Tutturmuşuz bazı cümleleri. Sabitlenmiş tecrübeleri hep birden tekrarlıyoruz. Tecrübelerimizde de nev i sahsına münhasırlık, özel olma hali kalmadı. Aynılaşma, herşeyde olduğu gibi bunda da ileri gitmeyi, haddini aşmayı başardı. Koro halindeyiz. Orkestramızın şefi: aynılık. Ve hiç bir farkımız yok birbirimizden. Dağılmışız tıpa tıp benzerlikten...

Düşünün. Her birimizde ayrı ayrı baş var. Düş var. Ve ayrı ayrı düşünemiyoruz. İçimizden birimiz durup sorgulamıyor…Duyar duymaz tekrarlıyor. Bağırıyoruz hep birlikte!...

Kimi cümleleri…

Neymiş efendim. Dilimizin pelesengi bir tecrübe cümlesi: "Bu zamanda kimseye güven yok!" Ee? Sonra? " Babama dahi güvenmem!"

Bu keskin tekrarı sigaya/sorguya çekmek istiyorum. Ay çarprazında. Veya güneşin alnında.

İlk soru: "Sen güvenilir misin?"

Sahi…Eli, alemi yargılamadan önce her hangi bir konuda önce kendimizi değerlendirmemiz, önce kendimize değer verdiğimizin bir göstergesi değil midir?

Hiç kimseye güven olmadığı sözü haksız bir tecrübe ve iddiadır. Bir kere önce söyleyen gider. Yani hiç kimsenin içinde kendisi de hiçe gider. Ayrıca güvenli bir ortam için kişi, ilkin kendisi güvenilir olmalıdır. Güven hem birbirimizden bağımsız hem de karşılıklı etkileşimle var ettiğimiz, birlikte büyütüp beslediğimiz bir duygudur. İlk adımı herkesin kendisinden beklemesi gerekir.

O halde sokağa "Kimseye güven yok!" virdiyle çıkarak muhatabımız olan insanın hayat neşesini elinden almayalım. Henüz hiç bir deneyim hak ve imkanı olmadan sarf edilen bu cümle birlik ve beraberliğimizi katledici özellikte. Adeta "Ben güvenilir değilim. Kesin sen de öylesin..."deyip, otomatik ve kabullenilmiş bir töhmetle kestirip atmak gibi bir şey barışı...

İnsana güvenilir olacaksa da, olmamayı öğütlüyor.


Bu cümle hayatı olumsuzlayan pek çok cümleden, insanın ürettiği aptal tecrübelerden sadece biri. İnanın bu tarz cümleleri ayıklamadığımızda üzerimize sevgi doğmayacak. Huzura ermeyeceğiz. Barış boğazımıza duracak. Bu tarz cümleleri sorgulayarak kesip biçmeli. Sözkonusu negatif enerji kaynaksızlıklarını, genellendiği ve tekrarlandığı için kafamıza dikilmiş, putlaştırılmış anlamsızlıkları sorgulama dediğimiz o estetik baltayla pekala devirebiliriz.

Öte yandan…


Hep iman ile güven arasında bi’ koşu gider gelir zihnim. Büyük güvenmek gibi iman. Mutlak güven. Benim bakış açıma göre sadece bir muhatabı var. Allah! Hal böyleyken biz çoğu zaman insana iman ediyoruz. Lakin insana fazla geliyor, insan taşıyamıyor mutlak güvenilmeyi. Yamukluk yapmayınca mazallah melek olmaktan korkuyor. İnsan olmak için hem yamukluk yapmamak ereğinde, hem de adeta yapmak zorunda...

Ne ilginç...
İşte bu yüzden Allah'a iman edilmeli. Yani mutlak, kayıtsız şartsız güven O’na duyulmalı. İnsana ise mukayyed/kayıtlı şartlı şurtlu güven duyulur. Ne zamana kadar? Çok basit. Güvenimizi kaybedinceye kadar…Sonra yeniden kazanabilir. Kazanmasına imkan tanınabilir. Ne var ki bunda?! İnsan ve hayat insanın gururuyla, inadıyla güdük kalmamalı. İnsan; “Haydi dostum! Yenebilirsin kendini. Sen kendinden daha güçlüsün!” diyerek dalga geçebilir kendisiyle…

Yeniden…Herkesten önce biz güvenilir miyiz?
Asıl meselemiz bu.

Güven: -bana kabataslak zarar vermez- rahatlaması değildir. “Duygu ve düşünce ağırlığımla, bir karakter olarak ben onda ağırlanabilir miyim? Ben onu karakterimde agırlayabilir miyim?” Sorularının da karşılığıdır. Güvenilirlik; kimse bütüne bütün karakterinden olmadan ortak bir bizlik, bütünleşme olabilir mi ve tabi hayatın tat ve acılarını yasayabilir miyiz sorularının olumlu karşılığında yatar. Tabi karakter sahibi olanlar için…


 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.