Tıp Fakültesi 5. sınıftayken bir vakfa burs için müracaat etmiştim. Yazılı sınavdan sonra mülakata çağırdılar. Mülakatı İstanbul Tıp Fakültesi’nden rahmetli hocamız Süleyman Yalçın, İktisatçı Sebahattin Zaim hoca ve şimdi ismini hatırlayamadığım bir ilahiyat hocası yapıyordu.

O günler sol-sağ çatışmalarının zirve yaptığı günlerdi. Günde çoğu üniversite öğrencisi olmak üzere ortalama 10-15 kişi öldürülüyordu. Hocalar, bana şunu sordular: "Sol görüşlü insanların bu ülke için ne düşündüklerini nasıl takip ediyorsun?"

Birkaç sol gazeteyi söyledim ama tatmin olmadılar.

Neyse ki diğer cevaplarla bursu hak ettim.

Vakıfta haftalık konferanslar oluyordu. İsmail Cem' in "Geri Kalmışlığın Tarihi"ni mutlaka okumamız önerilmişti. Bu kitabı okuyunca hayretler içinde kaldım.

Osmanlı'nın okullarda öğrendiğimiz savaşlar, barışlar, antlaşmalar kronolojisinden başka da bir tarihi vardı. CHP’nin tek parti dönemini de objektif, tarafsız değerlendirmişti. Merak saiki ile devamla Kemal Tahir, İdris Küçükömer, Fikret Başkaya, Doğan Avcıoğlu, Yalçın Küçük ile Nazım Hikmet ve Aziz Nesin'e varıncaya kadar sol cenahtan, bir çoğunun birçok eserlerini okudum, çok ilginç bilgilere, belgelere eriştim.

Gazete köşelerinden değil de kitaplar üzerinden konuşulursa, iki kesim arasında uzlaşmanın çok da uzak olmadığını gördüm.

 “Sol”un önemli kalemlerinden Yalçın Küçük’ün “Gizli Tarih”inde Milli Mücadele ve liderleri ile ilgili tespitler çoğu kere dindar kesimlerin dillendirmeye cesaret edemeyecekleri gerçeklerdi.

Acaba, yat-kalk İslam’a saldıran kesimlerin aklı selim sahipleri de kendi taraftarlarına "dindar insanların bu ülke için ne düşündüklerini nasıl takip ediyorsun?" derler miydi?

Aslında, dünyadaki ve ülkemizdeki gerilimi düşürmenin yolu bu sorudan geçiyor.

Köşe yazarlarına, rahmetli Özal, “amigolar” derdi.

Amigoların iki takımın taraftarları arasındaki gerilimi artırdıkları gibi, köşe yazarlarının önemli bir kısmı da toplumdaki kutuplaşmayı, gerilimi artırıyorlardı.

Birbirine bağırıp durmak yerine, birbirimizi okumalıydık.

Sloganlar üzerinden değil, düşünceler, fikirler üzerinden diyaloğa girmeliydik.

Ne yazık ki sol kesimden yüz yüze geldiğim kişilerde gördüm ki; Yahya Kemal'i, Semiha Ayverdi'yi, Said Nursi’yi, Cemil Meriç'i Erol Güngör'ü, Halil İnalcık'ı, Garaudy'i, Ali Şeriati'yi okumak şöyle dursun, çoğu kere isimlerini bile bilmiyorlardı.

***

ABD arabasına at olmak...

Bir CHP Milletvekilinin “Amerika, tüm Türkleri değil, AK Partilileri cezalandırsın” dediği ileri sürüldü.

Şayet doğruysa Milletvekili bu sözü ile Amerika'ya  Türkleri cezalandırma imtiyazı tanımış oluyordu.

Bu ezikliktir.

Milletvekilinin bu sözleri, CHP'nin selefi olan İTP (İttihat Terakki Partisi)’nin gençlerinin İngiliz Büyükelçisine at olmalarını çağrıştırıyor.

İTP’nin Başbakan'ı Talat Paşa anılarında, İTP  gençlerinin İngiliz elçisinin arabasına at olduklarından, ama İngilizlerin bunu takdir etmediklerinden yakınır.

Başbakan Talat Paşa anılarında; “ihtilalin ileri gelenleri sizden hoşlanıyor, halk ise adeta size tapıyordu. Bir gün, büyükelçinin atlarını arabasından çözdüler ve arabayı elçilik binasına kadar çekip götürdüler” der. (Talat Paşa’nın Anıları -Hazırlayan Alpay Kabacalı, İletişim Yayıncılık 1990 s.185)


"İngiliz arabasına at olma olayı"ndan Kemal Tahir de "Kurt Kanunu"nda bahseder.


“İstanbul’da Türk Gençliği İngiliz Elçisi’nin arabasına koşulduder. (Kemal Tahir, Kurt Kanunu, Tekin Yayınevi, 1991,s.195)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.