Ankara'ya seyrek giderim. Kızılay, Sıhhiye dolaylarına işim düşer, genellikle de tayin, hastalık gibi tatsız işlerdir.

Etrafınızda minare göremezsiniz.

Buralarda namaz vakti geldiğinde cami sorarsanız, filan ara sokakta, filan apartmanın bodrumunda, diye tarif edilir.

 Ankara'da camiler  Kapadokya’daki Roma’dan saklanan kiliseler gibi, Kemalizm’den yeraltına saklanmışlardır.

Vaktiyle rahmetli Serdengeçti "mabetsiz şehir" demişti.

Kısa süre ODTÜ öğrenciliğimde hademe odalarında, merdiven altlarında, alnımız paspaslara, ayaklarımız süpürgelere değerek, ODTÜ'nün militanlarından sakınarak, gizlenerek, namaz kılabilirdik.

70’li yıllarda namaz, ODTÜ'de dayak sebebi idi.

Bu utanmazlar bir de "mahalle baskısı" diye zırlarlar.

O günlerde Ankara’da, bir iftar sonrası, teravih için cami aramaya başlamış, cami aramaktan helak olmuş, ancak teravihin ortasında namaza yetişebilmiştik.


Son yıllarda, Ankara'da tek partinin yüz karası, tatsız, çirkin, çöplük  gecekonduları tarih olurken, minareler göklere uzanıyor.

Şehir, aslına rücu ediyor!

Son Melike Hatun Camii, Ankara’yı, Türkiye’ye kazandırdı.

Özbekistan’ın minareleri

Özbekistan'a gittiğimde, Devlet Başkanı, eski KGB ajanı, Kerimov idi.

Ezan yasaktı.

Dünya’nın en güzel, en endamlı, sanat harikası minarelerine sahip Özbekistan'da ezanı  müezzin bulunmadığı için, imam, o güzelim minarelerden değil, caminin önündeki yaya kaldırımından, ancak birkaç adım öteden işitilebilecek alçak bir sesle okuyabiliyordu.

Camilere halk korku ile gidebiliyorlardı.

Grubumuzdaki başörtülü hanımları, Özbek sivil polisleri ikide bir taciz ediyorlar, rehberlerimiz Kerimov’un ajanlarını savuşturuyorlardı.

Kerimov’un Özbekistan’ında, Kemalizm’in Türkiye’si gibi başörtüsü yasaktı. 


Gittiğimiz camilerdeki cemaat bizlere hep yaşlı gözlerle sarılıyordu.

Semerkant Hızır Camii'nin imamı, evindeki öğle yemeğini tenceresiyle 20 kişilik grubumuza, ailesinin aç kalması pahasına zorla ikram etti.

Türk misafirperverliği, İslam kardeşliği bu demekti.

Namazdan sonra ellerini açıp Türkiye'ye uzun uzun dualar etti.

Rehberlerimize, bize verdikleri veda yemeğinde, şehadetleri dinin temeli olan ezanların, Özbekistan semalarında inlemesini dilediğimi, soyadlarındaki Sovyet işgali "ov-ev" eklerini kaldırmaları gerektiğini söylemiştim.

Biraz irkilerek, nahoşça dinlediler. 


Şimdi, TV’de, Türkiye’ye gelen yeni Başkan Sayın Mirzayev’i dinliyorum.

Vizeleri kaldırmaktan bahsediyor.

Allah’ım sen nelere kâdirsin!

O günlerde Özbek yönetimi bize bin bir zorlukla vize vermişti.

Ciğerim Özbekistan

Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’in merkezindeki Müstakillik Parkı’nda, “Anadolu Kadını”nın birebir kopyası, şalvarlı, yaslı, yere bağdaş kurarak çökmüş “anne” heykeline şöyle yazılmıştı.

“Sen doim qalbımızdasın jigarım (Sen daima kalbimizdesin ciğerim)”

Heykelin etrafındaki Orta-Asya mimari tarzı revaklarda, 2. Dünya Savaşında cephelerde kaybedilen Özbeklerin, Aliler, Ahmetler, Mustafalar, Hasanların binler binler tutan listeleri asılıydı.

Özbekler, işgalci Ruslarca, Rusya için cepheye sürülmüşlerdi.

Almanlar tarafından katledilen gençlerinin acısını hâla derinden hissediyor onlara “sen daima kalbimizdesin ciğerim” diyorlardı.

Komünist, Sovyet formatla “faşist  Almanlara” hala öfkeliydiler.

Özbekistan’ı işgal eden, Özbek çocuklarını cebren cepheye süren, on binlerce kilometre ötelere götürüp Almanlarla savaştıran Ruslar için, hiçbir eleştirileri yoktu.

Milletler böylesine miyop olabiliyorlardı.

Propagandanın, yalanın, hilenin gücü bu idi.

Kendilerini cebren cepheye süren Ruslara ateş püskürmek yerine, Rusların düşmanı Almanlara lanet okumak ne akıldı?

Özbekistan, artık özgürlüğünü kazanmıştı ama, beyinlerdeki Rus işgal hâlâ sürüyordu.

Hristiyanlar arası dünyayı bölüşüm savaşında, garibim Özbeklere nasıl rol düşüyordu?

Emperyalistler arası savaş, Özbek annelerin ciğerlerini böylesine yakıp, kavurmuştu.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.