Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler
     O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Hayâlî

Kâinatın en değerli varlığı insan. Öğrenen, öğreten ve nakledebilen şerefli bir varlıktır insan. Duygusu, zekâsı ve aklı ile tam donanımlı varlık. Maddî varlık olarak da en mükemmel seviyede.  Varlık âleminin en güçlüsü, yetileri en mükemmel olan varlık insan.

 O insanlardan biri, kâmil insan 25 Ekim’de doğan Âşık Veysel’e rahmet olsun.  Öğrendi, öğretti, nakletti ve şerefiyle göçtü bu âlemden. Göçtü ama sadece maddî varlığını götürdü. Tüm sermayesini de insanlığa hibe ederek göçtü. Neydi sermayesi Âşık Veysel’in? Tek kelime:  sevgi.

Neden insana bu kadar zenginlik verilmiştir? İlk insandan bugüne,  kendimize bakalım. Varlığımızın kıymetini biliyor muyuz? Şöyle de sorabiliriz bu soruyu: Bu kadar sermaye bize teslim edilmişse, bunun karşılığında bizden ne istenir?

İlkçağ felsefecilerinden bugüne şu sorular sürekli insanın zihnini meşgul etmiş ve zorlamıştır. Varlık nedir, niye vardır? Var mıyız, yok muyuz? Asıl var’ın bir parçası mıyız? Sonumuz nereye varacak?

Tüm bu kafa karıştıran soruları bir tarafa bırakıp halimize bakalım. Görelim yeter. Görmüyoruz!  Allah göz vermiş, görmüyoruz.  Akıl vermiş, lüzumsuz o kadar işte zayi ediyoruz ki. Evet, akıl gibi bir sermayeyi yeterince değerlendiremiyoruz. Zaman geçtikçe geçiyor.

Kırılanı görmüyoruz. İncitiyoruz, duymuyoruz. Seveni, sevemiyoruz. Geleni karşılayamıyor; gideni uğurlayamıyoruz.  Kaybediyoruz her değeri birer birer. Aramaya bile çıkmıyoruz. Sahi ya, bir baksak etrafımıza, dün yanımızda olanlar bugün nerede? İşte, görmüyoruz! Giden gitmiş, geride acı bir hüzün var ama duymuyoruz.  

Gerildik, stresliyiz. Üzgünüz. Ayrımız, gayrımız yok diyenler, iş paylaşmaya gelince görmüyorlar kimseyi. Ey insan, ölüm var! Helalleşmeden ansızın gidebilirsin! Veysel’e kulak verelim şimdi:

Veysel günler geçti yaş altmış oldu
Döküldü yaprağım güllerim soldu
Gemi yükün aldı gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz

            "Mal istersen kanaat yeter.”  yeter diyen Üstat Said Nursî’ye kulak vermeli. Çağımızın tüm imkânlarına rağmen mutsuzuz.  Çünkü görmüyoruz. Gönül gözüyle görmek gerek. Kanaatsiz bir toplum olduk.  Çıkalım seyreyleyelim şu âlemi. Neyimiz var, neyimiz yok bakalım.

            Merhum A. Karakoç’un şu dörtlüğünü kalbimizle dinleyelim:

Seyreyle âlemi ibret içinde
Görene hikmet var hikmet içinde
Türlü renk, sayısız lezzet içinde
Topraklar meyveye rahmet dağıtır.

Şair Hayâlî de aslında insanoğlunun çağlar boyu sürecek halini özetlemiş durumda.

Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Bu dizeleri günümüz Türkçesine şöyle çevirebiliriz:

Dünyayı süsleyen, (yaratıcı) dünyada olmasına rağmen (onlar) süsü, (güzelliği), süsleyeni bilmezler. Denizin içindeki balıklar denizdedirler (ama) denizi bilmezler.

Gelin görelim, duyalım birbirimizi. Dertlerimiz ortak, teneffüs ettiğimiz hayat ortak. Dostlarımızın başarıları ile sevinelim. Takdir edelim birbirimizi. Yol açıp, yol verelim birbirimize. Sarılıp bırakmayacağını sandığın şu dünyadan “ansızın” gidebilirsin! 

Âşık Veysel’i doğum gününde anarken, aynı zamanda ona rahmet diliyorum. Onun “Son” şiiriyle yazıma son veriyorum.

Selam saygı hepinize
Gelmez yola gidiyorum
Ne şehire ne de köye
Gelmez yola gidiyorum

Gemi bekliyor limanda
Gideceğim bir ummanda
Gözüm kalmadu cihanda
Gelmez yola gidiyorum

Eşim dostum yavrularım
İşte benim sonbaharım
Veysel karanlık yollarım
Gelmez yola gidiyorum


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.