Bugünkü yazımızda 24 Haziran seçimlerinde kemoterapiden çıkıp sandıktaki görevine koşan davasının adamını konu edinerek dava adamlılığından bahsedeceğim.

Önce şu gerçeği belirtmeliyim ki biz kardeşiz. Kardeşlik hukuku iyi günde de kötü günde de kardeşinin yanında olmaktır. Hatasıyla sevabıyla kardeşini olduğu gibi kabul edip gözetmek ama doğru olanı söylemektir. Bu yazıda eleştiri ve uyarılarım bu çerçevede olacaktır.

Mevlana der ki:

“Dostluk iki yürek arasında akan bir nehir gibidir; gittiği yeri de temizler, geldiği yeri de.”

Bu çerçevede kırmadan dökmeden bir iç özeleştiri yaparak suya sabuna dokunacağım.

Bir kere kardeşlik vefadır, kardeşlik kendinden önce kardeşinin hukukunu gözetmektir. Kardeşlik dava için “kim var” dendiğinde sağına soluna bakmadan önce ben varım deyip koşmaktır.

Kardeşlik, kardeşleri için sürmektir kardeşlerinden önce kendisini en ağır yükün altına. Gerektiğinde en ağır bedeli ödemeyi göze almaktır dava için...

Tarihe bakın hep böyle olmadı mı, oldu... Çanakkale’de oldu, en son da Sur’da, Tendürek’te, Gabar’da, Cudi’de, Afrin’de oldu. Göz yaşartıcı kardeşlik destanları yazıldı yüzümüzü ağartan...

Dava adamlığı; çekinmeden, kıvırmadan, öyle bin dereden su getirmeden ama kırmadan dökmeden yaraya merhem sürer gibi düzeltmektir hatasını kardeşinin...

Kardeşlik; düşkünken el açtırmayandır sana. Düşerken düşürmeyendir seni, dağ gibi sağlam durmaktır arkanda.

Kardeşlik; başını eğdirmemektir kimseye senin. Hele önünde eğilmesini isteyen kimse zalimse, inancına, imanına ve vatanına düşmansa en azılısından, cehennem gibi ateşlemektir öfkesini ona karşı. Dik durmaktır, Ağrı dağı gibi ulu durmaktır arkandan...

Kardeşlik hukuku; başını isteyen birisine karşı; Bedir’de, Uhud’ta olduğu gibi öne çıkmaktır kahramanlıkta, başını vermektir kardeşleri için kardeşlerinden önce.

Dava adamlığı; yeni yetme zenginlerin zenginliğinin, makam sevdasının havasına kapılmadan ve üzerine bir gıdım çamur bulaştırmadan tertemiz ve dosdoğru yoluna devam etmektir yüzü ak, alnı açık olarak...

Dava adamlığı; vefadır, fedakârlıktır, edeptir her şeyden önce kararlılıktık davasında her şartta.

Dava adamlığı sefa sürmek değildir hiç. Davasının cefasını çekmektir her zorluğa rağmen...

Dava adamlığı göze almaktır davası için sürgünleri, çileye katlanmaktır.

Dava adamlığı, sabırdır.

Neye sabır... Her çileden her zorluktan sonra kolaylığın geleceğine, karanlıktan sonra günün ışıyacağımı bilerek sabır göstermek...

Dava adamlığı; müptela olmaktır, aşktır, sevdalanmaktır, yanmaktır davasında...

Dava adamlığı İbrahim gibi olmaktır, ateşe atmaktır kendisini gerektiğinde. Sen İbrahim olursan ateş yakmayacaktır bilmelisin...

Dava adamlığı her şeye rağmen yoldaş olmaktır, kutlu yolun adamı olmaktır. Sadakattir. İlk sarsıntıda ilk sallantıda terk etmemektir gemiyi. Yolun sonuna kadar yürümektir umutla birlikte...

Davasının adamı Sevr mağarasında Hz. Ebu Bekir gibi olmaktır. Kol kanat germektir liderine. Gözünü hiç kırpmadan şehit olmayı göze almaktır davası için…

Ne yapmıştı Hz. Ebu Bekir?

Kalkan olmuştu yılan sokmasın diye Hz. Peygambere. Yılanı kendine sokturmaktır, ölümü göze alandır dava adamı. Hz. Ebu Bekir vazgeçmişti canından, her şeyden, her şeyinden Hz. Peygamber için, davası için…

Sen samimi olursan, sen Hz. Ebu Bekir gibi olursan davanın, Allah korur her tehliken seni. Gerekirse örümcek ağlarıyla örer etrafını. Hangi tank hangi top işler ki sana. Kimse kılına bile dokunamaz bilesin.

Bir an tehlikede olduğumuzu varsayalım...

Sormamız lazım...

Kaç kişi soğuk duvarlar arasında işkenceleri göze alabilir, açlığı, yokluğu göze alabilir Allah için, davası için...

Kaç kişi Kudüs kodeslerinde çürümeyi göze alabilir bir düşün...

Beyler, bu toprakları savunmak önce Kudüs’ü, Semerkant’ı, Şam’ı, Halep’i, Saraybosna’yı savunmakla başlar iyi bilesiniz. Sayın Erdoğan’ın ufuk çizgisi, derdini anlıyorsunuz değil mi?

“Dünya beşten büyüktür” söylemini anlıyordunuz değil mi?

Erdoğan bu ülkenin ufuk çizgisini, hayallerini, özgüvenini ve yardım elini nerelere taşıyor anlıyor musunuz? Dava adamlığı budur, davasının adamı olmak budur anlıyor musunuz?

Erdoğan dört kıtada bu kadar niye seviliyor anlıyor musunuz şimdi...

Kimliği, rengi ne olursa olsun, yaşadığı yer neresi olursa olsun kişinin mazlumsa eğer, dert edindiğindendir. Dava adamı dert edinendir, dertlidir. Derde mehlem sürendir.

Sayın Erdoğan dört kıtada dertlidir. Dua alması, Allah’ın yardımına mahzar olması bu yüzdendir anlatabiliyor muyum?

Allah korusun su almaya başlayınca gemi kaç adam, kaç yürekli adam, kaç dava adamı diye öne çıkanlardan kaç kişi terk etmez gemiyi. Kaç kişi feda edebilir davası için bu yolda kendini.

Daha hafifleterek sorayım…

Dara düştüğünde kaç adam terk etmez Sayın Erdoğan’ı, bir adım öne çıksın dendiğinde kaç kişi çıkar sizce?

Halk çıkar canı pahasına bu kesin...

15 Temmuz bizim turnusolümüzdür. Halk sel gibi akarken meydanlara, bir daha geri dönmeyeceğini bile bile şehadete koşanlar atılır onun için öne bilesiniz.

Reis kefenini giyip şehadeti kucaklamak için indiğinde 15 Temmuzda meydanlara, kahramanca direnirken...

Kaç sağlam adam gördüm arkasında duran. Kaç adam gibi adam gördüm halktan Allah şahittir...

O gece korumaları arkasından uzaktan efelenen adamlar davasının adamı olmazlar iyi biline.

Eyyamcılığın, riyakârlığın, kadir kıymet bilmezliğin uç noktasına gelmiş insanlardan dava adamı çıkmaz iyi biline...

Kendi değerlerine, kültürüne bihaber, tepeden bakan kibirli bürokratlarla nereye kadar gidilebilir...

O gece ATM’ciler, gıda stoku yapmak isteyenler davasının adamı olamazlar iyi biline.

O gece eften püften bahane üretenler davasının adamı olamazlar iyi biline...

O hain gece bilerek meydanlara çıkmayan ama kendisini davanın adamı sayanlar vitrin adamlarıdır bu bir yere iyi kaydedile...

O gece sesi çıkmayanların, korkakça sinenlerin tehlike savuşturulduğunda ortalıkta en önde o varmış gibi sesini yükseltenlerin pişkinlik göstermelerine inanamıyorum. Bu iyi gün dostlarıyla yolun sonuna kadar gidilmez, çok iyi biline...

Bu tür adamlarla daha kaç seçim devam edilir.

Bu tür adamlar yüzünden küsenleri yeniden kazanmak için daha ne bahaneler bulacağız bilmiyorum!..

24 Haziran seçim günü gözüm yaşlı bir anımdan bahsedeceğim sizlere:

20-30 yıldır davada omuz omuza birlikteyiz. İmam Hatip sıralarından. Küçüktük ama boyumuzdan büyük laf edip büyük işlere talip olmuştuk. Bazen coştukça coşardık. İyi nutuklar atardık. Bazen günün aleyhimize işleyen şartlarında moralimiz bozulmuyor değildi, bozuluyordu ama davamızdan geri adım atmak mı, asla ve katta bir millim geri adım atmak yoktu bizde.

Neyse...

Bu kardeşim daha çok siyasi mücadelede içindeydi. Bense buna paralel olarak siyasi mücadelemi yoğun okumalarla destekliyordum. STK’larda dava adamlarının sahadaki geçmiş mücadele tecrübelerinden, fikri ve entelektüel birikimlerinden istifade ediyordum. Fikri altyapımı sağlamlaştırmak için dersler ve okumalar yapıyorduk. Bunun yanında bilgi ve öğrendiklerimize de can katmak, tecrübe kazanmak için sahada ustalarla uygulama imkânı bulduk.

Her neyse, ta o zamanlardan beri dava için Kağıthane birlikte saf tuttuğumuz o arkadaşımla seçim günü birlikte görev almıştık. O okul sorumlusuydu bense kat sorumlusuydum. Bitkin, yorgun bir hali vardı o gün.

Hayrola ağabey neyin var, hasta mısın, iyi görünmüyorsun dediğimde...

“iki gün önce kemoterapideydim bugünde görevimin başındayım” demez mi? Hemen kuytu bir yere geçip hüngür hüngür ağlamaya başladım.

Allah’ım dedim, bu davasının bu adamları var oldukça, okçular tepesinde sorun olmaz. Ne yandan saldırırsa saldırsın kahpe düşman, göğsümüzde eritiriz evvel Allah her saldırıyı...

Bu kahramanın ismini öğrenmek isteyen olursa verebilirim.

Dava adamlılığı budur, vatana, millete sevdalanmak budur. Davasına, liderine aşık olmak budur. Ölmeyi göze almak budur. Kemoterapiden çıkıp gelmektir nöbetine.

Sözün bittiği yer budur...

Bu dava, ehliyet ve liyakat sahibi olmanın yanında dava adamlılarının omuzlarında menzile ulaşır.

Bu davada, altında son model araçlarla takılanları, müteahhitleri, teşkilatlara tepeden bakan burnu büyükleri çok gördük. Bu davada kibirlenenleri, küçük dağları ben yarattım havasında olanları çok gördük. Bu davada, nankörleri çok gördük...

Bu davada adam satanları, arkadaşlarını satanları, davasını satanlarını az çok gördük. Bu davada hançerleyenleri gördük. Kendisine altın tepsilerde sunulan ve her faninin kolay kolay elde edemeyeceği makamları tadıp sonra kusanları gördük.

Bu davada gerçek dava adamlarını, milletin adamlarını; Menderesleri, Özalları, Erbakanları gördük, çok şükür...

Bu davada, gönül adamlarını, muhabbet erlerini, kahramanları, gazileri, korkuyu korkutanları, Erdoğan’ı gördük, çok şükür. Bu davada dağ gibi yaslandığımız Bedrin aslanlarını gördük çok şükür.

Bu davada kemoterapiden çıkıp verilen görevi sahipsiz bırakmayan davasının fedakâr, sıkı adamlarını gördük, şükür...

Ne olur, dava adamlarına, milletin adamlarına ve davasının adamlarına sahip çıkalım...

Sayın Erdoğan’a sahip çıkalım, gözümüzün nuru gibi koruyalım onu...

Son sözüm şu...

Önümüzde yerel seçimler var. Bu seçimlere bugünkü yerel kadrolarla gidilirse Allah korusun büyük bir hezimetin yaşanması muhtemeldir. Bunun sinyalini milletimiz 24 Haziran’da verdi zaten. Fazla söze hacet yok sanırım.

Diyeceğim o ki; bu dava saflarında görünerek kendi hesabına kendi namına çalışanlar, mal biriktirmede Karun’a rahmet okutanlar bugünden tezi yok ayıklanmalıdır.

Bu dava saflarında sureti Haktan görünüp sağımızdan; iyi yanlarımızdan, iyi niyetimizden, merhametimizden vuranlar, kardeşlik hukukumuzu fırsat bilip sol yanımızdan devirmek isteyenler oldu. Bunlar bir yara gibidir biliyoruz, vücuttan temizlenmelidir ki kan kaybetmeyelim.

Yolda çaktırmadan güya, dava adamlarına çelme takanlar, pusu kuranlar, kapalı kapılar ardından kumpas çekenler gönderilmelidir ki tuzağa düşmeyelim.

Allah doğru yolda samimi olanlara, bir binanın tuğlaları gibi saf bağlayanlara yardım edecektir inanıyoruz.

“At sahibine göre kişner”

Türkiye şaha kalkan atlar gibi bugün. Şaha kaldıranlara sahip çıkalım yeter ki…

Yolumuz uzun, daha çok yürüyecek yolumuz var.

Yeter ki ağırlıklarımızı çabuk atalım, sorun değil dağ taş aşarız.

Yeter ki, bu yolda samimi olanlarla yola devam edelim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
haşim 2018-07-04 12:17:38

süper süper bir yazı. umarım bu uyari ve tespi̇tler yerini bulur

Avatar
Muammer Avşar 2018-07-04 16:12:35

EyvAllah hocam / abim. Allah cc. Razıolsun. Dua ve Sevgilerimle.

Avatar
ŞERAFETTİN 2018-07-04 16:20:55

yazıyı yazan kardeşimizin tespitleri çok doğru dilimize yazısıyla tercüman olmuş. inşAllah bu tespitlere göre adım atılır.

Avatar
Hoca İbrahim SAVRUN 2018-07-04 22:59:40

Allah razı olsun kardeşim.Bu kutsal yolda Reisin ve onunla beraber yürütenlerin Allah Yâr ve Yardımcısı olsun.Amin

Avatar
Metin EREN 2018-07-04 18:26:51

Gece ve günduz tedebbür ederek yaşamayı ve nasip etsin
Selam ve Dua ile,

Avatar
Metin EREN 2018-07-04 18:28:16

MaşAllah,
Sevgili Lokman,
Kalem'inin derinligi gün be gün atriyor,Rabbim bu uzun yolda BAŞARI ve MUVAFFAKIYETLER nasip etsin; hem kardeşliği ve DAVA ADAMLIĞINI hemde ülkemizin mevcut durumunu gerçekten iyi analiz etmişsin,
Kutlu RASÜLLERİN yolu; SARP, YOKUŞ, ÇİLE, EZİYET, IHANET, İFTIRA ve topyekun
mücadele ile geçtiginden, sonu da ulaşilan RAHMET'i hak etmek ömür gerekiyor,
Rabbim tüm talip olanlara; GAYRET, AZIM, BASİRET ve KURAMI KERIM'i; okuyarak, kafa patlarak, düşünerek, gece gunduz tedebbur ederek yasamayi nasip etsin
Selam ve Dua ile,

Avatar
Hüsamettin 2018-07-09 09:16:18

anadolu ve gönül coğrafyamızın topraklarını savunmak önce kudüsü, semerkantı, şamı, halepi, saraybosnayı savunmakla başlar iyi bilesiniz bu kutsal yolda reisin ve onunla beraber yürütenlerin Allah yâr ve yardımcısı olsun