Kürtler, AK Parti için seçmenden ibaret değiller. Parti yönetiminde güçlü bir şekilde varlar. Üstelik “Benim nenem de Kürtmüş” Kürtlüğü değil bu. HDP-PKK çizgisinin hain, cahş, tırşıkcı söylemlerine rağmen Kürt kimliğinin gayet farkında olan, bununla gurur duyan, günlük yaşamında bunu yoğun bir şekilde kullanan Kürtler bunlar. Bu anlamda AK Parti, Türkiye’nin en büyük Kürt partisi.

AK Parti yapısı itibariyle bu coğrafyanın özeti gibi. Malazgirt savaşı ile başlayan Türk-Kürt ittifakının sürmekte olduğunu gösteren bir birliktelik AK Parti. Özgürlükçü Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkezler, Gürcüler, Ermeniler bir araya geldiler ve bu partiyi kurdular.

Bu yapının Irak Kürdistan’ı ile olan ilişkileri, her zaman olumlu ola geldi. Hatta bu ilişkiler, protokolün olması gerekenden daha ilerideydi. Mesut Barzani, AK Parti üyesi gibi davranıyor, AK Parti de ona kendilerinden biriymiş gibi davranıyordu. Türkiyeli firmalar için Hewler, Süleymaniye Türkiye'nin bir şehri idi sanki.

Güzel günlerdi.

“Barzani bir İsrail projesidir” diye haykıran, İttihatçı-Kemalist söylemleri benimsemiş bazı AK Partililerin henüz ortalıkta görünmediği (anlaşılan o ki uyuyan hücrelermiş) zamanlardı.

Kürdistan’daki referanduma başlarda sessiz kalan, “kendi iç işleridir” şeklinde yaklaşan hükümet ve Cumhurbaşkanlığı da, referanduma ve sonucuna üst perdeden itiraz etmeye başladı yada zorunda bırakıldı.

Ortada kafa karıştırıcı bir durum olduğu kesin. “Bir AK Parti üyesi muamelesi gören Mesut Barzani, iki dakikada nasıl İsrail projesi oldu?” sorusu akıllara gelecektir mutlaka.

Irak’taki federal yapının dağılmasına yol açacak bu referanduma ve sonuçlarına ilkesel olarak karşı olmak kabul edilebilir bir siyaset. “Federatif yapı neyinize yetmiyor, kendi bayrağınız var, parlamentonuz, milletvekilleriniz var, devlet başkanınız var, başbakanınız var, ordunuz var (bu orduyu  ve polis teşkilatını Türkiye eğitiyor). Bir halkın özgürlüğü adına herşeyiniz var, neden bu coğrafyayı bölüyorsunuz? ” sorusu, itirazı bence son derece mantıklı. Mesut Barzani’nin de counterpart’ları gibi uluslarüstü bir birliktelik fikri taşıyacak kadar entellektüel bir birikime sahip olduğunu düşünmüyorum… Fakat kullanılan dil sağlıklı bir dil değil. Onlarca yıldır İsrail ile en derin bağları (bu derinlikten ne kastettiğimizi MİT’teki dostlarımız iyi bilir) sürdüren bir ülkenin iki dakikada Kürtleri siyonist olarak suçlaması normal bir kafanın işi değil. Gözlerini kırpmadan Kürtler hakkında yalan söyleyen tipler, konunun uzmanı olarak TV’lerde boy gösteriyor.

Eğer bu mevzuda iyi niyetliyseniz, 4 ülke ve Kürdistan yönetimi oturur, ekonomik, siyasi ve askeri bir birlik kurmanın yollarını arar ve birbirini ikna eder. Bu coğrafyada yaşayan Kürtler, özerk hale getirilip tepede Ortadoğu birliğine bağlanabilir. Peki böyle bir dilin, anlayışın varlığından bahsedebilir miyiz? Bir kere bu ufka sahip siyasetçilerin sayısı bir kaçı geçmiyor. Varsa yoksa Türklüğün, Araplığın, Farslığın âlî menfaatleri. Bu menfaatler de nedense halkın değil, yönetici sınıfının menfaatleri oluyor hep.

Avrupa, yüzlerce yıl kendi arasında savaştı. Feodal yapılar devlet olabilmek için mücadele etti. Bu uğurda milyonlarca insan öldü. Avrupa kıtasında onlarca irili ufaklı ülke kuruldu. Bir çoğu etnik köken olarak birbirine çok yakın, dilleri benzer. İngilice ve Fransızca kelimelerinin yüzde 30’u aynı. Birbirleriyle savaşmaktan bıktılar ve Avrupa Birliğini kurdular. Aralarındaki sınırlar formaliteden öte değil bugün.

***

Genç Kürtler rahatsız...

Hükümete yakın medya içerisinde bazı kalemlerin referandumu bahane ederek Kürtlere karşı kullandığı dilden Kürtlerin, özellikle de AK Partili Kürtlerin rahatsız olduğunu belirtmek isterim. Nitekim ilk bakışta sessiz kalmayı tercih eden parti yönetimindeki Kürt kökenli AK Partiller şimdilerde yüksek sesle bu rahatsızlıklarını dile getirmeye başladılar, çünkü AK Parti’nin Kürt tabanında bu rahatsızlık iyiden iyiye kendini hissettiriyor. AK Parti’nin Ağrı, Bingöl, Mardin, Diyarbekir, Urfa, Muş, Siirt, Hakkari, Ankara, İstanbul, Mersin ve daha bir çok teşkilatında görevli olan bir Kürdün kafasından geçen şu:  “Irak’ın kuzeyinde bir Türkmen devleti kurulması söz konusu olsaydı Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunu davul zurna ile karşılardı. Nitekim Sovyetlerin dağılma sürecinde kurulan Türk devletleri çoşkuyla karşılanmıştı. O halde kurulacak olan bir Kürt devletine neden düşmanlık ediliyor? Oradaki Türkler sizin akrabanızsa buradaki Kürtler de bizim akrabamız.”

Üstelik “bizim milliyetçilik anlayışımız ırkı değil vatandaşlığı esas alır”diye yüzyıldır kafa ütüleyen bir anlayış var. Bunun palavra olduğunu, düpedüz ırkçı kaygılarla donanmış bir devlet yapısını biz zaten biliyorduk da bu son çıkışlarla siz de itiraf ettiniz.

Önce milliyetçilik kavramının ne olduğunu öğrenin de gelin… Kavramları yanlış kullanmaktaki ısrarınız sizi böyle saçma sapan fikirlere sahip bireyler haline getiriyor. Madem yazarım diye ortada dolaşıyorsun, bir zahmet kullandığın kavramların gerçekte ne anlama geldiğini de öğreniver… 

Bunu burda defalarca yazdık, Türkiyede devlet aklı “ne olup ne olmadığına” bir karar vermeli.  “Türkmen sizin neyiniz olur, Kürt neyiniz? ” sorusunun cevabını net bir şekilde verin. Türkiye’de bir devlet aklı varsa, bu aklı belirleyen kişiler ufku geniş, zeki ve cesur insanlardan oluşmalı. Kırım, Bulgar, Yunan göçmeni İttihatçılarla sağlıklı bir devlet aklı oluşturmak imkansız. Masanın bir tarafında Beşir Atalay, Mehmet Metiner, Abdurrahman Kurt gibi Kürtlerden de vatandaşlar bulunsun.

Siyasetle uğraşma hevesinde olan herkes şu gerçeği iyi bilmelidir ki, Türkiye'de Kürtlerin yoğun desteğini almayan hiç bir parti güçlü bir hükümet kurmayı başaramaz. CHP ve MHP’nin kurmayı başaramadığı gibi. CHP-MHP ittifakı bile bir hükümet kurmaya yetmiyor, bir AK Parti yapmıyor. Kürtlerin kara kaşına, kara gözüne tutkun olduğum için söylemiyorum bunu, Türkiye’nin sosyolojisi bu. İçinden Kürtleri çıkarın bugün sahip olduğu gücü anlamında ne AK Parti kalır, ne de Tayyip Erdoğan.

Ortadaki son tezgah, Kürtler ile AK Parti’nin ve Tayyip Erdoğan’ın ilişkisini kesmek. Bu yüzden 7 Haziran  seçimlerinde “HDP’nin alacağı yüksek oy oranı, AK Parti’nin tek başına hükümet kurmasını önler” düşüncesi üzerinden 40 yıllık Kemalistler, 40 yıllık ülkücüler HDP’ye oy verdiler, oy topladılar. “HDP’ye oy veren ülkücüler” üniversitelerde tez konusu olur!

Bu tezgaha AK Parti içinde konuşlanmış bir kısım İttihatçının da iştirak ettiğini görüyoruz. Hedef, Kürtler üzerinden Tayyip Erdoğan aslında. Bu İttihatçılar şu anda AK Parti içinde ve bürokraside (özellikle İçişleri Bakanlığı’nda) kadrolaşma hevesi içindeler. Kürtleri AK Parti’den koparıp Tayyip Erdoğan’ı düşürebilirlerse ne âlâ... Bunu başaramazlarsa partiden önemli bir parçayı koparıp Meral Akşener’in kurulacak partisine uçuracaklar. Plan bu.

Peki bundan bir şey çıkar mı?

Çıkmayaçak. Çünkü işiniz gücünüz dalavere. Sonunuz İdris Naim Şahin’den zerre kadar fazla olmaz.

Hayatınız tezgah olmuş sizin koçum.

****

Söylenmese eksik kalırdı

"A rast ne ku mirovan miradê te di ber te dihêlin. Tu bi tundî li ser merivên şaş xeyalan çêdikî."

"Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor! Sadece sen yanlış insanlar üzerinde hayal kuruyorsun!"

- Michel de Montaigne-


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.