Akıp geçen zamana yemin olsun, akıp geçen zamana selam olsun. Zamanı kutsal eyleyen, kullarının her anını kuşatarak onu mübarek, mebrur anların yolcusu eyleyen Rabbe dualar olsun. Âlemlerin Efendisi, merhametin, şefkatin, duanın, insanlığın, vicdanın, umudun peygamberi Efendimiz Muhammed (s.a.v) ve izini sürdüğü tüm Nebilere, Resullere selam olsun…

Mübarek zamanlar oluk oluk akıyor insanlığın üzerine. Arıtmak için, temizlemek için tüm kir ve kinlerinden öylece durmaksızın akıyor… Su azizliğiyle, gümrah pınarların coşkunluğu, deli tayların çılgınlığı, uçuşan martıların göğü yaran feryatlarını yüklenmiş bir sevdayla akıyor Rabbimin mübarek zamanları, mübarek ayları…

Aylardan Muharrem, mevsimlerden aşk, yürüyüşlerden hicret, kurbanlardan Kerbela…

Neler geliyor aklımıza; yüreğimizin seğirmesi hangi hız ve haz yorgunu olmuş nice durağından sonra duruyor Muharrem ayının. Aşura’nın, kaybetmenin, kazanmanın, ölmenin ve dirilmenin, yok olmanın ve var olmanın, acının ve hüznün zamanlarındayız…

Ayları yaratan, zamanı öylece serip, insanlığı kutsal vakitlerle hemhal eden Rabbime hamd olsun. Zaman akıp geçen, mübarek ve muştu olan kurtuluş olan zaman biliriz ki kıymetlidir. Müslümanların zamanı daha bir kıymetlidir. Yılları, ayları, günleri kıymetlidir. Zaman terbiye etmek için gürül gürül yıkayıp arıtan ırmaklar coşkunluğunda akarken yaşar insan ne yaşarsa. Akan zamana inat yaşar günahlarını ve tüm inkârını. Akan zamana akıtır gözyaşlarını, günahlarının kirinden arınmak için seherlere, teheccüdlere, akşam alacalarına, yükleyip gönderir dualarını. Oysa zaman hep akar kirli, kinli insanlığın damarlarından öylece hep arıtmak, temiz eylemek üzere… Ve zaman akar, insanlığın hazzını, hızını artırmak, kirletmek, örselemek, ayartmak için öylece akar…

Mübarek aylar gelir. Bir muştu gibi günahlı sabahlara Recep, Ramazan, Şaban yağmur serinliğinde öylece akar… Gözyaşıyla ıslanmış secdeleri hac eyleyen Zilhicce gelir. Müslüman zamanı, Müslüman ayları kuşatır insanlığı. Namazlarla, secdelerle, dualarla, oruçlarla, zekâtlarla, fitrelerle, kurbanlarla gelen aylarımız vardır bizim…

Ey Rabbimin kutlu ayları, kurtuluşa taşıyan, insanlığa inşirah olan, dua olan, muştu olan mübarek aylar sizlere selam olsun…

Selam olsun ey Muharrem…

Yorgun yüreğimize öylece akıp gelen Muharrem… Sevdayı, yoldaşlığı, hicreti, kuşanmayı, kuşatmayı, fethi, özlemleri sonra hakkı, adaleti, vurulmayı, ihaneti, al kanlara revan olmayı, tarifsiz acılara gark olmayı, bağrında saklayan yaslı ay… Ey kutlu ay… İman takvimimizden bir şube olan Ey Muharrem en acılı zamanların konuğu olarak yine geldin ve kuruldun dünyamıza…

Mekke daralmıştır, hüzün yılının en ağır zamanları çöreklenir Nebinin üzerine… Mukaddes emaneti sahiplenecek yürekli insanları bulmaktır derdi Nebi’nin. Çalıyor kapıları, umutla, ümitle, tevazu ile ama nafile…

Mübarek başına yağan taşlar, yüreğini yakıp geçen hakaretler ve tükeniş zamanlarında, üzerine yürüyenlerin seslenişleri… Kurtuluş ve dua niyetine geldiği umut kapılarının yüzüne çarpılması sonra. Sonra hakkı ve özgürlüğü adaleti taşımak için nasırlaşan mübarek ayaklarına doğru yürüyen, bedenini ürperten kan…

Taif çölünde, eriten sarı bir sıcakla Efendimizin mahzun ve mübarek çehresini öylece yalayıp geçen yaşlar, acının ve ihanetin gölgeliklerinde yüreğine derecesiz çöreklenen çaresizlikler sonra… Sen gelirsin aklımıza. Vurulan güvercinler gibi, aniden havalanan kuşlar gibi, göğe açılan mübarek ellerin gelir. Sonra semaya çevirdiğin çaresizliğin duraklarında kor yüreğinin yangınıyla gül yüzünü yalayıp geçen gözyaşlarıyla yalvarışların ah o içli yalvarışların… Yolumuza, insanlığın, ümmetin yoluna kurban olan o mübarek başını eğerek tarifsiz kederler içinde yorgun yüreğini Rabbine yaslayıp, gül simanı eğerek yaşlı gözlerle uzaklara durgun, hüzünlü ama hep umutlu bakışın… Ve eşsiz yalvarışın gelir aklımıza…

“ Allahım,

Güçsüz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü ancak sana şikâyet ederim. Ey merhametlilerin merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği, biçarelerin Rabbi Sensin. Sensin Rabbim benim. Beni kime bıraktın! Huysuz ve yüzsüz yabancıya mı, yoksa bu işimde bana hâkim olacak düşmana mı? Allahım! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere, belalara hiç aldırmam. Fakat senin esirgeyiciliğin bunları göstermeyecek kadar geniş. Allahım, gazabına uğramaktan, rahmetinden uzak kalmaktan, karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahireti salâha kavuşturan ilahi nuruna sığınırım. Rızanı dilerim. Sana iltica ederim. Bütün kuvvet, her kudret ancak Sendendir, Ya Rabbi!”

Efendimiz bir bağ evine sığınmış yüreğinin derin sızısıyla böyle yakarmıştı. Ve o zaman hicretin, devlet olmanın, Medine’nin bağlarının yurt olmasının, hami olmasının tohumunu gözyaşları ile akıtmıştı yarınlara doğru. Hicret Müslümanları Muharrem ayına, yeni başlangıçlara, yeni dünyalara, taşıyan hicret Taif duasının sırlı aydınlığında gizliydi.

Ey dostlar, Mekkemiz olmadan Medinemiz olamaz, Ey dostlar yüreğimizi dağlayan bizi insan yapan acılarımız olmazsa, muştu yüklü yarınlarımız olamaz. Semereler vardır… Gözyaşı, sabır, dua yüklü bedellerle gelen.

Coğrafyamız çölleşmiş, Taif misali yakan kavuran acılara boğulmuştur…

Ortadoğu’nun öksüzleri, Araka’ nın yetimleri, Sudan’ nın, aç iskelet gibi incecik esmer çocukları yollarımızı gözler oldular. Bir Medine özlemi ile ümmet yanıp tutuşuyor. Ve Muharrem gelmiş bir aşk gibi akıyor damarlarımıza. Hicri yılbaşımız mübarek olsun kurtuluş olsun. Yeni zamanlara yürümek için Muharrem’in mübarek günlerini, Aşûra’yı derin bir tefekkürle modern zaman sancılarımıza merhem eyleyelim. Aşûra orucu bizi kardeş kılsın, yaren kılsın tüm ayrılık düşmüş zamanlarda. Yaşadığımız coğrafyada hami olarak, dirilten bir nefes gibi, aydınlık ısıtan sıcacık bir güneş gibi doğalım mazlum coğrafyaya… Muharrem bir muştu serinliğinde yeni yılın heyecanı ile karaya vuran çılgın dalgalarla boğuşan Nuh Peygamber’in gemisinin yorgunluğunda konuk olsun günlerimize… Musa Peygamber’in Kızıl denizdeki eşsiz mücadelesi, Firavunun çaresiz çırpınışlarına öylece yürüyen dalgalar gibi akıp gelsin kurtuluş ırmakları… Yusuf Peygamber kıssası Efendimizin dizine derman, yüreğine inşirah, olmuştu da bitmeyen bir umut sarmalıyla yürümüştü yarınlara. Yürümüştü mazlumların yanına, kavuran sıcaklarda, derin vadileri aşarak Nur Dağının zirvelerine Hirasına yürümüştü. Hirası onun kuyusu gibiydi nerdeyse. Kuyusunda Rabbe yürüyüşü vardı sonra, teslimiyeti, doruklarda yüreğinin titreyişlerine sırdaş eylediği duaları, dostları, Ebubekir’i, Ali’si, Hatice’si vardı.

Yeni hicri yıl ile Muharrem öylece geldi kuruldu başköşemize. Yeni duyuşlar, yepyeni umutlar ve sevdalarla yürüyelim mübarek ayların arıtan zamanlarına.

“ Eyşehid-i Kerbela’ya ağlayan

Ağla, matemdir Muharrem’dir bugün

Âteş-ihasretle sine dağlayan

Ağla, matemdir Muharrem’dir bugün”

(Sezaî)

10 Muharrem Aşûra…

Hakkı, adaleti, kurtuluşu taşımak için yollara düşen sonrasında al kanlar içinde kalarak en ağır ihanetlere uğrayan İslam’ın kutlu şehitlerine selam olsun. Bir yanımız sevinçli bir telaşı yaşar hicri yılbaşıdır, Muharremdir, Aşûradır, kurtuluştur… Rivayetlere göre; Nuh Peygamber’in gemisi Cudi Dağına Aşûra günü oturmuştur. Hz. Âdem’in tövbesi bu gün kabul olmuştur. Hz. İbrahim’e, Nemrut’un yakan kavuran ateşi bu gün gül bahçesine dönmüştür. Hasretinden gözleri ama olan Yakup Peygamber, oğlu iffet abidesi Yusuf Peygamber’e bu gün kavuşmuştur. Hz. Musa, zulümlerin en acımasızını uygulayan Firavundan bu gün kurtulmuştur.

Peygamberler için salah olan, kurtuluş olan bu mübarek günde, oruçlar tutulan bu mübarek zamanda, yine tarihin en acı olaylarından, en yürek dayanmaz olaylarından Kerbela olayı gerçekleşmiştir. Efendimizin sevmeye, öpmeye kıyamadığı, Cennet Reyhanı olarak sevdiği, bağlandığı, soyunu devam ettiren Hz. Hüseyin’in ve yakınlarının şehadeti gerçekleşerek Müslümanları dayanılmaz acılara ve yaslara râm eylemiştir. İnsan her yerde insanlığını gösteriyor, iktidar, muktedir, müstekbir, kan dökücü bir hal ile Hz. Hüseyin’in ve mazlum halkın, çocukların, taze genç kızların üzerine yürüyor kinlenmiş bir güruh. İslam birliği, selameti, aşkı, umudu taşıyan bir yaşamı hayat reçetesi olarak sunar oysa… Bir tarafta, Kabilesinin üstünlüğünü, ataleti savunan gözü dönmüş acımasız Yezid, diğer yanda, Hz. Hüseyin Efendimiz, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin yeryüzünde yürüyen gölgesi, Efendimizin kanı damarlarında dolaşan yegâne emaneti, eti, kanı, yakını, hısmı, yavrucuğu, kıyamadığı, gözbebeği… Hz. Zeynep iman ateşiyle yanakların pençe pençe kızarın nazenin genç kız… Körpe çocuk. Yüreklerimiz yangın yeri, tarifsiz acıları içinde o günleri anarken hiçbir teselli avutmaz bizleri.

Böylesine ihtişamlı bir diriliş, af, kurtuluş gününün kana boyanması, kararması, yas zamanlarının en tarifsiz hüzünlerine belenmesi… Ah insan… Yeri geldiğinde nankör olan, uslanmaz olan, asi olan, arsız ve hırsız olan ve dahi katil olan insan. Hırs ile makam ve mevki uğruna, yönetmek uğruna, iktidar olmak uğruna ölüm makinası gibi gözü dönen insan… Sevgililer sevgilisinin yegâne ciğerparesine kıyan insan. Zalim olup mazlumların üzerine acımasızca yürüyen, kurumuş çatlamış, susuzluktan kavrulan dudaklarına, solgun çehresine alaylı gülümsemenle bakan insan… Ey Yezid ve Yezidi’n modern zaman uzantıları… Ateşler vardır, mazlumun ahını yerde bırakmayan zulme uğrayanın feryatlarını duyan an an inşa olan cehennemler vardır… Ey zamane Yezidleri, müstekbirleri… Müslüman kardeşlerini iktidarı uğruna, kavmini, mezhebini, ırkını bahane ederek yok etmeye çalışan, modern zamanların Nemrutları ateşler yaklaştırılmaktadır. Rabbim mazlumların Rabbidir, kimsesizlerin Rabbidir, sahipsizlerin Rabbidir. Biz biliriz ve iman ederiz ki bu günlerin yarınları da vardır… Toprağın üstünde açan çiçekler, toprağın altında yeşeren tohumlar, bitmek bilmeyen gümrah akan pınarlar, sürür sürü uçan kuşlar ve cennet ve dâhi cehennem vardır…

Biz modern zaman Müslümanları, âhir zaman ümmeti için, bir kurtuluş ve muştu gününün mübarek Aşura’nın kan revan olması ibretlik bir olaydır… Bu önemli bir aydır ve önemli bir gündür. Hem cennettir, hem cehennemdir. Yüreklerimizin tarifsiz acılarını hiçbir teselli teskin edemez. Can paresi kanlı topraklara belenirken, mübarek başı gövdesinden tek kılıç darbesiyle, gözü dönmüşlükle topraklara belenmişken… Ah ciğerlerimiz pare paredir. Ve bu insanlık ayıbına dönüp bakmamız gerekir ki; utanalım, ders alalım, ibret alalım… Ey Zamane Müslümanları, ahir zaman ümmeti olan zamaneler kinler bitmez, dünya telaşı tükenmez, hırs ve tamahkârlık yok eden, eriten bir değirmen gibi insanlığımızı öğütürken silkinip kendimize gelelim.

Ortadoğu’nun zamane Yezidi’leri, dünyanın gözü dönmüş katliamcılarına dur demek için yeni bir duyuş ve sezişle Muharrem’i, Aşûra’yı, Kerbela’yı bambaşka okumanın ve anlamanın yollarını arayalım.

Efendimizin tükeniş ve ihanet duraklarında O’nu Medine’sine taşıyan Taif duasıyla yüklü derin içtenlik sarmalında dualarımız olsun. O nasıl mübarek gözleri, elleri, bedeni, yüreğiyle bakmışsa insanlığa biz de o yönden, a açıdan, o taraftan bakmaya çalışalım. Onun ellerimize teslim ettiği ve bizi teslim alan bizi İslam eyleyen bu kurtuluş dininin kıyılarında Yezid’lere geçit vermeyelim. İktidar ve hırs uğruna kardeşlerini boğazlayan tüm zamane zalimlerini Muharrem’in, Aşura’nın kutlu dualarıyla kınarken, yol vermez amellerimiz olsun… Kardeşliklerimiz, dostluklarımız, bağışlamalarımız, yarenliklerimiz olsun…

Bayramları, Muharremleri, Aşûraları yaslı geçirdiğimiz şu acı günlerde kardeşliklerimize dönelim. Kurtuluş Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sakarya Meydan Muharebesi ah seferberlik zamanlarındaki birliğimiz, zalime, düşmana karşı topyekûn bir halde kördüğüm gibi birbirine kenetlenmiş kardeşliklerimiz… Kerbela ’nın yası yılgın coğrafyamızda, Ortadoğu’nun yetimlerinin yüzlerinde, kederli durgun esmer yüzlerinde bir muştuya dönüşsün. Kenetlenmiş, bölünmez kardeşliklerimizle, zamane Yezidlerine geçit vermez bir hal ile saflar halinde hakkın, adaletin, özgürlüğün gür nidası olarak hep Hakkın yanında olduğumuzu haykırmanın zamanıdır.

“ Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkun, sakının. Umulur ki, rahmet bulursunuz.” (Hucurat-10)

Rabbimizin buyurduğu üzere, Rahmet ırmağının, insanlığın tükenmiş umutlarına akması için duaya durma zamanlarındayız…

Muharrem ayının yeni başlangıçlar, yeni ümit ve umutlar için merhem bekleyen yaralarımıza derman olan mübarek dualarıyla buluşalım dostlar. Kutlu Aşûra gününün, oruçlu zamanlarında birliğe ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu acılı günlerde gözyaşıyla ıslanmış uzun secdelerimiz, kalplerimizi Rabbe yakın eyleyen teheccüdlerimizle duaların arınmışlığına doğru yolculuğa çıkalım. Ve yegane Dosta yalvaralım içli, yaralı, kırık ve çaresiz. Bilelim ki çare Rabbimdir… Yegane dost O’dur.

Mübarek Muharrem ayının eşsiz zamanlarını kuşanmaya haydin kurtuluşa, haydin duaya, haydin arınmaya…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Halime çakmak 2017-10-01 01:40:24

Yüregiine kalemine sağlik duygularimiza tercuman olmuş yaxiniz

Avatar
Lutfiye hatipoglu 2017-10-01 05:24:36

Yuregine ilmine kalemine saglik.guzel lardesim cok duygulandirdin beni

Avatar
Mustafa 2017-10-01 09:59:56

Yuregine ve kalemine saglik