Bir çocuk henüz, boyu çıksa da çocuk,

Mısır tarlalarını andıran sarı saçları şarapnel olmuş savruluyordu sağa sola,

Ali’nin gürzü gibi iniyordu zalimin nefret dolu göğsüne yumruğu, işgalcilerin kuşandıkları kin kalkanı da korkutmuyordu onu.

Akdeniz mavisi gözleri çarpıyordu Siyonist uşağın yüzüne tsunami gibi, dalgaları Vaşinton kıyılarını vuruyordu.

Ahed, güzellikte “biricik” misin?

Kendini “tek/yalnız” mi hissediyorsun koca cihanda?

Yoksa kal u bela’da verdiğin “ahd”ini bu yaşta yerine getirmek için mi korkunun mevzilerine saldırıyorsun?

Nedir derdin?

Ahed,

Sen zindandayken Siyonistlerin, biz yeni bir yıla daha merhaba dedik, senin çocukluğunun son yılına.

Yani seneye bu vakit artık genç kız olacaksın.

Ahed,

Sana çocuk dediğim için kızma lütfen!

Duruşunla, vatanını savunmada gösterdiğin kahramanlıkla büyüklere parmak ısırtsa da cesaretin, daha çocuksun sen; koca yürekli sarışın çocuk.

Hatırlıyor musun?

Yine yeni bir yıla bir gün kala gelmiştin İbrahim’in şehri Şanlıurfa’ya. Orada seni Ümmetin duası ve medar-ı iftiharı Recep Tayyip Erdoğan ile kahvaltıda buluşturmuştu şimdi Aziz İstanbul’un Şehreminii Mevlüt Uysal.

Seni kimlere benzetiyorum biliyor musun Ahed?

Ya kahramanlığını kimden aldığını biliyor musun?

Kime çekmişsin bir bilsen?

Ölümün kol gezdiği Yezid’in Sarayında haykıran Zeyneb’dir (ra) rehberin. Alemlere rahmet o şanlı Peygamberin (sav) kızı, Ali’nin, Fatıma’nın (ra) kızı Zeyneb.

Uhud yürekli Zeyneb.

Kerbela gözlü Zeyneb,

Hüseyn’in o kutlu şehadetinin şahidi Zeyneb.

Ve “olması gereken yerde” buldozerlerle Rahman’a doğru yol alan sevgili Rachel’a çekmişsin.

Hayır hayır, saçlarını demiyorum.

Evet, o da senin gibi altın sarısı saçlarını Filistin’in yollarına sermişti, lakin ben magma gibi yüreğinizden söz ediyorum Ahed.

Korku tanımayan Rachel bedenini Siyonistlerin buldozerlerinden çekmedi, sen de zeytin tanesi kadar parmaklarını mızrak gibi mıhlıyordun Siyonist işgalcinin göğsüne “Zeytin Dağı” büyüklüğündeki yüreğinle. Korku ayaklarının altında un ufak olmuştu, cesaretin tarifi yeniden yazılıyordu literatüre.

Söyle bana sarı saçlı küçük kız:

Sahi bu yaşınızın bilmediğimiz bir sırrı mı var nedir?

Yolu Siyonistlerin zindanlarına düşen Fevzi Cüneydi de akranın senin.

Ahed,

Senin bütün akranların kahraman, dinle bak;

15 Temmuz 2016 akşamı savaş uçaklarına aldırmayıp NATO’nun hain elemanlarına meydanı dar eden Abdullah Tayyip Olçok da böyle yürekli, böyle cesurdu.

Tatilinin kalan yarısını Cennet-i Firdevs’te sonsuza dek sürdüren Engin Tilbaç ancak bu kadar kahramandı.

İşgalci hainlerin kullandıkları tankların, otomatik silahların üstüne üstüne giden Halil İbrahim Yıldırım’ı sen de tanıdın, ne yürekti değil mi Ahed?

Ya 16 yaşında tanktan kaçması gerekirken, tankın içindeki üniformalı hainleri çıkaran Mahir Ayabak..?

Hani yaşı küçük olduğu için Resul-i Ekrem’in (SAV) Bedir Savaş’ına gitmesine izin vermediğini duyduğunda gözyaşlarına boğulan Umeyr bin ebi Vakkas vardı ya, işte onun gibiydiler Mahir, Halil İbrahim, Engin ve Abdullah Tayyip ve hepsi senin yaşındaydılar Ahed. 

Sevgili Ahed, kardeşim, canım, iftiharım Ahed;

Duydum ki ayaklarına zincir vurmuşlar Siyonistler.

Zavallı korkaklar.

Aldırma Ahed ve mahzun olma,

La tahzen, innellahe maena.

O zincirler senin özgürlük nişanındır.

Ama bil ki,

Senin ayaklarına bağlanan zincir ümmetin iradesine vurulan kement idi aslında ve insanlığın. Bu yüzden sen mahzun olma ve utanma o zincirlerden.

Seni umursamayan, Körfez petrollerinin şımarık, beyni satılık ve bir o kadar müfteri prensi utansın utanacak yüzü varsa.

Ahed,

İçinde, “Kahrolsun işgal gücü” diye haykırdığın Siyonistlerin zindanlarından yakında çıkacaksın, lakin bil ki yükün daha da ağırlaştı. Çünkü sen akranlarına idol oldun, yeni Ahed’ler seni bekler.

Ve unutma Ahed, sen “Zeytin ağaçları gibi azizsin.”

Zelil olanlar “Gargat Ağacı” sığınmacılarıdır.

Ahed,

Sen, Hanzala Cesaret Ödülü ile yetinmedin,

O zaman,

Sana İbrahim’in (as) şehrinde kahvaltı verdiğinde başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan amcan,

Bu sefer Türkiye Cumhurbaşkanı olarak Alemlere Rahmet Muhammed Mustafa’nın müjdesi, Eba Eyyub el Ensari’nin hülyası, Muhammed Fatih’in hediyesi, İslam Aleminin Başşehri İstanbul’da ya da bu aziz Milletin Külliye’sinde sana ‘Hz. Hamza Kahramanlık Ödülü’ versin.

Haydi Ahed, çık ve gel, akranların seni bekler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624