GAZİ Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 79. sene-i devriyesi dolayısı ile 10 Kasım’da devlet ve millet olarak bir kez daha yâd ettik.

Bugün 13 Kasım; tarihin sararmış yaprakları arasında bir başka vefata dair not var. Fakat pek bilinmez; ne yazılı ve görsel basın, ne de erkân-ı devlet bu “Anadolu irfanı”nı yeşerten insana fazla ilgi göstermez. Vefasızlık ikliminin gölgesinde teğet geçilir, ömrünü millet ve vatanına adayarak Türkiye’nin sanayileşmesinde büyük rol oynayan bu mümtaz şahsiyet.

Kim midir “vefasızlık çukuru”na attığımız bu nev’i şahsına münhasır adam?..

Uzun gibi gözükse de, kısaca bahsedelim…

Ulu Camii’nin gölgesinde doğan çocuk

Cihan Devleti Osmanlı’nın “tesbih taneleri” gibi dağılma sürecinin temellerinin atıldığı günlerin arefesidir. Bu dönemde 93 Harbi’nden yeni çıkmış olan 2. Abdülhamid Han etrafını saran sırtlanlara karşı amansız bir mücadele vermektedir.

Dünyada bu hadiseler cereyan ederken Sivas’ın Divriği kasabasında sorgu hakimi Mühürzâde Ömer Bey nurtopu gibi bir evlada kavuşmanın mutluluğunu yaşamaktadır. Divriği Ulu Camii’nin gölgesinde 7 Mayıs 1886 yılında dünyaya gözlerini açan bu çocuğun ismi Nuri’dir. Fakat Mühürzâdelerin bu mutluluğu uzun sürmez; baba Ömer Bey at çiftesinden yaralanır ve arkasından nükseden şeker hastalığı sebebiyle 1889’da vefat eder. Nuri 3 yaşında, Abdurrahman Naci ise 3 üç aylıkken yetim kalır. Nuri, karakterini şekillendirecek olan ilk ahlâkî ve dinî telkinleri annesi Ayşe hanımdan alır.

Sonra devreye Divriği Rüştüye Mehtebi’nin kurucusu ve başmuallimi Süt Molla girer. Mühürzâde Nuri, Rüştiye Mektebi’ni bitirdiğinde Süt Molla ona resmi olarak muallim yardımcılığı görevini verir. Çocukluk ve gençlik yıllarının ilk devresini Divriği’de geçiren Mühürzâde Nuri, Ziraat Bankası’nın açtığı sınavla artık kendini bulacağı gurbetin kapılarını yavaş yavaş aralamaya başlar. Tarihler 1906’yı gösterirken ilk görev yeri Divriği’nin çıkış kapısı konumundaki Kangal’dır. Malî, idarî ve ekonomik konulardaki hizmetleri sayesinde Kangallılar onu çok sever, o da Kangallıları. Bir buçuk yıl aradan sonra Zara’nın yollarına düşer. Bu dönemde “Büyük Kıtlık” baş gösterince, depolarda terk edilen tahılları halka dağıtarak felaketin büyümesini engeller.

Emperyalistlerin hakaretlerine maruz kaldı

Bu süreçte, Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’nın felaketli yıllarından geriye kalan halk, açlık, yokluk ve salgın hastalıkların pençesinde zor günler geçirmektedir. Sultan 2. Abdülhamid’in, ağalık, paşalık gibi rütbe ve payeler vererek dizginlemeye çalıştığı aşiret reisleri âdeta birer çeteye dönüşmektedir.

Tarih sahnesi yeni bir devre tanıklık ederken, İstanbul’da Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra maliye teşkilatında büyük bir yenileşme hareketi başlar. Ve bu dönemde Mühürzâde Nuri gibi bankacılık bürokrasisiyle genç yaşta tanışmış insanlara ihtiyaç vardır.

Mühürzâde Nuri, 1911 yılında İstanbul’a gelerek Maliye Nezareti’nde memuriyete başlar. Taksim Kışlası ve Talimhane gibi millî varlıkların Fransızlara peşkeş çekilmesini engeller. Görev yaptığı bu dönemde bir taraftan da Maliye Mekteb-i Âli’ye (Yüksek Ticaret Okul) devam ederek yüksek tahsilini tamamlar. 1918 yılında Maliye Müfettişi olur. Maliye’nin Tatavla (Kurtuluş) Şubesi’ni denetlerken emperyalistlerin işbirlikçisi Rum, Ermeni, Yahudi ve Levantenlerin hakaretlerine maruz kalır.

İlk Türk sigara kağıdı Türk Zaferi’ni üretti

Bu günler; işgalcilere sempatik görünmek isteyen işbirlikçiler ve ayrılıkçı unsurların Galata Rıhtımı, Tophane, Yüksek Kaldırım, Beyoğlu Caddeleri’ni İngiliz ve Fransız bayraklarıyla donattığı günlerdir.

Mühürzâde Nuri artık mücadelenin bu şekilde yürümeyeceğine karar verir ve memuriyetten istifa eder.

İlk işe yabancıların tekelinde olan sigara kağıdı ile başlar. Biriktirdiği 252 kağıt lirayla 1922 yılında ilk Türk sigara kağıdı olan “Türk Zaferi”ni üretir. Rağbet gören Türk Zaferi, Mühürzâde Nuri’yi 3 yıl içerisinde 84 bin kağıt lira sermayeye ulaştırır.

Fakat bu yerli müteşebbisin faaliyetleri birilerinin hoşuna gitmez. 1928’de tütün mamulleri üretimi İnhisarlar İdaresi’nce devlet “TEKEL”ine alınır. Mühürzâde Nuri şirketini kapatmak zorunda kalır.

Kemal Unakıtan, TEKEL’i babalar gibi sattı!..

GELELİM GÜNÜMÜZE; rahmetli Turgut Özal’la başlayan TEKEL’i özelleştirme süreci ithal Bakan Kemal Derviş’in imzaladığı 4733 sayılı fermanla devam eder. AK Partili süreçte ise TEKEL önce 3’e bölünür. Alkollü içkiler bölümü 17 fabrika, hammadde, stok ve varlıklarıyla 2004 yılında 292 milyon dolara (Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu) satılır. Bu grup yaklaşık 3 yıl sonra satın aldığı MEY İçki Sanayi ve Ticaret AŞ’yi 3 katı bir meblağa, 810 milyon dolara Amerikan Texas Pacific Group’a devreder. Amerikalılar da 2011 yılında satışa çıkardıkları “dolar yumurtlayan” MEY İçki’yi, İngilizlerin içki devi DİAGEO’ya 2 milyar 100 milyon dolara verir.

Devlet sırtındaki “içki küfesi”nden kurtulmasına kurtulur amma; yine parayı elin oğlu kazanır!..

TEKEL’in sigara fabrikaları ve markaları ise 2008 yılında 1 milyar 720 milyon dolara British American Tobacco (BAT)’ya satılır. Bu satış yapılırken çalışanlara Yaprak Tütün İşletmeleri’nin satılmayacağı/kapatılmayacağı sözü verilir. Ancak, TEKEL’in son birimi Yaprak Tütün İşletmeleri bir süre sonra Özelleştirme İdaresi tarafından kapatılır.

Bu sürecin başından beri tartışmaların odağında olan rahmetli Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın sarf ettiği “babalar gibi satarım” sözünü o dönemde dillere pelesenk olur.

Mühürzâde Nuri’ye kilit vurduran 88 yıllık yasağın ardından 2016’da Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (TAPDK) yaprak sigara kağıdı üretimi ve ticaretine ilişkin usul ve esasları düzenleyen yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer.

Yurdun dört bir tarafını demir ağlarla ördü

Hasta Adam” ilan edilen Osmanlı Devleti, çakalların saldırısı altında ölümcül darbelere direnmeye çalışmaktadır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesiyle birlikte millî mücadele için oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin neferlerinden birisi de Mühürzâde Nuri Bey’dir. Ve o ticarette aldığı yaraya rağmen cemiyetin Maçka Şubesi’nde gösterdiği gayretleriyle takdir edilecek işlere imza atar.

Bu sürecin sonunda koskoca Cihan Devleti âdeta mum gibi erimiş, yerine 23 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile milletin bu topraklardaki bekası teminat altına alınmıştır. Artık kolları sıvayıp, yaraları sarmanın zamanıdır. Perişan haldeki ülke insanı iş, aş ve hizmet beklemektedir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra Fransızlar üstlendikleri demiryolu işini bırakınca, 1926 yılında Mühürzâde Nuri ve kardeşi yüksek mühendis Abdurrahman Naci Bey’e hizmet etme fırsatı doğar. Türkiye Cumhuriyeti’nin demiryol ve şoşelerini imar etme işini büyük bir gayret ve müteşebbis ruhuyla yerine getirerek, devlete en uygun tekliflerle müteahhitlik alanında büyük başarılar gösterir. “Milletten kazandığını millete verme ilkesi”nden asla ödün vermeyerek vatan ve milletinin hizmetkârı olur.

Mühürzâde Nuri Bey, “ilk Türk demiryolu müteahhidi” olmanın inanç, heyecan ve azmiyle yurdun dört bir yanını demir ağlarla örmeye başlar. Yol Medeniyeti’nin kalkınma için en önemli unsur olduğunu her fırsatta dile getiren Mühürzâde Nuri Bey; Samsun’dan Sivas’a, Fevzipaşa’dan Diyarbakır’a, Afyon’dan Antalya’ya, Sivas’tan Erzurum’a, Irmak’tan Filyos’a uzanan 1012 kilometrelik yolu demir ağlarla örer.

Atatürk, “Demirağ” soyadıyla ödüllendirdi

Soyadı Kanunu’nun hayata geçirildiği 1936’da bu hizmetlerin nişanesi olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Mühürzâde Nuri Bey’e, “Demirağ” soyadını uygun görür. Nuri ve kardeşi Abdurrahman Naci Bey, dedelerinden gelen “Mühürzâde” unvanını bırakıp, “Demirağ” soyadını kullanmaya başlar.

Bursa’da Merinos, Karabük’te Demir-Çelik, İzmit’te Selüloz, Sivas’ta Çimento Fabrikaları’nı, Ecabât-Havza Şoşesi’ni, İstanbul’da Haliç Hal Binası inşaatlarının müteahhitliğini yaparak, bu faaliyetleriyle büyük ve yerli müteahhidin doğmasına yol açar. Daima “milletin parası” anlayışıyla hareket eden Mühürzâde Nuri Bey, bitirdiği her eserin önüne bir “hayrat çeşmesi” yaptırmayı da ihmal etmez.

Türkiye, Avrupa’nın 6’ncı yüksek tren işletmecisi

GELELİM GÜNÜMÜZE; Türkiye ilk kalkınma döneminde yapılan yatırımlardan sonra duraklama dönemine girdi. Uzun yıllar “sermayeden yeme” alışkanlığı sonucu krizler birbiri arkasına gelmeye başladı. 1980’li yıllarda Turgut Özal’ın değişim ve gelişim sürecini başlatmasının ardından millet içinde bulunduğu zenginliği tekrar keşffetti. Arkasından “millet düşmanları”nın dönem dönem sahneye sürdükleri çirkin senaryolarla Türkiye yeniden büyük krizlere sürükledi.

3 Kasım 2002’de iktidara gelen AK Parti Hükümeti, yerli ve millî dinamikleri hayata geçirme gayretine giriştikçe başına örülmeyen çorap kalmadı. Fakat AK Parti’nin milletin tecellisi olduğunu her mücadeleye girişinde üst perdeden ifade eden Recep Tayyip Erdoğan, geri adım atmayarak bütün savaşlardan güçlenerek çıktı.

 “Durmak Yok, Yola Devam” ilkesinin tezahürü olarak; Nuri Demirağ’ın ülkeye kazandırdığı 1012 kilometrelik demiryolunu bu dönemde 12 bin kilometrenin üzerine çıkarıldı. TCDD, 2003 yılında hızlı tren hatları döşemeye başladı. Âdeta Türk Hava Yolları ile rekabet edecek konfora ulaşan 888 kilometrelik YHT Hattı’nın devreye sokulmasıyla birlikte demiryolları tekrar ivme kazandı. Âtıl durumdaki demiryolları da rehabilite edilerek ileri teknoloji devreye sokuldu. İstanbul-Ankara arası 4 saat 5 dakikaya düşürüldü. Türkiye yılda ortalama 138 kilometre demiryolu yaparak, Avrupa’nın 6’ncı yüksek hızlı tren işletmecisi haline geldi. Asya ile Avrupa’yı denizin altından demiryoluyla bağladı.

Bir taraftan Mühürzâde Abdurrahman Naci Bey’in de mühendis olarak görev yaptığı hayalleri zorlayan Hicaz Demiryolu Projesi tekrar hayata geçirilirken, diğer taraftan, “Demir İpek Yolu” olarak adlandırılan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi’nde ilk tren seferi Bakü’den 30 Ekim’de başlatıldı. Pekin’den Londra’ya uzanacak Demir İpek Yolu hayal olmaktan çıktı. İstanbul-Avrupa Hızlı Tren Hattı’nda ise ihale aşamasına gelindi.

AK Parti, bütün “metal yorgunluğu”na rağmen hız kesmeden mega projelerini birer birer devreye sokmaya devam ediyor.

***

Yarım kalmış bir hayali gerçekleştirmek için faaliyetlere başlayan Nuri Demirağ, hazırlattığı projeyi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e gönderir. Atatürk projeyi çok beğenir, hükümete havale eder.

Başbakan İsmet İnönü’nün ve Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya, Atatürk’ün direktifine rağmen projeyi, “Boğaza köprü olmaz, yıkılır. Olmaz bu iş” diyerek kabul etmez. Koltuk sevdalısı Tek Parti diktası bir kez daha ceberrut yüzünü göstererek hizmeti değil, hezimeti yeğlemiştir.

Atatürk’ün ellerinden kayan CHP’de “metal yorgunluğu” artık zirveye çıkmıştır.  Atatürk’ün istek ve talepleri yerine getirilmemekte, üstüne üstlük yakın çevresinden birçok milletvekili tasfiye edilip Meclis dışında bırakılmaktadır.

Bunca yaşananlar ortadayken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gazi Mustafa Kemal'in yoldaşı İsmet İnönü’den sitayişle bahsedilmesine tahammül edememesi izaha muhtaç.

Bu konuyu yarın derinlemesine anlatmaya devam edeceğiz inşaallah.

***

(Osmanlı’nın çökmesine ve onun bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna şahitlik eden Nuri Demirağ’ı vefatının 60’ıncı seneyi devriyesinde rahmetle yâd ediyoruz.)

YARIN: NURİ DEMİRAĞ, SULTAN 2. ABDÜLHAMİD’İN HAYALİNİN PEŞİNDE


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ramazan Ercan 2017-11-13 12:04:29

Allah razı olsun. Kalemine, yüreğine kuvvet kardeşim.