Malum olduğu üzere soğuk savaş sonrası kısa süreliği iyimserliğin ardından kaotik ve çatışmalı bir sürecin içinde sürükleniyoruz. Yerel, ulusal, bölgesel ve küresel vaziyetin nasıl şekilleneceğine ilişkin olası tüm aktörler, hesaplar ve etnik, mezhep, ideoloji, din gibi birleştirici-ayrıştırıcı her unsur stratejik bir okumayla dolaşıma sokuluyor. 2011 yılından itibaren ise otoriter bir anlayış üzerinden stabil halde tutulmaya çalışılan bölgenin hem iç hem de dış gelişmelerin etkisiyle çözülmeye başlaması bölgeyi bir operasyon alanına çevirdiği gibi Türkiye’yi de yeni bir kriz durumuyla karşı karşıya bırakmıştır. Güney hattımızın egemen bir devletten yoksun olacak şekilde çözülmesi ve devlet altı hatta devlet öncesi güç şebekelerinin etki alanına girmesi bugün dört milyonu bulan mülteci akınının yanında daha temelde bir güvenlik açığı ve bekâ krizi oluşturmuştur.

Bugün bileşenleri ve ilişki ağıyla küresel bir boyut alan bu hadise sadece bölgenin ve küresel dünyanın seyrine etki etmekle kalmıyor aynı zamanda Türkiye’nin hem iç hem de dış siyasetine doğrudan ve tayin edici bir şekilde etki ediyor. Bu vaziyetle baş etmek için de Türkiye’nin olayların başlangıcından bugüne değin belirli yolları denediğini görüyoruz. Esed’in gitmesinden ÖSO’ya, İran ve Rusya ile ilişkilerden AB ve ABD’ye, ‘yerli ve milli’ vurgularından dile gelen ve Ak Parti-MHP fiili koalisyonuyla belirginleşen milliyetçi duygu ve dil; Türkiye’nin olaylarla nasıl baş ettiğini ve baş ederken aynı zamanda olayların bizi nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. Düşünce ve siyaset elbette steril ve korunaklı bir zihnin mahsulü değil hiçbir zaman. Belirli bir inancın, duygunun, ihtirasın, tehdidin ve şüphesiz hafızanın altında/etkisinde şekilleniyor düşünce/siyaset. Geçenlerde başlayan ve ülke ve uluslararası kamuoyunca da kabul gören Afrin Operasyonu da bu bağlam içerisinde anlam kazanıyor. Ancak insan dünyası doğası gereği tek okumaya indirgenecek, orada tüketilecek ve herkesçe o şekilde kavranacak bir dünya değil. Daima, kendisi üzerinde yapılacak tasarruflarda şerik bulunduran, tabiatı bu olan bir dünyadan bahsediyoruz. Dolayısıyla bugün hem ülke hem de uluslararası kamuoyunun önemli bir desteğine sahip olan Afrin Operasyonu, motivasyonları ve okumaları farklı pek çok kesim açısından da eleştirilmesi ve karşı çıkılması gereken bir hadisedir. Hele hele ideolojik-politik yönü belirgin olan hadiselerde mevzuların tartışılması, kabullenenleri gibi karşı çıkanlarının olması doğal olduğu gibi aynı zamanda da siyasal alanın mevcudiyeti açısından zorunludur. Aynı zamanda meselenin düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilintili boyutları mevcut. Aynı zamanda meselenin pragmatik anlamda da bir işlevselliğinin olduğunu belirtmek gerekiyor. Levinas ‘öteki’ye, ‘öteki’ne karşı sorumluluk üstlenmeyle iliştirdiği ahlak, nasıl mevcudiyetini ötekine borçlu ise siyaset ve siyasal alan da bu anlamıyla farklı ve karşı bir sesin/siyasetin mevcudiyetiyle mümkündür.

Bu açıdan makuliyeti ve meşruiyeti toplumun geniş kesimlerince kabul edilen Afrin Operasyonu’na karşı belirli kesimlerce dile gelen çekincelere ve eleştirilere devletin belirli birimleri üzerinden karşılık verilmesi her açıdan izaha muhtaçtır. Örneğin TTB'nin belirli bir ideolojik-politik okumaya dayandığı ve maşeri vicdanla ters düştüğü açık olan’ Savaşa hayır, barış hemen şimdi!’ şeklindeki açıklamasına cevabın savcı-hâkim üzerinden verilmeye çalışılması doğru olmadığı gibi gerekli de değildir. Belirli bir alanda kaldığı müddetçe sivil siyasetin uhdesinde bulunması ve orada karşılık bulması gereken bu tür hadiseler, devletin idari-hukuki birimleri ile muhatap kılındığında hem bu söylemi ve bu söylemin muhataplarını hak etmedikleri bir paye ile ödüllendirmiş oluyorlar hem de siyaset alanını daraltan, onu resmi bir hakikat rejiminin uzantısına dönüştüren bir uygulamaya alan açmış oluyor. Bu tarz baş etme stratejileri kamuoyunu kimi zaman duygusal anlamda tatmin ediyor olmakla birlikte sivil siyaset alanının daraltan, eleştiri ve karşı çıkışları baskılayan, gayrı meşru gören ve yar altına kaydıran niteliğiyle yanlıştır. Aynı zamanda Düşünce ve ifade özgürlüğüne set koyan vaziyetiyle ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren boyutuyla da yanlıştır. Siyasal eylemler çoğunlukla bir stratejik hamle olarak da görülmelidirler. Bu açıdan TTB örneğinde somutlaşan vaziyet; duygusal onamalarla destek olan kamuoyu ve sorumluluk gayretiyle el atan savcı-hakimler meşru ve makul bir operasyonu gölgeleyecek, sivil alanda baş edilmesi, hesap sorulması ve mahkûm edilmesi gereken bir hadiseyi hem anlamsızlaştırdılar hem de sivil siyaset alanını bu tarz bir üretkenlikten ve hareketlilikten mahrum bıraktılar. Devletin siyasetini destekleyecek pek çok araçla, ideolojik ve baskı aygıtıyla mücehhez olduğu aşikâr. Bunu yerli yersiz tahkim edecek uygulamalara yol verecek uygulamalara alan açmak yerine temel hak ve özgürlükleri önceleyen ve bunu da en netameli buhran anlarında bile sivil siyaset alanını muhafaza eden bir yaklaşımla yürütmek Afrin Operasyonu’yla gidermek istediğimiz bekâ meselemizle doğrudan ilintilidir ve onun kadar önemlidir. Bu açıdan bu ülkenin yersiz uygulamalarla sahte kahraman üretme alışkanlığına dikkat emelidir. Haklı ve meşru eylemlerini gölgeleyecek lüzumsuz iş ve işlemlerden uzak durmasında yarar var. Bu işte en büyük görevin sivil siyaset alanının müdafilerine düştüğü ve Afrin Operasyonu’na verilen destekle sivil siyaset alanın korunmasının aynı mücadelenin parçası olduğu anlaşıldığında gerçekten mesafe alacağımız aşikardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.