“Meyve suyu, ayakkabı, sırt çantası. Sabah ritüeli.

Ve onunla birlikte bir huzursuzluk duygusu gelir.

Kim olursak olalım, hangi mahallede yaşarsak yaşayalım her sabah okulumuza inanmak isteriz. İnanmasak da inanmak isteriz.

1999’da devlet okulları öğretmenleri konusunda belgesel yaptım. Bir ders yılı boyunca, hayatlarını nasıl çocuklara adadıklarını izledim. Bu öğretmenlerde bir umut vardı. Devlet okullarının da başarılı olacağı inancını taşıyorlardı.

On yıl sonra, kendi çocuklarım için bir okul beğenme zamanı gelmişti. Ve işte o zaman gerçek göründü. Devlet okulları konusundaki duygularım onları başarısız bir okula gönderme korkusu kadar ağır basmıyordu. Böylece, birlikte yaşadığımı sandığım ideallere ihanet ederek çocukları her sabah üç tane devlet okulunun önünden geçirerek bir özel okula götürmeye başladım.

Ama ben şanslıyım. Seçme şansım var.

Başka aileler şanslarını zıplayan toplara, bir kutudan kart çeken bir ele veya sayı dizisinden rastgele numara çeken bir bilgisayara bağlıyorlar.

Çünkü iyi bir devlet okulunda talebi karşılayacak kadar yer olmuyor. Biz de adil olanı yapıp çocuklarımızı ve geleceklerini şansın ellerine teslim ediyoruz.’’

Böyle başlıyor Davis Guggenheim, hem yazıp hem de yönettiği 2010 yılı yapımı “Süpermeni Beklerken” isimli belgeseline. Guggenheim, ülkesi Amerika’nın dibe vuran eğitim sistemini gözler önüne seriyor. Dünyanın süper gücünün çöken eğitim sistemi, okula her gün aynı rutinle başlayan çocukların geleceğe dair şimdiden yenik düşen hayalleri eşliğinde izleyiciye aktarılıyor.

Sorunları ancak bir süper kahramanın bir yerlerden çıkıp gelerek bir anda çözeceği inancıyla büyüyen yetişkinlerin ülkesinde, bu iş için Süpermen’in bir yerlerden çıkıp gelmeyeceğini adeta haykırıyor film. Yapım yılı itibariyle güncel verilerden ve istatistiklerden yararlanan Guggenheim, devletin öğrenci başına yılık harcamasının 4 bin dolardan 9 bin dolara çıkmasına rağmen sistemin çöküşüne engel olunamadığını gösteriyor. Göreve gelen her Amerikan Başkanının “eğitimde reform” vaadi, hayal kırıklığı ile neticelenmiş. Amerika’da okulların nasıl bir terk-i tahsil görevi gören akademik bataklıklara dönüştüğü eyalet ve okul isimleri verilerek çarpıcı bir biçimde dile getiriliyor.

Amerikan bağımsız sinemasının önemli isimlerinden Tony Kay ise yönetmen koltuğuna oturduğu filmi Detachment ile Amerika’da okul sistemine adeta sert ve ölümcül bir darbe indiriyor. Kay, efsunlu, dokunulmaz bir alan olarak tüm dünyada mütemadiyen kutsanan modern okul sisteminin içinde debelendiği depresif hali modern okulun hak ettiği bir dozda sinema izleyicisine sunuyor.

Amerika’da tam 30 yıl en iyi bilinen okullardan en kötüsü olarak adlandırılanlara kadar görev yapmış John Taylor Gatto ise modern okul sisteminin ufaladığı insana ve topluma ne büyük bir tehdit oluşturduğunu anlatmaya ömrünü adamış bir isim. Amerika’da mevcut okul sistemini karşına alan ve şu an seksenini aşmış bir eğitimci olan Gatto yazı ve konferanslarıyla mücadelesini sürdürüyor. “Bizi Aptallaştırıyorlar” diyerek “eğitim” adı altında kutsanan modern okulun maskesini düşürüyor. New York Times gazetesi tarafından “Yılın Öğretmeni” seçilen yazar, Wall Street Journal gazetesinde yazdığı bir yazı ile 30 yılık devlet öğretmenliğine veda etti.

John Taylor Gatto’nun “Eğitim Bir Kitle İmha Silahı” isimli kendi ülkesi Amerika’nın eğitim sisteminin ipliğini pazara çıkaran kitabı Türkçe’ye EDAM Yayınları tarafından kazandırıldı. Yayınevini kutluyorum.

John Taylor Gatto şu basit soruyla başlıyor kitabına;

“Okula gerçekten ihtiyacımız var mı bizim? Eğitimi kastetmiyorum elbette. Okullardaki zorunlu öğretimden bahsediyorum. Günde altı saat, haftada beş gün, yılda dokuz ay olacak şekilde 12 yıl süren zorunlu öğretimden… Bu bezdirici rutin gerçekten gerekli mi? Eğer gerekliyse niçin olduğunu söyleyin.”

Amerikan akademisinde de mevcut eğitim sistemini topa tutan önemli isimler var. Sözlerini hiç sakınmadan konuşuyorlar, yazıyorlar. Michael W. Apple, Neil Postman gibi isimler sorunun kaynağında farklı nedenlerin olduğunu görseler de, en azından ortada sorun olduğunu görecek bir basirete sahipler.

Amerika çöken bir eğitim sistemine sahip olabilir. Bizim ta buralardan gördüğümüz onlar için hâlâ bir umut var!  Çünkü Davis Guggenheim, Tony Kay gibi yönetmenleri var. Michael W. Apple, Neil Postman gibi sistemi kıyasıya eleştiren dolayısıyla sırf yanlış olanı gösterdiği için bile doğrunun arayışını besleyen akademisyenleri var. John Taylor Gatto gibi eğitimcileri ve yazarları var. Ülkesinin eğitim sistemini “Kitle imha silahı olarak” tanımlayan eğitimciyi,  “Yılın Öğretmeni”  olarak seçebilen New York Times gibi gazeteleri var.

Ezcümle; tüm bunların varlığı Amerika’nın kendi “maarif davası” için hâlâ bir umudunun olacağını gösteriyor. Keşke başka ülkeler de onun kadar şanlı olabilselerdi!

Not: Eğitim temalı filmlerin incelemesi için bkz. : Beyazperde Karatahta, Bekir Birbiçer, Maarif Mektepleri Yayınları


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yılın Öğretmeni 2017-11-01 11:42:02

Keşke başka ülkeler de onun kadar şanlı olabilselerdi!