Geşmişte okuduğum ve bende iz bırakan kitaplardan biri de Çakıl Taşları’ydı. Önce tiyatro olarak kaleme alınmış, sahnelenmiş sonra da romanı Damla Yayınevi’nden çıkmıştı. Aşk ve inanç temasını işleyen eser, bizdeki ‘yerli ve milli edebiyat’ın ilk numunelerindendi. Yıllar sonra İstanbul’da bu müstesna eserin yazarıyla tanışmak beni bahtiyarlık etti. Değerli yazar Hasan Basri Bilgin, 1945 yılında Isparta’da dünyaya geldi. Edebiyat hocası Nihad Sâmi Banarlı’ydı. Meşhur edebiyat tarihçisinin, “bir yarışma sonrası” 23 Ocak 1968 tarihinde o günkü Yeni Sabah gazetesinin Meydan isimli dergisinde yazdığı; “Türkçenin eşsiz nesir dilini gayet akıcı ve tesirli bir üslupla kullanıyor” övgüsü ve teşviğiyle edebiyat âlemine girdi. Çakıltaşları’ndan sonra sebebi belirsiz uzun süreli bir kalem suskunluğunun ardından 2006 yılında tekrar yazı hayatına döndü ve şu eserleri kaleme aldı: Bu Topraklarda Güller Kırmızı Açar Paşam, Bir Ulu Destan 1915 Çanakkale, Fatih 1453, Efe Türk Yavuz Han, Yalnız Hünkâr 2’nci Abdülhamid, Ebu Zer, Samsat Yıldızı Safvan, Geçmişten Geleceğe Türkler, Yaşamak Ödev Yaşatmak İbadet ve Aşkın Mihrabı Yusuf.

Emin Oktay kim?

Hasan Basri Bilgin’in bugünlerde yeni bir eseri günışığına çıktı: Kızıldan Beyaza Aksultan Abdülhamid. Geçmişte, kim olduğu hâlâ bilinmeyen Emin Oktay’ın tarih kitaplarında kendisine hakaretler edilen bir padişahtı Abdülhamid. Okul ders kitapları sadece bu padişahı değil bütünüyle Osmanlı’ya insafsız, haksız ve sınırsız hücumlarla doluydu. Şükürler olsun ki o kara dönem bitti. Artık biz tarihimizi olduğu gibi, gerçek hâliyle, şanlı destanlarıyla okuyoruz. Çocuklarımız ve gençlerimiz mazilerinden utanma yerine geçmişleriyle iftihar ediyorlar. Bir kaç tarafsız tarihçinin dışında bizde İkinci Abdülhamid Han’ı ilk tanıtan, anlatan ve sevdiren, Şairler Sultanı Necip Fazıl Kısakürek olmuştur. Onun Ulu Hakan Abdülhamid Han isimli müstesna eseri, genç nesillerin aldatmacalardan uzak kendi yakın tarihleriyle yüzleşmesini sağladı. Kütüphanelerin en çok okunan vazgeçilmez eseri oldu. “Ulu Hakan” milletimiz tarafından benimsendi ve yaygınlaştı. Üstadın “Abdülhamid” adlı tiyatro eseri Anadolu’da 519 defa sahnelendi. Onunla birlikte bir başka fikir, ilim ve edebiyat adamı Nihal Atsız, “Göksultan” unvanını yakıştırmıştı ona. Bu da çok tutuldu ve sevildi. Üstün İnanç’ın iki yıl önce kaleme aldığı “Göksultan” oyunu da sahnelendi ve tarihseverlerden büyük alkış aldı.

Bir siyasi dehâydı

Batmakta olan ve büyük sıkıntılar yaşayan Osmanlı Devleti’nin son devirlerinde 33 yıl hüküm süren İkinci Abdülhamid, siyasi dehasıyla, İslam dünyasındaki bütün Müslümanları koruma adına yaptığı faaliyetlerle ve güçlü iradesiyle 36 Osmanlı padişahı arasında ilk hatırlanan ve anılanlar arasındadır. Özellikle Filistin topraklarında İsrail’in devlet kurmasına izin vermeyişi ile bütün Müslümanların gönlünde taht kuran padişah, Batılıların çirkin ve haksız yakıştırmasına uyularak, uzun yıllar Türkiye’de de ne yazık ki ‘kızıl sultan’ olarak anıldı. Yüzü milletine değil de Batıya dönük olan yarı aydınlar bu çirkin sıfatı utanmadan, iştahla hep kullandılar. Hâlbuki o, üç kıtaya yayılmış koca bir devleti bin bir zahmetle ve tek başına 33 yıl omuzunda taşımış, vefat ettiği gün tabutunun ardından yürüyen halk, “Bize ekmeği on paraya yediren adam!” diye ağlamış ve onu rahmetle anmıştı.

Fulbright Anlaşması nedir?

ABD ile Türkiye’nin 1948 yılında yapılan ‘Fulbright Anlaşması’ sonucu, Türk Milli Eğitimi ve kültür hayatı, o yıllarda tümüyle emperyalizmin emrine teslim edildiğinden padişahın adı, okul kitaplarında yaklaşık yarım yüzyıl ‘Kızıl Sultan’ olarak anıldı. Ancak son yıllarda, bilhassa 2000’li yıllardan itibaren tarih ve kültür çevrelerinde bu unvanın haksız verildiği anlaşılmış, padişahın sağlıkta, eğitimde yaptığı hizmetlere dikkat çekilmiş deha çapındaki idareciliği açık seçik bir şekilde ve belgeler eşliğinde ortaya konulmuştur. Bugün gerçek tarihçiler tarafından değeri daha iyi anlaşılan ve anlatılan İkinci Abdülhamid, sadece Türkiye’de değil İslam âleminde de rahmetle yâd ediliyor. Hasan Basri Bilgin’in bu eseri, Osmanlı’nın ihtişamını ve vakarını ayakta tutan kararlı ve kudretli bir padişahın hicranla sona eren hüzünlü hikâyesinden ibarettir. Akıcı ve sürükleyici bir anlatımla kaleme alınan roman, o dönemi bütün cepheleriyle tanımak isteyenler için de kıymetli bir eser hüviyeti taşıyor.

Peşin hükümlerin dışında kalmak, tarihî gerçekleri olduğu gibi namuslu bir şekilde yazmak önemlidir. Döneminde kendisine muhalefet edenler, o devrin bazı şair ve yazarları, Padişahın tahttan indirilmesinden, İttihat ve Terakkicilerin sonu gelmez kanlı maceralarıyla Birinci Dünya Harbi’ne sokuluşumuzdan sonra nedamet gözyaşları döktü. Bugün İslam dünyasında en çok sevilen ve hatırlanan padişahları arasında Abdülhamid vardır. Zira biricik hedefi İslam birliğiydi. Dün “Ulu Hakan”, “Göksultan” denilmişti kendisine. Bugün de “Aksultan” olarak sevenlerinin gönlünde taht kuruyor. O “şefkatli” padişaha Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Hasan Basri Beye de candan teşekkürler. Kalemine sağlık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.