Çocuklarımızı yetiştirirken kendi değerlerimizi, örf ve adetlerimizi öğretmemiz son derece önemlidir. Gelecekte çocukların değer yargılarında belirleyici faktörler ailelerinden aldıkları aile terbiyesi, içerisinde yetiştikleri kültürel hayat ve elbette ki dini inançları olacaktır. Temel dini bilgisi olmayan ve köklerinden bağımsız çevresel etkilerle etkileşime giren çocukların kendi öz benliklerini yitirdiklerini ve etkileşime girdikleri çevrelerin kimliklerine sığındığını görebiliriz.

Aslında bugün giyim-kuşamıyla, sosyal tercihleriyle ve hayat tarzıyla gençlerimizin bizim öz kültürümüzün dışında bir kültürü benimsediklerini görüyoruz. Bunun birçok sebebi var elbette. Özellikle televizyonun hayatlarımıza girmesiyle birlikte birçok şeyin dönüşüme girdiğini söyleyebiliriz. Daha önce bu dönüşüm toplumun tüm kesimleri yerine yalnızca belirli bir azınlık üzerinde oluyordu. Türkiye’nin her şehrinde sinemanın olmayışı toplumsal yozlaşmanın sadece belirli bir kesimi etkilemesine sebebiyet veriyordu. Televizyonun yaygınlaşması ile birlikte toplumsal yozlaşma yavaş yavaş toplumun tüm katmanlarına doğru sistematik bir biçimde yayılmaya başladı.

Televizyonlarda yabancı filmlerin gösterilmeye başlanılması ile birlikte gençler kültür emperyalizminin etkisi altına girmeye ve tüketim çağıyla tanışmaya başladılar. Bizim toplumumuzda ki temel değerlerimizden yoksunluğa doğru giden, gençleri de içine alan toplumsal dönüşüm bu şekilde ve köklü biçimde değişmeye başladı.

***

Elbette ki batılılaşma modasının tarihi ülkemizde çok eskidir. Jön Türkler konusuna girersek bahis konusu uzar. Fakat tarihi süreç içerisinde yetişen kuşakların, batılılaşma modasının rüzgarına kapılarak yozlaştıklarını ve kendi öz değerlerine uzak kaldıklarını söylemek gerekir. Elbette ki internet kullanılmasının yaygınlaşması ile kültürel etkileşimlerin olması son derece doğaldır. Fakat bu kültürel etkileşimler asla kendi öz değerlerini batının batıl değerlerine kurban etmek olarak algılanmamalıdır.

Örneğin nasıl ki batılı toplumlar bizim öz değerlerimizi benimsemiyorlarsa bizim de kültürel etkileşim noktasında kırmızı çizgilerimiz olmalı ve bize ait olmayan dini tören ve kutlamaları benimsemememiz gerekir.

Ülkemizde yaşanan yıl başı kutlamalarının temel dayanağı işte budur. Bahsettiğimiz kültürel etkileşimin acı tezahürleri. Son yıllarda ülkemizde cadılar bayramının bile kutlandığını görüyoruz. Bence işin bu noktaya varmasının nedeni gençlerimizin kültür emperyalizminin etkisiyle batıya duyduğu hayranlık ve bu hayranlığın getirdiği aşağılık kompleksidir.

Bu aşağılık kompleksi öyle bir noktaya vardı ki koskoca mübarek Ramazan Bayramımızın adını bile söylemekten imtina eder hale gelerek şeker bayramı demeye başladılar.

Kimse kusura bakmasın bunun adı özgürlük falan değil olsa olsa ahmaklıktır. Kendi öz değerlerini ve dini duygularını bir kenara atarak, batılıların her şeyini kopya edersen ve üstüne birde kendi değerlerine sövmeye başlarsan buna özgürlük değil; aşağılık kompleksine denir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.