Nehir medeniyetine dair en önemli unsurlardan biri de “Su Değirmenleri” olduğunu söylesek sanırım yanılmamış oluruz. Eskiden bütün nehir boylarında su değirmenleri kurulurdu. Bugün nehir çığırlarının pek büyük bir değişikliğe uğramadığı bölgelerde tek tük kalmıştır bu değirmenlerden. Kalanları da malumunuz turistik ziyaretler ve kültür tarihine miras bırakılması için koruma altındadır.

Bir değirmen misali çarkımız şaşmadan anılarımız alt üst olmadan bir yandan geçmişin ağırlığı diğer yandan modern zamanların hafifliği arasında bocalamak istemiyoruz. Kıymetli dostumuz Tayyip Atmaca'nın Eskişehir'in Eskimeyen Yüzleri kitabına müracaat etmek istiyoruz. Kendi adıma söyleyeyim, su değirmenine yetişmedim. Ama büyüklerimin anlattığı ve kalıntılarına rast geldiğim su değirmenlerini hiç olmazsa bir tanesini görerek, yaşayarak anlatan Tayyip Atmaca abimizden dinlemek istiyoruz.

Yazarımız değirmene su değil buğday taşıyarak aktarıyor hatırasını. Kitabın ilk yazısı olan Akarbaşı Değirmeninden bahsediyorum. Yazara göre nerde su varsa orada hayat var. Değirmen de eski zamanlarda hayatımızın bir vasıtası idi. Tarlalarda elde ettiğimiz ürünleri öğüterek aşımıza aş kattığımız bir vasıta.
Yazarımızın anlattığına göre Akarbaşı Değirmeni, Eskişehir ve civarına hayat veren Porsuk çayı üzerinde kurulmuştur. Bu arada Porsuk isminin nereden geldiğini de öğreniyoruz. Eski zamanlarda Tymbris adı verilen bu çay, Selçuklu hükümdarı Melikşah'ın Kütahya'yı almasıyla hükümdarın önemli komutanlarından Emir Porsuk Beyin ismini alır. Afyon ilinin kuzey yamacından inen Bayatçık deresi ile Kütahya Gediz civarında Murat dağının kuzey yamacından inen Kızıltaş suyununun birleşmesiyle doğar. Kütahya ovasından geçip Eskişehir'i ikiye biçerek Sakarya Nehrine dökülür ki yazara göre Porsuk Çayı Sakarya Nehrinin adeta çocuğudur.

Porsuk Çayının bir kolu da yazarın anlattığı üzre Akarbaşı Değirmenine su taşıyor. Birkaç değirmen döndürmeyecek çaya çay demeyeceğini ifade eden yazar, Porsuk Çayının  Afyon'dan Kütahya'ya; Kütahya'dan Eskişehir'e; oradan da Sakarya Nehrine bereket akıttığına inanır.

Yazar değirmene vardığında Yunus'un bir şiiriyle derdini ifade eder.

“Benim adım dertli dolap         Suyum akar yalap yalap         Böyle emreylemiş Çalab         Derdim vardır inilerim”
Ve devam eder “Ha işte bu dolap değirmen taşını döndüren dolaptır.” Der. Daha sonra değirmenin stratejik yerine temas eder. Değirmen, yüksek bir şelale gibi yerden akan ya da bir varil genişliğinde sağlam ağaç tahtalarından bükülen saçlardan yapılan bir buçuk kulaçlık genişliğinde bir borudan dolaba dökülen su ile çalışır. Bu su dolaba gürül gürül akmazsa olmazmış.
Böyle devam eden hatıralar arasında en önemlisi değirmencinin bu iş yerini çalıştırırken takındığı durumu da önemlidir. Eski zamanlarda işletmeler kolay kolay açılmazdı. İnsanlar zamanında alışverişin parayla yapılmadığı veyahut da çok az yapıldığı bu dönemlerde değirmenci, öğüttüğü buğdayın onda birini mal sahibinden alırdı. Bazı değirmenciler, bölgede üretilen buğdayı un haline getirerek yakın köy ve kasabalardaki fırıncılara da satarlardı. Buğday tanelerini ayıklamak, öğütmek, elemek ve un halinde satışa çıkarmak hep değirmencinin göreviydi. Bu ticarî meseleyi şair Osman Nevres (Ö.1762) bir beytinde kendi mahalline çeker sohbet arkadaşlarına şöyle anlatıyordu.
“Önün ardın gözet fikr-i dakik et onda bir söyle      öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb-âsâ”
Şu demek: Sözü söylerken önünü ardını gözet ve on kez düşünüp bir kez söyle. Ağzına gelen her şeyi değirmen gibi hemen öğütüverme…
Akarbaşı Değirmeni ve Porsuk Çayı ve Tayyip Atmaca abimize selam vererek bu günkü yazımızı nihayete erdirip evimizin yolunu tutuyoruz.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.