Avrupa’ya Elveda

Prof.Dr.Bilal Sambur 20.03.2017


Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini öneren  anayasa değişikliği  için yapılacak olan 16 Nisan referandumu, uluslar arası etkilere sahip bir sürece girmiş bulunmaktadır. Hollanda'da İslamofobi üzerinden siyasal ve sosyal destek bulmaya çalışan Faşist Wilders'in  söylemleri, Avrupa'da yükselen ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının   temsilcisi  haline gelmiş durumdadır. Hollanda Başbakanı Rutte, ırkçılığa ve İslamofobiye demokrasi, hukuk ve  özgürlüklerle karşılık vereceğine  Wilders ırkçılığını taklit ederek sonuç almaya çalışmıştır. Başbakan Rutte, Türkiye düşmanlığı yaparak iktidarını  koruma stratejisi izlemiş ve Türkiye' yle yaratılan krizi  iç politikada kullanmıştır. Seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başaran Başbakan Rutte, istediğini elde etmiş gözükmektedir.  Hollanda sorunu, İslamofobi, ırkçılık ve Türkiye düşmanlığının Avrupa'da iç içe geçmiş olduğunu gösteren önemli bir gösterge durumundadır.

Almanya, Hollanda ve Fransa gibi önde gelen Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, 16 Nisan referandumundan  evet çımasını istemedikleri çok nettir. 16 Nisan referandumunu  diktatörlüğe evet veya hayır demeye indirgeyen  etkili   propagandanın  Avrupa ve dünya kamuoyunda  yer bulması için  bütün imkanların   Avrupa'da seferber edildiği  görülmektedir.  Avrupa,  bu çarpık referandum okumasıyla Türkiye ve Erdoğan olgularını okuma ve anlama yeteneğini kaybetmiş durumdadır. FETÖİST propaganda şebekeleri, Avrupa'yı körleştirmiştir.

Avrupa, 16 Nisan referandumunu  diktatörlüğün oylandığı referandum şeklinde çarpıtırken, kendi içinde dip dalgalar şeklinde yükselen ırkçılık,  İslamofobi ve Türkiye düşmanlığı  gibi derin sosyal ve siyasal sorunlarla yüzleşmemektedir. Avrupa'nın 16 Nisan referandumunu  ırkçı ve İslamofobik  şeklindeki karanlık ve kirli  tarafını gizlemek için maske olarak kullanması, çok tehlikeli bir durumdur. Bu kirli istismar yüzünden Avrupa halkları, İslam'a, Türkiye'ye ve yabancılara karşı ırkçılıkla,  İslamofobiyle, Faşizmle ve  insan karşıtlığıyla   zehirlenmektedirler.

Hollanda ve Almanya ile yaşanan gerilim,  sadece referandum veya seçimde kullanılmak üzere çıkarılan  geçici sorunlar değildirler. Yaşanan gerilimleri ve krizleri, Avrupa'da yıllardır  tekrar edilen ırkçı, İslamofobik ve Türkiye karşıtı politikaların ve söylemlerin birikmesi  sonucu   gerçekleşen bir patlama durumu olarak değerlendirebiliriz. Avrupa, artık İslam düşmanlığını ve ırkçılığını inkar veya bastırmak için kendisini zorlamamaktadır. İslam'a ve Türkiye'ye olan saldırgan ve  düşmanca duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmektedir. Hollanda krizini, Avrupa'nın ilkel, ırkçı ve İslamofobik tarafını dünyaya gösteren  önemli bir olay olarak değerlendirebiliriz.

Türkiye, Avrupa Birliğine artık   stratejik bir hedef olarak bakmamaktadır. Avrupa Birliğinin işlevini yitiren, etkisiz ve dağılmaya yüz tutan  köhne bir yapı olduğu şeklindeki algı, Türkiye'de yerleşmiş bulunmaktadır. Toplum, Avrupa Birliğine giderek bir Hristiyan Kulübü olarak bakmaktadır. Her ne kadar  kağıt üzerinde Türkiye ve Avrupa Birliği arasında üyelik müzakereleri sürse gibi gözükse de Avrupa Birliği, toplumumuzun  duygu ve düşünce  dünyasında artık bir karşılığa sahip değildir. Türkiye, AB'den duygusal ve düşünsel düzeyde derin bir kopuş  yaşamaktadır.

Avrupa Birliği'nin en dinamik gücü olarak kabul edilen Almanya'nın Başbakanı Merkel'in Amerika ziyaretinden eli boş dönmesi, AB'nin Türkiye'de, Ortadoğu'da ve dünyada etkisiz bir hantal yapı olduğuna dair imajını güçlendirecektir. Trump'ın Merkel'in elini sıkmaması,  Avrupa'nın  kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiğine dair söylemleri, Trump Amerika'sının  AB'yi ilerleyen süreçlerde yalnız bırakacağını ve AB'nin baş düşmanı  Rusya ile ticari ve  diplomatik ilişkiler geliştireceğini göstermektedir.

Avrupa, bugün demokrasi, refah, barış, hukuk ve  özgürlük değerlerini dünyaya yayan referans medeniyet merkezi olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Wilders ve Le Pen gibi politikacılar, Avrupa'nın merkezi figürleri haline gelirken, ırkçılık, İslamofobi, yabancı düşmanlığı ve  popülizm  Avrupa'nın dünyaya yaydığı tehlikeli virüsler  olmaktadır. Demokrasi ve özgürlük adına söz söyleme gücünü yitiren Avrupa'nın tekrar  başörtüsünü yasaklama gibi eski fanatik alışkanlıklarına dönmesi, Avrupa'nın  acizliğini ortaya koyan patolojik semptomlardır. Medeniyet ve insanlık adına Avrupa'nın insanlığa söyleyecek sözünün kalmaması, Avrupa'nın dünyada ciddiye alınmamasına ve dinlenmemesine neden olmaktadır. Trump'ın Merkel'in elini  sıkmaya değer görmemesi, Avrupa'nın Amerika'da bile itibarının bittiğini göstermesi açısından  önemli bir sembolik davranıştır.

Türkiye, açık bir şekilde Avrupa Birliği üyeliğinin  kendisi için bir anlam ifade etmediğini deklare ettiği gibi,  son krizler de Avrupa'nın Türkiye'ye karşı hasmane bir tutum  içinde olduğunu göstermektedir. 16 Nisan sonrası süreçte Türkiye'nin Avrupa'yı hiç önemsemeyen ve umursamayan bir sürece gireceğini söyleyebiliriz. Yerli ve milli bir kimlik ve ülke inşa etme amacında olan Yeni Türkiye vizyonunda Avrupa'ya yer bulunmamaktadır. Sözün kısası Avrupa,  fanatizmi yüzünden  Türkiye'yi  kaybetmiştir.


Etiketler: