Siyasette havalar erkenden ısınmaya başladı. 2019 yılında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimine henüz 1 yıl 11 ay gibi uzun bir süre olmasına rağmen, MHP lideri Devlet Bahçeli, cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacaklarını ve Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceklerini açıkladı.

Öncelikle seçime daha bir yıldan daha uzun bir zaman var. Ufukta erken seçim de yok. Böylesi uzun zaman dilimlerinde partiler arasında anlaşmazlıkların çıkmama ihtimali oldukça azdır. Koalisyonların bile ortalama ömrünün altı ay olduğu bir ülkede AK Parti-MHP ittifakı ne kadar sürdürülebilir? Bu ittifak, nasıl bir zeminde ve hangi siyasal ve sosyolojik gerekçelerle ortaya çıkmıştır?

Öncelikle AK Parti ile MHP’yi ittifaka sürükleyen ciddi siyasal gerçeklerin olduğunu vurgulayalım. Hatırlayacaksınız; 2010 yılında Türkiye, kaset kumpası ile tanışmış ve siyaset, kasetler üzerinden dizayn edilmeye çalışılmıştı. Önce CHP lideri Deniz Baykal koltuğundan olmuş, ardında da MHP’ye bir “operasyon çekilmiş” ve Bahçeli, A Takımını kaybetmişti. Buradaki amaç, tıpkı CHP’de olduğu gibi, MHP’yi yeniden dizayn ederek Bahçeli’den kurtulmaktı. Bahçeli, bu süreci doğru okudu, analiz etti. Bu kumpasın arka planında da hep FETÖ’cü polisler ve bu polislerle irtibatlı gazeteciler vardı. Bahçeli, MHP’ye çekilen operasyondan son anda kurtulmuştu. Tüm bunları şunu söylemek için hatırlatıyorum; FETÖ’nün ittifak yaptığı farklı küresel odaklar Bahçeli’den rahatsızlar. Bahçeli de bunun farkında ve ona uygun hamleler yapıyor.

İkincisi, Bahçeli oldukça başarılı bir hamle ile MHP’yi AK Parti’nin ve devletin “de facto” koalisyon ortağı yaptı. Oldukça başarılı bir hamle diyorum; çünkü MHP’nin sayısal etkisi az, oy oranı düşük. Ancak Bahçeli etkili hamlelerle partisinin özgül ağırlığını yükselterek hem kendi gücünü konsolide etti hem de partisini siyasal bir aktöre dönüştürdü. 15 Temmuz sonrasında yaşanan Yenikapı Ruhu ile beraber, devletin birçok kurumunun kapısı MHP’ye açılmaya başlamıştı. Bu son süreç ile beraber Bahçeli, MHP’yi dolaylı olarak iktidar ortağı bir partiye dönüştürdü. Devletin bekası söylemi aslında böylesi bir ajandayı taşıyor.

Bu desteğin bir diğer nedeni de muhalefet çatısı altındaki farklı partilerin sağa yakın bazı adayları sahaya sürmeye başlamış olması olsa gerek. Abdullah Gül ismi üzerinde koparılan fırtına, Bahçeli’nin hamlesini kolaylaştırıcı nitelikte aslında. Bir de solun acziyeti, bu sürecin en ironik yanı. Yıllardan beri iktidar yüzü görmeyen sol, yine sağın veya muhafazakar kesimin politikacıları ile iktidara yürümeye çalışıyor ya da yürümek zorunda kalıyor. Sol’un ve Sol Partilerin sağcı politikacılardan medet umması, Sol’un bu ülkenin geleceğinde pek bir yerinin olmadığını söylüyor.

AK Parti ile MHP’nin ittifakı, 2019 sonrası Türkiye’sini şimdiden inşa etmeye başladı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.