreden gelişmeler müjdeli haberler vermiyor. Toplumun üyeleri kolektif olarak deneyimlenen risklerle çoğu zaman bireysel olarak karşı karşıya kalıyor. Bu durum güvenlik açığına çarpan etkisi yaparak iki kat ağırlaştırılmış endişe anlamına geliyor.

Aktüel insanlık durumu ve bu durumun içinde belirdiği küresel bağlam son 30 yılda bambaşka bir şekil aldı. Sorunlarla baş ederken kökenleri sis perdesinin arkasında kalıyor. Yaşanılan güvensizlik ve endişe ‘belirsiz', ‘ucu açık', ‘öngörülemez' oluşuyla yoğunluğunu iyice artırıyor. Sosyal güvenlik ve iş yaşamında karşımıza çıkan ‘güvencesizlik' halinde görüldüğü gibi ‘kökeni' küresel mahiyette olan sorunlar bireyselleştirilerek ‘kökensiz' kılınıyor. Bu durumda Ulrich Beck'in yerinde tespitiyle sistemik çelişkilere biyografik çözümler aramamız bekleniyor. Genelde bu tür çelişkilerin biyografik çözümleri ise olası değildir.

Dünyanın git gide kendisini okunaksız kıldığı bir sürecin içinde yol alırken gerçek anlamıyla zaten bir mesele olan ve beka sorunu olarak deneyimlenen güvenlik krizi, hiçbir zaman ‘ontolojik belirsizlik' olarak telaffuz edilmez ve çok yönlü biçimde gündelik yaşamın labirentlerindeki seyrüseferinden söz açılmaz. Çocukların dünyasından yetişkin korkularına, kültürel metamorfozdan eğitimin krizine uzanan ilintili olduğu ve birer ‘endişe vakumu' haline gelen başlıklar ikincil kılınarak somut durum değerlendirmeleri ile bir iki istatistik veri eşliğinde bir anda ‘kökensiz' kılınarak asıl anlamlarından çok uzaklara fırlatılırlar.     

İki gün önce yaşamını yitiren Zygmunt Bauman, “Adlandıramadığımız tehditler konusunda, bırakın onlara karşı savaşmayı, endişelenmek bile zordur.”, diyordu. Bilhassa kültür ve eğitim bahsinde bütçede ayrılan pay ya da belediye salonlarındaki hareketlilik bir şeyler yatığınız hissini size vermekle birlikte esasta yaşanan derin yarayı saramıyor. Kültür ve eğitim bahsinde, meseleyi yüzeyde bile anlayamamak, idrak edememek hali tam da Bauman'ın etkili ifadesinin görüş alanına giriyor.

Değerler eğitimi, din eğitimi, müfredat gibi konularla nükseden kaygılar zaman zaman “insan yetiştirme” gibi ara ara ölü balıklar gibi sahile vuran idealler hangi karşı konulmaz eksikliklerimiz, endişelerimiz ve kaygılarımız ile beliriyor? Bu kadar önem atfedildiği söylendiği halde çözüm bulmakta yaşanan kısırlık, dönüp dolaşıp 100 yıllık ezber ile arz-ı endam eden ufuksuzluk neyin sonucu?

‘Sosyal doku ölümü', ‘kültürel metamorfoz' ve ‘kısa devre yapan kültür aktarım' açılan kaç derslik, atanan kaç öğretmen, MEB binasında hazırlanan hangi müfredat ile aşılacak?

Bizi endişelendiren şeyleri adlandıramadığımız ve kökenleri hakkında ‘tefekkür kaçkını' gibi davrandığımız müddetçe Tîh Çölü'nde kayboluşumuz devam edecek maalesef.  


Etiketler: