Başta sevgili annemin her duasında “Rabbim, ömrümün geri kalan kısmını ömrüne kat, o millete ve ümmete lazım” dediği Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bize ve Halifan Ailesine başsağlığında bulunan, dualarıyla teselli veren devlet büyüklerimize, akrabalarımıza ve bütün dostlara teşekkürler ediyorum, Rabbulalemin razı olsun.

***

“Ehmeeed, bavimııı, xorti dew piyru şi eskerayi, tı key şıniii?..”

5-6 yaşlarımda köyde akranlarımla oynadığımda annem böyle seslenirdi. Yani;

“Ahmeeet, babacığım, köyün bütün gençleri askere gitti, sen ne zaman gideceksiiin?”

Bu sesleniş aslında annemin, tek erkek evladı olarak benim büyümeme olan düşkünlüğünü dile getiriyordu. Bu sesleniş dünyanın en güzel melodisi olup kulaklarımdan gönlüme akıyordu.

Yıllar böyle geçti, askerlik çağına çok vardı, lakin evden ayrılma vakti gelmişti. Annem, ortaokula göndermek için 11 yaşına kadar ayrılmadığı oğlunu ilçeye göndermek zorunda kalıyordu. Okula daha günler vardı, fakat her hüznünde benden gözlerini kaçıran annem, yine gözlerini kaçırıp üzüntüsünü boğazında düğüm olarak saklıyordu boğulurcasına.

Oysa ilçe her hafta sonu eve gelecek kadar yakındı köye. Yıl 1971, mevsim Sonbahar. Oğlunu yolcu edecekti. Diğer köylüler dualarla çocukları ilçeye götüreceklerdi. Anneler toplanmış 11-12 yaşlarındaki çocuklarını yolculuyorlardı. O, biricik oğlunu alıp hiçbir şey yokmuş gibi mutfakta yere oturmuş, oğlunun iki eli ellerinde, alnını öpüp öpüp kokluyor, derin nefeslerle ciğerlerine oğlunun kendi kokusunu stokluyordu.

Sonra, “Oğlum inayetinle büyüdü Rabbim, gözlerimizi, gönlümüzü aydın kıldın lütfunla. Şimdi Halil'in İbrahim'in as İsmail ile Hacer'i sana emanet ettiği gibi Ehmedimi sana emanet ettim ve Hacer'in mutmainliği ile teslim oldum.” dedi.

Yıllar sonra sordum, anne, Hacer as nasıl mutmain olmuştu?

“Hacer as İbrahim'e, ‘bizi kime bırakıyorsun da memlekete dönüyorsun?' diye sorduğunda İbrahim, ‘Rabbim'e' diye cevap vermişti. Bunun üzerine Hacer as ‘Ha öyle mi? O zaman gidebilirsin İbrahim' demişti.” dedi.

Vefatından sonraki günlerde taziye telefonlarına cevap dışında ne bilgisayarı ne IPAD'ı kullanmak gelmedi içimden. Vefat haberini duymadıkları için gazeteden “yazınız gelmedi” hatırlatmasına yazacak takatim yok dediğimi hatırlıyorum.

Bugün vefatının 10. günü, annemi yazmak istedim, bu sebeple bilgisayarımın kapağını açmam gerekiyordu. Elimi laptopun kapağını kaldırmak için defalarca uzattıysam da boğazımdaki düğümler mani oldu. Çünkü yazacaklarım hayatımdı, 56 yıl boyunca annemle geçen hayatım. Annemle ilgiliydi yazacaklarım, annemi yazacaktım. Bu yüzden yazının muhtevası artık yaşamayan annemle anılarımdan oluşacaktı. Yazamadım, “Annem öldü” cümlesini kullanmamak için bir türlü yazıya başlayamadım.

Zordu anne, çünkü seni yazacaktım, artık yaşamadığını, dünyanın bundan sonrasının sensiz geçeceğini. Yani 56 yaşımdayken bile benim için nefes kadar değerli o dizlerine başımı koyma bahtiyarlığımın son bulduğunu yazamazdım.

Zordu anne, çok zordu. Şu anda ömrümün en zor yazısını yazıyorum, defalarca uğraştım, defalarca ara verdim, gözyaşlarım klavyeyi, ekranı görmeme mani.

Biliyor musun?

Kendimi, “Sol yanım acıyor anne” şiirindeki küçük çocuk gibi hissediyorum. Sen hayattayken de dinlediğimde gözyaşlarımın sel olmasına sebep olan o şiirdeki kız çocuğuna döndüm dedelik halimle.

Meğer sana en muhtaç olduğum yaştaymışım anne. “Ez kurbon şima/ben size kurban” diye seslendiğin torunların ve torunlarım bu ihtiyaca mani olmuyor anne.

Yazamadım, aslında tepeden tırnağa ve ömrüne yayılan fazilet dolu yaşantını anlatmak için literatür de yetersiz.

Bak işte,

Hangi kaynana 38 yıl beraber yaşadığı geliniyle bir tek kere bile olsun bozuşmaz?

Hangi kaynana beraber yaşadığı geliniyle 38 yılda bir kere bile kavga etmez?

Bırak kavgayı, 38 yıllık bir beraberlikte insan bir kere olsun alınganlık göstermez mi?

Ya insan 25 yıl beraber yaşadığı 4 torunundan biriyle de olsun bir kerecik bile darılmaz veya küsmez mi?

Yok, başına yemin olsun ki 56 yaşındaki ben, çocukların, torunların, gelinlerin, kayınların, görümcelerin,  komşuların hiç kimse senden incinmedi anne. İşte onur duyduğum bu hasletin yazı yazmamı da sensizliğe alışmamı da zorlaştırıyor anne.

Daha ne yazayım? Bu bile senin nasıl bir şahsiyet olduğunu göstermeye yetiyor.

Mezarını ziyaret etmeye geldim, yanımda 30'u aşan yaşıyla torunun ve 40'ında yeğenin vardı. Aldırmadım onlara, 4-5 yaşındayken ardın sıra ağladığımı hatırlayıp öylesine bağırıp ağladım anne.

Ve seni 46 yıllık evliliğinizin sonunda rahmeti rahmana kavuşan babama, yani 88 yaşındayken ona olan aşkını saklamadığın eşine ebedi vuslat dualarıyla uğurladık.

Ha, sen babamla beraber 12 Eylül sürgünü annem, “Ahirette Kenan Evren'den hesabımı soracağım” diyordun, biz soramadık, sen sor anne…

Nur içinde yat, sağanak sağanak rahmet yağsın üzerine,

Anne…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.