Önce şu tespiti yapalım.

İster birey olsun ister ülke olarak kesin bir şey var ki, inanç ve davamızın arkasında sıkı ve tavizsiz durduğumuz zaman içerden ve dışardan çok yönlü ve hain saldırılara uğradık, uğruyoruz…

İsteğimiz; dünya ailesi içinde ötekileştirilmeden, baskıya, tehcire ve soykırıma maruz kalmadan eşit, özgür ve onurlu yaşamak...

Dünya ailesi içerisinde bugüne değin maruz kaldığımız bunca saldırılara, kalkışmalara, kırılmalara ve içimizde de bize benzeyip de bizden olmayanların hain kalkışmalarına ve arkadan hançerlemelere kahramanca karşı koyduk bugüne değin. Bu süreçte davasından yılanların, yıkılanların, davasına ve yol arkadaşlarına çelme takanların yüzüstü süründüklerini gördük. Suyu geçerken at değiştirenleri, sudan nemalanları karşı saflara geçenlerin perişan hallerini gördük…

Boyun eğmeyen Türkiye saldırıya uğramaya devam ediyor!

Sayın Erdoğan’ın feraset ve güçlü liderliğinde Türkiye, geçmişin gri alanlarıyla ve bugüne değin dokunulmamış problemleriyle önyargısız yüzleşip çözdü. Bu yeterli mi, değil… Türkiye ağırlıklarını atmaya devam edecek. Bunun için biraz daha yol almak lazım. Bu yürüyüşte en büyük güç Sayın Erdoğan’dır. Bu halk, Erdoğan’ın liderliğinde kendine geldi, özgüvenini yeniden kazandı. Türkiye prangalarından kurtula kurtula varış noktasına beklenenden daha erken ulaşacaktır eminim.

Sayın Erdoğan’ın en büyük başarılarından birisi hiç kuşkusuz, büyük küskün halk kesimlerini devletle barıştırmak ve kucaklaştırmak oldu. Türkiye’nin işgal girişimlerine ve emperyalist saldırılara karşı koyuş başarısının burada yattığını söylemeliyim.

Dün ABD bize, içimizdeki adamları vasıtasıyla vuruyordu. Darbeler, krizler hep içimizde çocukları eliyle yapıldı. En son 15 Temmuz işgal girişimi ile netice almak istediler.

İsterseniz Türkiye’nin Erdoğan’dan önceki hal-i pürmelaline bir göz atalım…

Ekonomi çökertilmişti. Halklar kamplara ayrılmış ülkemiz nerdeyse bölünme noktasına getirilmişti. Ne içte ne dışta itibarımız kalmamıştı. Horlanan, itilip kakılan ve aşağılanan hatta acınılan bir ülke fotoğrafı yaratılmıştı. Yabancı istihbarat güçleri emniyette, MİT’te cirit atıyor içerde operasyonlar yapılan şamar oğlanı bir ülke haline getirilmiştik. Kısacası ülkemizin kanı damarlarından emilmişti. Otuz cente el açan, tükenme noktasına gelmiştik adeta. Kuru iskelet kalmış bir ülke ne yapabilirdi ki!

Özetle, kendi derdimize düşürülmüş, hafif bir rüzgârda düşecek gibi görüntü veriyorduk. Bırakın Filistin’e, Kudüs’e, Sam’a, Halep’e, Afrika’ya, Asya’ya sahip çıkmayı, el uzatmamağa bile dermanımız kalmamıştı!

Baskı, terör, kargaşa ortamlarının dönemi ve zamanlaması da manidardır. Rahmetli Özal’ın, Erbakan’ın hatta Menderes ve yerli kimlikli Demirel’in olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerin ortak özelliği; yerli ve milli öncelikli politikaların izlenme adımlarının atılmaya başlandığı ve buna bağlı olarak Türkiye’nin atılım, ‘take of’ noktasına çıktığı dönemlerdir.

Bu milli adımlar akamete uğratıldı. Gerektiğinde kanla bastırıldık. Tanklar geçti üstümüzden. Darbeler, 28 Şubatlar, post modern darbeler hep Türkiye’yi karşı hep bizi durdurmaya, budamaya yönelikti. Biraz tiritlenmeye, tüylenmeye ve azıcık nefes almaya başladığımız her dönemde sil baştan aldık. Yılmadık, ha bire, bir daha kayayı zirveye taşımaya kararlıydık.

“Bütün ömrümüz, kayayı ittire ittire tepenin zirvesine taşımakla geçti. Tam zirveye ulaşacağımız sırada, kaya yuvarlandı. Hadi baştan... Her denemeden sonra koca kayayı tepenin üzerine taşımak için ne vaktimiz kalmıştı ne de mecalimiz.”

Durdurulan saat gibiydik. Bazen bozulup ihtiyaç duyulunca yeniden çalıştırıldık. Sırtımız sıvazlandı. Bazen kendi kendimize geldik, kendi kendimize moral ve güç verdik. Küllerimizden doğduk her defasında…

Bu hatırlatmayı niye yaptım. Malum 24 Haziran’da seçime gittik. Azda olsa korkum şuydu; Erdoğan’la zirvelere çıktığımız bu dönemde kaya yine aşağıya yuvarlanacak mıydı?

Şükür, bu endişem olmadı. Bu başarı kuşkusuz Rabbimizdendir.

Bu başarı, dürüstlüğün, samimiyetin, ülkesine sevdalı olmanın hikâyesidir. Bu aziz halk yiğit, kahraman ve Gazi liderinin arkasından yürümeye ona kuvvetli şekilde destek vermeye devam ediyor.

Bu başarı, güçlü liderliğin güçlü iradenin başarısıdır. On altı yıldır her türlü engellemeye, her türlü saldırılara rağmen Türkiye yürüyüşüne daha güçlü adımlarla devam ediyor. Sayın Erdoğan onca badirelere hatta onca suikast girişimlerine rağmen yolundan bir milim dönmedi asla geri adım atmadı bu zorlu süreçte, bu başarıda en büyük pay kuşkusun onun karnesine yazılmalı.  

Bu başarı barışın, sevginin, yürek yüreğe verenlerin başarısıdır.

Bu başarı korkuyla sinmeyenlerin, şehadeti namlusunun ucunda gören şehit ve gazilerimizin başarısıdır.

Bu başarı milletimizin başarısıdır.

Velhasıl bu başarı…

Osmanlı artığı dediklerinde “kahroluyorum” diyen Kerküklü ninenin, “Bizi kimlere bırakıp gidiyorsunuz?” diye haykıran Şamlı dedenin, “Türkiye için dua etmeden seccademi kaldırmam” diyen Bosnalı teyzenin, “İki patik ördüm, köyüme gelen ilk Türk askerlerine vereceğim” diyen Ahıskalı gelinin, “Ordumuza katılmak için ceketini satan Pakistanlı gencin, Şahadet parmağını terör devleti katil İsrail askerlerine kaldırarak “bir gün Türk askeri gelecek” diyen Kudüslü çocuğun başarısıdır.

 Bu başarı, üzerine Türkiye’den başka muska takmayanların başarısıdır… 

Halkımız; güçlü, özgür, bağımsız ve alnı ‘Ak’ bir Türkiye’nin kabına su taşımaya devam ediyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Metin EREN 2018-06-28 13:57:28

Sevgili Lokman,
Rabbim kalemine güc kuvvet versin,
MaşAllah, cok güzel tespitler ve cözümler,...

Selam ve Dua ile,