Aliya İzzetbegovic’in ölümünün üzerinden on dört yıl geçmiş bulunmaktadır. İzzetbegovic,  modern dönemde   siyasetiçiliği,  filozofluğu, mütefekkirliği ve aktivistliği şahsında birleştiren bilge bir insandır. Hukuk, ahlak ve özgürlük ekseninde insanlığın yeni bir bakış açısına ihtiyacı olduğunu düşünen İzzetbegovic, hayatı boyunca  siyasetini, mücadelesini, felsefesini ve inancını diri ve dinamik tutmak için sürekli yenileme çabasında olmuş bir bilgedir.

Dünyada yaşadığımız en büyük problem küçük kainat konumundaki insanın kendisini ırk, mezhep, coğrafya, ulus, renk ve cinsiyet gibi dar   kimliklere  mahkum etmesidir. Yapay kimlik  kurgularının insanın zindanı oması, büyük bir insani krizdir. Yapay kimlik  kurgularının hakimiyetinden kurtulmak, her insanın önünde duran büyük bir  meydan okumadır. Bizim, dar kimliklere duygularımızı ve düşüncelerimizi hapsetmeye değil,   geniş bir kalp ve akılla insanlığı ve kainatı kucaklamaya ve ferahlamaya  ihtiyacımız vardır. İzzetbegovic, Müslüman olmanın, kainatı ve insanlığı kucaklamak, aklın ve kalbin özgürleşmesi olduğunun farkındadır.Bu geniş bakış açısına sahip olan İzzetbegovic, Müslüman olmayı, dar kimliklerin  hegemonyasından kurtulmak olarak tanımlamaktadır: “Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.”

İnsanların bütün farklılıklarıyla barış ve özgürlük içinde birarada yaşamalarının nasıl sağlanacağı sorusu, salt güç mücadelesini esas alan insanın insanın kurdu olduğu vahşi bir siyaset sorusu değildir. Çoğulculuk, barış ve hukuk içinde özgürce ve onurluca bir arada yaşamak fıtri bir ahlak, maneviyat ve siyaset sorusudur. İzzetbegovic, ırkçılığı, şiddeti ve emperyalizmi dışlayan, insan ve ahlak merkezli bir siyaset temelinde Bosna’da   barışın korunabileceğine ve birarada yaşanabileceğine dair şu  önemli çerçeveyi ortaya koymaktadır: “Bosna Hersek’i kendi güçlü politik modeliyle yeniden bir araya getirebilecek bir sistem kurmak, ırkçılığı hem sağda, hem solda yok etmek… Böyle bir sistem, karanlığı def edebilir.(…) Şiddet ve suç üzerine kurulan ırkçılıkların geleceği yoktur.Tarih böylesi rejimlerin hayatta kalamadığını kanıtlamıştır. (…) Eski Yugoslavya Ordusu, 40 yıl boyunca paranoyak bir tutkuyla silah depoladı. Her yıl çok büyük miktarlarda para harcadılar. Son iki yıl içinde, topladıkları her bir demir parçası, bu talihsiz ülkenin tepesine indi. Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk.Ancak bunu onlardan dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim.Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil.Onlara hiçbir şey borçlu değiliz.İnsan olmak ve insan kalmak, Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur.Onlara karşı değil.Böylesine bütünüyle ahlaki olan bir kavramı, yani insan olmak ve insan kalmak kavramını politik dile çevirdiğimizde bu ne anlama gelir?Politik dilde bu, hukuka uygun bir devlet kurmaya çalışacağız, demektir. Bu aynı zamanda uygulamada şu anlama gelir: Bu devlette hiç kimse dininden, ulusal ya da politik inancından dolayı zulme uğramayacak. Bu bizim en temel yasamız.İmtihanda bu nedenle başarılı olduk.Yasal otoritenin ve Bosna Hersek Ordusunun kontrolünde olan yerlerde hâlâ katedrallerden ve kiliselerden yükselen çan seslerini duyabilirsiniz. Orada hâlâ Hırvatlar ve Sırplar var. (…) Bizler barbar olmadık”

Ahlakı, hukuku, barışı, özgürlüğü ve insanlığı birlikte ve bütün olarak siyaset, ekonomi, eğitim, kültür, edebiyat, teoloji, bilim ve felsefe alanlarına uyguladığımız zaman  bizi barbarlıktan kurtaracak,  fıtratımızla barışık olmamızı sağlayan medeni  varoluşumuzu gerçekleştirmemiz, ancak bu şekilde mümkün olabilir.  İzzetbegoviz,  hukukun, ahlakın ve medeniyetin bütünlüğünü    hayatlarımızda  pratiğe dökmenin  insan olmaktan kaynaklanan bir  sorumluluk olduğunu düşünmektedir.  İzzetbegovic, hukukun hayatta her şey olması gerektiğini  şöyle ifade etmektedir: “Hukuk benim için sadece meslek değil, inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem.”

İslam ve insanlığın bütünleştirilerek fıtri temeller üzerinde sahih bir insani medeniyetin  kurulması için çaba sarf etmek, varoluşsal bir sorumluluktur. İslam’ın ve insanlığın yeniden  doğuşu problemini düşüncesinin ve hayatının  merkezine koyan İzzetbegovic, Müslümanların evrensel  insanlık medeniyetine  çok yönlü katkı yapma yeteneklerini kaybetmeleri şeklindeki felç durumlarını şu şekilde sorgulamaktadır: “Müslümanların hızla artan büyük nüfusuyla övünmemiz, bana şişmanlığıyla övünen ve aldığı yeni kilolardan haz duyan bir adamı hatırlatıyor. Ruhumuza, akılımıza ve başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız?Küçük ve kırılgan bir insanda bile insanlığa katkıda bulunabilecek büyük bir ruh bulunabilir.Gücümüz, bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, küllî iyiliğe katkılarımız?”

İzzetbegovic’in hayat pratiğinden ve düşüncesinden  öğrenecek çok şey vardır. Geçmişe saplanıp kalmak yerine geleceğe yatırım yapmak, kapalı zihniyetler ve toplumlar olmak yerine akılla, bilimle ve felsefeyla hayatı ve insanı anlayan ve idrak eden  açık insanlar olmak gerekliliğini İzzetbegovic  her fırsatta vurgulamaktadır.  Hurafelerin, saplantıların, fanatizmlerin ve yapay kurguların insanlığımızı çürütmemesi için İzzetbegovic’i gerçek anlamda okumalı ve anlamaya çalışmalıyız.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.