CNN Türk’ten kovulduktan sonra Deutsche Welle’ye geçen Nevşin Mengü’nün programı birkaç gün önce bir aymazlığa sahne oldu. Mengü’nün konuğu,CHP’nin kanalı Halk TV’de program sunucusu Ayşenur Arslan’dı. Program sırasında Arslan, televizyon sunucularının kullandığı “Allah'a emanet olun, Kandiliniz mübarek olsun, Rabbim sizi korusun” gibi cümlelerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Bununla da yetinmedi;“‘Hayırlı cumalar’ diye başlıyorlar mesela Cuma günleri programa. Cumanın kutsal bir gün olduğunu zannederek… Cuma günü kutsal bir gün falan değil, eskiden Cumaları topluca beraber olunurmuş, tatil niyetine. Bu kadar şuur kaybına uğradık artık” diyerek aydın kimliğini orta yere seriverdi!

Bu açıklamalara güler misiniz, ağlar mısınız, bilmem! Aymazlık dedim. Çünkü ancak aymaz bulunduğu ortamın farkında olmaz. Arslan da yaşadığı ülkenin, bir parçası olduğu milletin inancından, değerlerinden bihaber. Ayşenur Arslan’ın durumu bu. Peki, bu millet bu pespaye tipolojiye mecbur mu? Bu ülke insanı, bu patolojiye muhatap olacak nasıl bir yanlış yaptı, günah işledi?

Meselenin farklı boyutları var. Öncelikle aymazlığın sergilendiği mecraya dikkat kesilmekte fayda var. Deutsche Welle, Almanlara ait, emperyalizmin sesi konumunda bir televizyon. Deutsche Welle’de bu ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını ve değerlerini karalamak, sosyolojik bir okuma değildir, olsa olsa ‘beyaz ajanlık’ olur. Söylediklerinin doğruluğunu-yanlışlığını bir kenara koyuyorum; Almanların kanalına çıkıp bu ülke insanı hakkında olur-olmaz tezviratlarda bulunmak,hem gaflet hem dalalettir. Üstelik o gaflet ve dalalete ihanet de sinmiştir. Aklımın almadığı, vicdanımın reddettiği bir durum bu…

Meselenin bir tarafı daha var: Cehaletin düşmanlıkla harmanladığı nokta AK Parti düşmanlığı. Ayşenur Arslan’ı ve benzerlerini kör eden nokta işte burası. Bu ablamız,Ulusal TV’de yapmış olduğu bir konuşmada AK Parti’ye karşı silahlı mücadelenin gerekliliğini savunacak kadar ileriye vardırmıştı işi: “Artık CHP de öğrenmeli ki demokrasi dediğimiz şey sadece ve sadece artık sandıktan geçmiyor” Peki demokrasi denilen şey sandıktan geçmiyorduysa nereden geçerdi? Aydın kimliğiyle lütfedip bu soruya da cevap veriyordu Arslan: “Bugün Kürt siyasi hareketi, nasıl yüzde 40 küsur ile gelmiş AKP iktidarını masaya oturtup bilek güreşi tutuyor. Arkasında silahlı mücadele var. Onun getirdiği bir gözdağı var. Arkadaş bizde silahlı mücadeleye başlayalım demiyorum. Ama silahlı ya da silahsız mücadele etmek, bedelini ödemek, gericiliğe, faşizme, baskıya, her türlü çağdışı ideolojiye karşı ödevimiz yapmamız lazım.”

Arslan ve onun gibiler için demokrasi, sandık, oy, insan hakları ve özgürlükler sadece retorikten ibarettir.Ekonomik ve siyasal çıkarlarını korumak için sığındıkları bir retorik. Statükolarını korumak için, silahlı mücadele dâhilher yoludenemeyeve her yönteme başvurmaya hazırlar. Pes doğrusu!

Arslan’ın tezviratları bununla da bitmiyor; Hulusi Akar’ın Harbiye mezunu olmadığını, askerde tezkere bırakarak muvazzaflığa geçtiğini söylemesine kadar birçok yalan-yanlış zırvanın arkasında bu hanımefendinin imzası var. Muhalif olmak adına aklını ve vicdanını kaybeden Arslan, şimdi de kafayı cuma gününe takmış durumda… Efendim neymiş; Cuma günü kutsal değilmiş… Sana ne be kadın?

Cuma gününün kutsallığına, Türkiye’nin kültürüne, geleneğine veya Müslümanlığına değinmeye hiç niyetim yok. Derdim, “Beyaz Ajan” Ayşenur Arslan’ın, kin ve nefret suçu işlemeye devam ediyor oluşu… Maalesef bu faşizan zihniyet, bu nefret söylemi bu ülkede hala kendine yer ve alıcı buluyor, bulmaya devam ediyor. Acı olan; bu gibi insanların medyada kendilerine yer buluyor oluşu. Üzücü, çok üzücü…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.