Yolu gözlenip, adına methiyeler düzülen Ramazan ayında oruç tutmamızın asıl amacını Rabbimiz bize şöyle bildiriyor:

“Ey iman edenler! Sizden önceki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç tutmak yazıldı (farz kılındı). Olur ki bu sayede takvâya erersiniz.” (Bakarah, 183)

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluşa vesile olacak olan bu mübarek ayın işte ortasına doğru yaklaşıyoruz. Sayılı günler çabuk geçer denilir ya, hele bir de gecesi gündüzü buram buram maneviyat kokan sayılı günler daha da çabuk geçiyor.

Bu sayılı günler bir bahar esintisi gibi, kavrulan yüreklerimize sevda kokusunu çalıp, hasretiyle bizleri başbaşa bırakarak gidecek. Bir bakmışız ki elveda günü yaklaşmış, “kadir gecesi” gelmiş, bayram hazırlıkları başlamış...

O yüzden sayılı bu günlerin her anını dolu dolu geçirebilmek için her türlü ânı fırsat bilmeli, iftar ve sahur vakitlerini heyecanla beklemeye, teravih ve teheccütleri huşu ile kılmaya devametmeliyiz.

Şükürler olsun bütün İslam Alemi’nin herbir köşesinde aynı coşku yaşanıyor. Bu coşkunun yanında imtahanlarla yüzleşen kardeşlerimiz de yok değil. O kardeşlerimize can simidi olmaya çalışan gönüllü kuruluşlarmızın sayısı da az değil. Vefakâr kardeşlerimiz özveriyle dünyanın yine dört bir köşesine umut olmaya devamediyorlar.

Bunlar güzel şeyler...

Oruç tutmakla asıl erişilmesi gereken değerin takvâ olduğunu ayetten öğrendik. Öyle ise takvâya erebilmek için oruçun gereklerini lâyıkıyla yerine getirmek gerekir.

İnsan takvaya nasıl ulaşır? Kuşkusuz kendini yaratan varlığa boyun eğerek, onun bir kulu olduğunu aklından çıkarmayarak.

Fakat bu elde edilmesi oldukça zor bir melekedir...  

Bu melekeyi kazanma yolunda bir çok engeller vardır. Bu engellerden biri Şeytan, diğeri de kendimiz, yani nefsimizdir.

Şeytan bu ayda zincire vurulduğuna göre ondan pek de bir endişe duymamıza gerek yok. Tabiki zincire burulmuş Şeytan’ın yanına kadar sokulup onu çileden çıkaracak hareketlerde bulunmamak şartıyla.

Şeytan’dan daha tehlikeli olan insanın kendi nefsidir. Onunla mücadele etmek her babayiğinin harcı değildir. Kendi içimizde oluşu, onu kontrol etmemizi güçleştirir. İnsanın kendi benliği ile yada nefsine karşı mücadelede başarılı olabilmesi oyunlarını bilmesine bağlıdır.

Çözüm çok basit aslında ama bir o kadar da zor. Nefis her ne istekte bulunursa onun tersi yapılacak...

İradesini güçlü kılamamış insanların nefsin oyunları ile başetmeleri de mümkün değildir, çünkü onun nice sinsi hileleri vardır. Başedilmesi mümkün olmayan bu hilelerle ancak cemaat içinde bulunarak, iyilerle olarak, sâlih kulların arasında vakit geçirerek üstesinden gelinebilir. İyi bir dostun, iyi bir arkadaşın varlığı, nefsin ve şeytanın tehlikelerine karşı en iyi kalkandır.

Bu konuda Yaşam koçu Hz. Mevlana der ki :

“Nefsinle meşveret edersen o aşağılığın dediğine uyma, aksini yap;

Hatta sana namaz kıl, oruç tut diye emretse bile, nefis hilecidir, o emriyle bile sana bir hile kuracaktır.

Yapacağın işde nefsinle meşveret etmek ve ne derse aksini yapmak kemaldir.

Onunla başa çıkamaz, onun inadına karşı koyamazsın. Yürü, bir dost kazan, onunla uzlaş!

Akıl, başka bir akıldan kuvvet bulur. Şeker kamışı, şeker kamışından kemal kazanır.

Ben, nefsimin hilesinden neler gördüm neler.. sihriyle akıl ve temyizi bile giderir!

Sana yeniden yeniye vaatlerde bulunur da binlerce kere bozar.” (Mesnevi 2/2273-2281)

Nasıl ki şeker kamışı şeker kamışlığında tatlanırsa insan da takvâ sahibi insanların arasında kemâle erer. Takvâya erme yolunun başı zordur ama sonu cennettir. “Takvâya erenler (yani Allah’ın emrine uygun yaşayıp günahtan sakınanlar) için Rableri katında, içinde devamlı kalacakları, alt tarafından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görmektedir.” (Ali İmran, 15)

Sonsuz nimetlerin verileceği cennetlere girebilmek için haydi hep birlikte takvâ yarışına girelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.