Rus asıllı ABD’li sosyolog Pitirim Sorokin, Gordon Allport’un akademik illetlerin en iğrenci diye tanımladığı ‘meselelerden çözülmeden sıkılma’ alışkanlığı için, ‘Kolomb Kompleksi’ tanımlaması yapmaktadır. Kolomb Kompleksi’ akademiyle mukayyet olmadığı gibi küresel bir tepki verme biçimi olarak tedavülde. Bu meselenin azim, sabır, gayret ile ilgili bir boyutu mevcut. İkincisi bununla bağlantılı olarak egemen kültürün genetik kodlarından kaynaklanan ayran gönüllülükle alakalı boyutu var. Kolomb Kompleksi’ne Bauman, hız üzerine ontolojisini kurmaya çalışan bu mobil vaziyeti, herhangi bir yer, dini veya düşünsel bir sabite ile rabıtayı yük gören ahvalin altını çizmek için atıf yapıyor.

Diğer taraftan sorun çözücü olmayan niteliğiyle çok benzer olan ancak henüz adı konulmamış bir kompleks türünün de mevcut ve hayli yaygın olduğunu tespit etmek durumundayız. Bu kökleri çok daha derinlere giden bir tür gerçeklikle savaş halidir. Sorun ile karşılaştığı anda çözümü paket olarak hazır olan bu kompleks türü bir tür kesin inançlılık, bir tür dünyanın şifresini çözme ve elinde bulundurma iddiasından beslenmektedir.

Sorun çözücü olup olmamasının, gerçekliğe ilişkin verilerle uyumlu olup olmamasının bir anlamı aranmaz. Böyle bir arayışa ihtiyaç hissedilmez. Soruna ilişkin getirilen çözüm; sorunun sorun olarak o şekilde tespitini mümkün ve meşru kılan referans merkezinin kendisine dönüştürülerek eleştiriden, şüpheden ve şüphesiz değişim talebinden hatta düşüncesinden korunmaktadır. Artık Sisifos’un döngüsü gibi sorunun çözümüne dönük her hamle gerçekliğe bir çözüm paketinin giydirilmesi teşebbüsü olacak lakin tam bir zafer olarak görülebilecek taşın zirveye çıkması anı acı gerçeğin deneyimlendiği anın başlangıcına dönüşecektir. Zira tam da gerçekliğe giydirilmeye çalışılan çözümün kendisinden bekleneni ifa ettiği düşüncesi belirdiğinde taşın aşağıya yuvarlandığını görmek, gerçeğin kendisine dayatılan-giydirilen teşebbüsü atıl kılarak serazat şekilde kendi mecrasına doğru yol aldığını gösteriyor. Sisifos’a bir ceza olarak verilen bu döngüde problem, sorunun belirli bir döngü içerisinde çözümsüz kılınması, döngünün mevcudiyetinin çözümsüzlüğe bağlanmasıydı.

Benim altını çizmek istediğim vaziyette ise problem; sorunu çözümsüz kılan bir üst akıl tarafından mahkûm edildiğimiz bir döngüden ziyade gerçeklikle iradi bir şekilde kurduğumuz temas ve bu temasın niteliği oluyor. Bu ilişki ve ilişki biçimi sorunu çözmemenin yanı sıra belirli bir aralıkta tutma becerisinden de yoksundur. Tersine bu ilişkinin en büyük özelliği sorunları krizlere dönüştürme, sorunları içinden çıkılmaz şekilde büyütme niteliğidir. Kimi güçlerin belirli bir amaca matuf olarak sorun çıkarma, büyütme ve stratejik hesapları için kullanışlı bir mazerete dönüştürme işini bir kenara bırakalım. Zira mevcut ilişki ağında bu tarz işleyişlerde şaşılacak bir taraf yok. Ancak sorunların muhatapları olarak bizlerin kimi zaman Kolomb Kompleksi’nden, kimi zaman duygusallığımızla halelenmiş kesin inançlığımızdan kaynaklı şekilde iş görme tarzımız sık sık dile geldiği üzere bizi tarih dışına savurmaktadır. Tarihte olmamak tarihin seyrinde aktif bir unsur olarak belirmemek, olayları ve insanları yönlendirme kabiliyetinden yoksun olmaktır.

Küresel sistemdeki alt-üst oluşun yoğun bir şekilde hissedildiği günümüz koşullarında yüzyıllarca maruz kaldığımız güçlerin çözülüşü açık ki; bizim için tarihe girme fırsatı, kurucu bir irade olarak rol alma imkânıdır. Bu imkân ve fırsat yine açık ki; sadece ötekilerin ahvali üzerinde şekillenebilecek bir şey değil. Bizim gerçeklikle temasımızı, sorun çözme tarzımızı ve gerçeklikle ilişkimizi de değiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bugün Afrin operasyonu üzerinden verilen mücadele şayet içine sürüklendiği romantik havuzda tüketilirse veya mücadelenin bununla sınırlı olduğu düşünülürse benzer sorunlarla boğuşmamızın mukadder olacağını bilelim. Nasıl ki FETÖ ile mücadele; kafayı sıyırmış bir örgütün çökertilmesi ile sınırlandırılamazsa Suriye özelinde yaşadığımız güvenlik krizimiz de Afrin ve olası Münbiç operasyonları ile sınırlandırılamaz. Buna eşlik etmesi hatta daha da temelde bu tarz operasyonları üretecek bir tarih, toplum ve dünya okumasına yaslanmak durumundadır. Zira hem maruz kaldığımız ihanet kalkışması, hem coğrafyayı dizayn eden müdahaleler ve güvenlik açığı bunları başımıza açan odakların güç ve kuvvetlerindeki akıl almaz boyuttan ziyade sorunları görme, tanımlama ve baş etme stratejimizdeki aksaklıkla ilintili olduğu açıktır. Dolayısıyla bir kriz anında püskürttüğümüz FETÖ kalkışması, güvenlik krizinin taşınamaz noktaya geldiği Afrin operasyonu ilişki ağında proaktif olmak yerine hep savunmada olduğumuzu gösteriyor. Eldekinin muhafazasına ve alışıla gelen tarzda savunusuna odaklanan pozisyon alış köşeye sıkışan kedinin can havliyle ileri atılmasından farksızdır. Bunun dışında ve ötesinde bir varoluşa olan muhtaçlığımız ise kurumsal dönüşümden ilişki ağına, tarih tasavvurundan eğitim paradigmasına uzanan bir değişimi ve tartışmayı elzem kılıyor. Zira Afrin operasyonunda birlikte hareket ettiğimiz ÖSO ile veya ittifak ilişkilerimizi geliştirmeyi çok önemsediğimiz Arap-Afrika dünyası ile tek parti döneminden kalma tarih-coğrafya ve dünya projeksiyonu ile işi götürmemizin imkânsızlığı ortadadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.