Kaç kişi “Arakan nerede?” diye sorguladı… Gözlerinde acının derin yalnızlığını yüklenmiş o incecik çocukları, kadınları, ihtiyarları kaç kişi gördü. Kaç kişi Arakan halkına sonbaharın tükenmiş demlerinde neler götürebiliriz diye kafa yordu?

SONBAHARIN hüzün kuşanmış zamanlarındayız… Bir güz daha geldi. Sararan yapraklar dökülüyor, kuşlar göç ediyor, yağmurlar usul usul yağıyor.

Sonbaharın hüznü kuşatıyor yüreklerimizi. Ölümler oluyor. Ani ölümler ve öylece donup kalıyoruz. Tabiat oysa nasıl da bizi alıştırarak bürünüyor ölümün sırdaş yalnızlığına. Oysa gümrah baharlarla coşacak tomurcuklanacak tüm çiçekler, tüm tabiat… Börtü böcek uyanacak kış uykusundan. Ama işte dirilmek için ölmek gerek.

Yeniden başlamak için bitirmek gerek. Hayat da böyle değil mi? Nice yorgun zamanlardan, nice tükenişlerden sonra gelen yaşamın görkemli yeniden uyanış anları vardır.

Akşam ezanları artık erkenden okunuyor. Okul çıkışı kalabalıklarına aniden yakalanıp, çocuk cıvıltılarının içinde buluyoruz kendimizi.

Hüzünlü dirilişler

Bir ayet gibi iniyor günlerimize sonbahar. Kitabı açıp okumak, tekrar tekrar ruhumuza hüzünlü dirilişler taşıma telaşına düşüyoruz oysa. Oysa bu hüzün yalnızlığımıza hiç yakışmıyor ve hep gizli gizli ağlıyoruz. Yalancı bir tebessüm dudaklarımızda kaybettiklerimiz sonbaharın hüznüne, uçuşan sararan yapraklarla beraber bir meçhule akıyor. Ve ellerimiz hep yanımıza düşüyor.

Şimdi yeni başlangıçlara yürürken, tabiatın ölüme yaslı zamanlarında arayışlar çalıyor kapımızı.

Sorgulamalarla aramaya başlıyoruz.

Tüm yitiklerimizin peşine düşüyoruz.

Neydi yitirdiklerimiz, bizleri öylece elleri böğründe çaresiz bırakan bu hallere nasıl geldik?

Kimlerle konuşup dertleştik, kimlerin ekmeğini böldük, kimlerin ahını aldık?

Kimlerin duasını yüklendik, kimler bizim için geceleri kalkıp, gündüzleri duaya durdular?

Evet, sonbaharın hüzün kuşanmış demlerinde yitiklerimizi bulma telaşına düşmeliyiz.

İnsan-ı kâmil olmanın erdemli ve onurlu duraklarında dönüp bakmalıyız yüreğimize. Dönüp bakmalıyız nasıl yaşıyoruz, neler yapıyoruz, kimlerle konuşup dertleşiyoruz. Kimlerin kapısını çalıyoruz. Kimlerin yükünü hafifletiyoruz.

Acının derin yalnızlığı

Ve “Arakan nerede?” diye sormalıyız. Gözlerinde acının derin yalnızlığını yüklenmiş o incecik çocukları, kadınları, ihtiyarları görmeliyiz… Kan çanağı yalnız gözlerinde çaresiz çırpınışlarla ölüm sürgünü, nice yetime, nice yaşlıya ve çaresiz Arakan halkına sonbaharın tükenmiş demlerinde neler götürebiliriz... Çünkü kış kapımızda…

Arakan nerede? Yakıp kavuran bu acı, bu kıyım, bu gezegende, bu yaşlı gezegende değil mi de bizler böylesine gamsız oturuyor ve hiçbir şey olmamış gibi rahatımız hiç bozulmuyor…

Ah bu Arakan nerede dostlar söyleyin bana. O çelimsiz kara incecik çocuklar, çamurlara bulanmış yaşlılar, birikintilerin içinden çamurlu suların içinden çıkıp gelmiş ve kirli suları yudumlayan bu mazlum halk bir film şeridi gibi geçiyor ekranlardan.

Katmer katmer acılar

Gözlerimi yumuyorum. Derinden acılar çörekleniyor içime. Gözlerimi yumunca, başımı çevirince, ekranı kapatınca bu acılar dinecek mi? Oysa katmer katmer artıyor acılar. Su birikintilerinin içinde, çamurun içinde öylece açlığa ve yoksulluğa çaresizliğe terkedilmiş bir halk ölüyor ve hiçbir şey olmamış gibi kendi telaşımızı yaşıyoruz.

Budist canilerin acımasız işkencelerinden kaçan Arakan halkı Birleşmiş Milletler ’in neyi olur ki? Oysa o mazlum halk bizim ümmet olarak kardeşlerimiz, aynı kıbleye yöneldiğimiz, aynı Kitap’ı okuduğumuz dindaşlarımızdır.

Ama bunca kargaşanın, okul telaşının, teog sınavlarının, üniversite sınav düzenlemelerinin, ev satışlarının, araba markalarının, geçim telaşımızın, çocuğumuzun servis ücretinin, beslenmesinin, kızımızın bilmem kaç liraya aldığı son eşarbının, giydiğimiz takım elbisenin, leke tutmayan halılarımızın, envaî çeşit sofralarımızın neresine doğru bakar Arıkanlı, o incecik çocuğun kan çanağı gözleri.

O incecik çocuk kan çanağı gözleriyle soframıza, giydiğimiz elbiselere, kalorifer sıcağından bunalan evlerimize, tüm varsıllarımıza, çocuklarımızın şımarık hallerine öylece bakıyor, bakıyor ve bizler bir şey yapamıyoruz.

Arakan nerede sorun!

Yapanlara helal olsun. Yolları yarıp giden siyasilere helal olsun. Sayın Cumhurbaşkanımıza, eşleri Emine Erdoğan Hanımefendiye, o cılız çocukları göğsüne bastırdığı için helal olsun.

Artık dur diyelim. Her yıl umreye gitmeye dur diyelim, yurt dışı gezilerimize ara verelim, tükettiğimiz, gereksiz olduğu halde aldığımız tüm varsıllara dur diyelim ve soralım Arakan nerede? Fazladan tükettiğimiz her bir eşyada, her bir dünya nimetinde Arakan’lı çocukların gözleri ışıldıyor sönük fenerler gibi…

Sonbaharın hüzün kuşanmış demlerinde, o cılız ve sahipsiz çocuklar için nerede hangi yardım kampanyası varsa destek olalım dostlar. Yarım hurma kadar da olsa vereceğimiz bir şeyler mutlaka vardır. Kış geliyor, soğuklar, dondurucu rüzgârlar çadırları, çıplak çocukları ve nice yoksul muhaciri savuracak. Cennet sıcaklarıyla onları kuşatalım. Dualarımızla, maddi ve manevi yardımlarımızla onları saralım. Yaralarına merhem olalım.

Gökçe kızın duyarlılığı

Sosyal medyadan tanıdığım Gökçe Değirmen kızımıza da helal olsun. Onun o güzel yüreğini gönülden selamlıyorum. Ah hepimizin evlatları Gökçe kızımız kadar duyarlı olsalar, yaralara dokunsalar, kıtalar aşıp yardımlar götürseler yoksul hanelere. Duamız düşümüz budur. Taşıdığı onca ağır yüklerle, yüreği incelen ama körpe bedeni yıpranan, Güzel yürekli Gökçe kızımıza da geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum, güzel gözlerinden öpüyorum.

Hep birlikte soralım dostlar Arakan, Arakan’ın yetimleri nerede? Kış geliyor…   


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.