Görünen tarafıyla durum olması gereken noktaya döndü hamdolsun. Fakat asıl olan, asli olan itibariyle durum gerçekten böyle olacak mı?

Biraz daha açarsak meseleyi; seçimler geçti ve millet tercihini yaptı. Büyük Türkiye ideali yolunda bir adım daha atılmış oldu. Lakin seçimler bu işin, yani büyük, güçlü, köklerinden göğe yükselecek bir medeniyetin yeniden inşası için sadece bir adım. Şu şartlarda belki zorunlu, belki hayati ama küçük bir adım hem de. Gaye yolundaki vasıta hükmüyle politika, gayeye hizmet edebildiğince kıymetlidir.

Gayemiz nedir?

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen Aksaçlı Edebali’nin rüyasını gördüğü ve o rüya gerçek olsun diye el verdiği ideal nizamı tesis etmek için gerekli adımların atılmasıdır en önceliğimiz.

Zaman geçiyor… Politik çekişmeler, içerden ve dışardan ülkeyi zora düşürmek bölmek parçalamak isteyen şer odakları, anlayışsızlığın girdabında boğulan ve boğulurken nesilleri de kendi batağına çekmeye çalışan kütükler, yobazlığın donmuş kalıbında çürümeye yüz tutmuş hödükler, ilmin liyakatinden bihaber alim geçinen zübüklerle dolu bir zamanda en önemli ve hayati önceliğimiz nesillerin ahlaki ilmi zihni ve fiziki inşasını gerçekleştirecek adımların atılmasıdır.

Rahmetli Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun “İçe doğru olurken dışa doğru oldurmak” terkibiyle özetlediği bu durum, günün çekişme ortamını bahane edip asıl olan mücadeleye bir türlü yüzünü çeviremeyenler için söylenmiş adeta. İçe doğru ferdi tekamülümüzü gerçekleştirirken, dışa doğru cemiyetin tekamül yoluna hizmet etmektir aslolan.

Fikirsiz hiçbir şey olmaz. Fikirsiz devlet de olmaz. Sistemin yetiştirdiği ve sistemi doğuranların beslediği sığ idrakiyle politikacılık oynayan zihni iğfal olmuşların sığ ve nispetsiz meselelerle ayağımıza pranga vurmasına müsaade etmemeliyiz artık.

Nabız Haber sitesinde Avukat Ali Rıza Yaman beyin devlet aklına dair çok güzel bir yazısını okumuştum. Küçük bir bölümünü alıyorum.

“Millet, devlet, vatan; her dem yeniden üretilmesi gereken 'değer'lerdir. Bu değerler; “ne, nasıl, niçin”e verilen cevaplara nispetle üretilir. Son kertede varoluşu mânâlı kılma esaslı ve gayeli olan bu değerler;

Fert, cemiyet ve devlet plânında ve de toplam hâlde; bir varoluş şeklinin, bir ahlâkın, meselelere birnazar ediş tarzının ifadesidir.

Devlet; bu değerlerin hem sebebi, hem âmili, hem saiki, hem nedeni, hem neticesi, hem toplamı, hem kurucusu, hem koruyucusu ve hem de tatbik edicisidir.

Demek ki; devlet ve millet 'değer'leriyle vardır ve toprak üzerinde varoluş hakkını o 'değer'ler sayesinde edinir ve yine bu sayede 'toprak'ı vatanlaştırır. Bu 'değer'lerin (artık o neyse) bir ayniyet olmaktan uzaklaşıp, birbirine ters düştüğü noktada devlet, kaba bürokratik bir aygıttan başka hiçbir şey ifade etmez. Böyle bir vasatta hukuk; 'öte'yle olan bütün ilgi, alâka ve ünsiyetinin koparıldığı ve bürokratik bir aygıttan ibaret olan devleti ele geçirenin elinde tuttuğu basit bir maşa mesabesindedir. Bahsedilen değerlerin zamana ve zemine göre yeniden üretimi; fikir imâlidir.

Fikir imâl etmekle mükellef olan devlet ricâli; geçmişi, öncesi, kökü ve toplam hâlde derinlik ve sürekliliği olan bir fikirden beslenir. Bu bağlamda her büyük devletin; mutlak surette bir "derin devlet"i vardır.

Derin devlet; devletin ahlâkı, devletin duyuşu, devletin düşünüşü, devletin tavrı, devletin aklıdır. "Derin devlet"in suret bulduğu form ve bunun adı farklı olsa da, özde aynı tavır, aynı ahlâk, aynı duyuş, aynı düşünüş, aynı nazar ediş tarzı vardır. Bu çerçevede; bir süreklilik arzeden "Britanya derin devleti"nden pekâlâ söz edilebilir.

Meselâ Campenalla da, Shakespeare de, Bacon da, Russel da bu "derin devlet"e dâhil olup, "derin devlet"in ricâlidir.

Aynı şekilde bir "Germen derin devleti"nden de bahsedilebilir. Kant, Hegel, Fichte, Goethe, Mozart ve hatta Nietzsche bile Germen derin devletinin ricâline dahildir. Ve gayet tabi, "Rus derin devleti"nden de söz etmek mümkün. Gogol'ü, Puşkin'i, Dostoyevski'si, Tolstoy'u, Malevich'i, Kandisnki'si vs... hep derin devletin ricâlindendir.

Peki bu ülkelere mukabil günümüzde bir "Türk derin devleti"nden söz etmek mümkün müdür?”

(Cevabı yazının tamamında okuyabilirsiniz. )

Cemiyetin batağa düştüğü bir yerde ferdi tekamül nerdeyse imkansız gibi bir şeydir.

Artık yeni dönemde ‘devlet, millet, vatan, devlet aklı, devlet adamı’ kavramlarının hakiki manasıyla izahı Fikirle yapılmalı ve “Devlet-i ebed müddet” ideal anlayışını ikame edecek adımlar atılmalı ki imar inşa ve ihya hakkıyla gerçekleşsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.