Türkiye’nin alt sınırlardan dışarı çıkarak Afrin’e ve aslında terörün kaynağı olan bölgelere doğru yaptığı operasyon devam ediyor. Bu birkaç boyutlu olarak benim açımdan değerlendirilmesi gereken içerikler taşıyor.

Öncelikle çocukluğumdan beri devam eden PKK ve bugün ona eklenen DAEŞ gibi tüm terör olaylarından bıkmış durumdayım. Ülkemiz de bundan ciddi olarak muzdarip. 30-40 senedir Türkiye’nin bir bölgesi ve orada görev yapan, yaşayan insanlar sürekli tedirgin edilmeye çalışılıyor. Bu zamana kadar, terör problemi halledilecek diye ciddi bir enerji harcanmış. Bu durum bölgenin ekonomik, sosyal, kültürel gecikmişliğini de açıklıyor aynı zamanda.

Terörü yok etme çabaları geçmiş zamanlarda sinekleri öldürmek mesabesinde kaldı. Bunun temel nedenlerinden birisi, sınır dışından terör örgütüne sürekli eleman ve mühimmat sağlanması. Bir örgütün bütün dinamik ve güçleri, ülke sınırları içinde ise, devletin onunla mücadelesinde sonuca ulaşmak kolaydır. Ancak dışarıdan sürekli takviyeler durumunda, kaynağı ve kökeni kurutmadığınız sürece, sorun büyüyerek devam eder.

Eskiden de PKK, Türkiye’den tehdit ve şantajlarla küçük yaşlardan itibaren eleman devşirerek, dışarıda eğitiyor ve Türkiye’de terör estiriyordu. Bölgedeki ülkelerin zayıf yapısı ve Amerika ve İsrail’in ortaklaşa hareketi burada etkili oluyordu. Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından başlayan süreç ve nihayetinde Irak’ta başlayan iç savaş bölgedeki istikrarsızlaşmanın başlangıcı oldu. Özellikle Suriye’deki iç savaştan sonra, bölgenin istikrarsızlığı daha da derinleşti. Açıkçası Suriye’de iç savaşın bit(iril)meyişi de çok farklı hegemonya alanlarının güç savaşı şeklinde devam eden bir durum olmasıdır.

Bölgede küresel aktörlerin çok yapılı ve karmaşık bir yapı oluşturarak, orada sürekli bir istikrarlı istikrarsızlık yaratmaya çalıştıkları zaten bilinmektedir. Böylece istenildiğinde müdahale imkanları yaratılacak ve karmaşa devam ettirilecektir. Bu açıdan Türkiye’nin kendi sınırları dışında, kendi istikrarı için terörün yapılandığı yerlere müdahalesi haklı bir gerekçeye yaslanmaktadır.

Hükümet bilindiği üzere bölgede çözüm süreci adı verilen bir formülü denemiş; ancak bu süreç PKK’nın bölgede çözüm sürecini istismar ederek daha da sistematik yapılanmasını sonuçlamıştır. Devlet, onları temizlemek adına da ciddi enerji harcamıştır. PKK’nın hem bölge, hem Türkiye hem de kürt halkı için ciddi bir tehdit olduğu daha da belirginlik kazanmıştır.

Doğrusu tüm bu süreçlerde HDP hiçbir şekilde iyi bir sınav verememiştir. Meclis’e girmek demek, artık sorunlarınızın konuşularak halledilmesi anlamına gelir. Ancak HDP, tehdit üslubuyla konuşmalarını devam ettirmiştir. Halbuki içinde yaşadığınız ülke ve onun güvenliği tüm siyasi partiler için temel kırmızı çizgiyi oluşturmalıdır.

Başından beri Afrin Operasyonunu takip ediyorum. Çok şeyler yazıldı, çizildi. Ben uluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanı değilim. Meseleleri o zaviyeden değerlendiremem. Fakat bu ülkenin vatandaşı olarak artık çocukluğumuzdan beri zihnimizde travma oluşturmuş bu terör tehdidinden bıktım. Ülke dışında terör örgütü PKK/PYD’nin Türkiye’ye tasallutuna son vermek adına, bu operasyonlarla sonuç alınmasını temenni ediyorum.

Sadece Türkiye pasaportuna sahibim. Türkiye’nin kaderi benim de kaderimdir. Elini beline koyup, dış güçlere yaslanarak ülkesine yabancılaşan insanlarla hiçbir ortak yönüm olamaz. Bildiğim bir şey varsa, sorunlarımızı konuşarak çözmek, yerli olmak ve ülkeye sahip çıkmak gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.