Dijital çağa kadar insanlar benzer şeylerle mutlu oluyordu. Paylaşmak ve üretmek gibi tatmin duyguları ya da ego merkezli eğlenme mutluluklar mümkündü. Teknolojinin duygulara ve benliğe dayandığı bir çağdayız. Bambaşka bir noktaya geldik. İnternet, benliğin istek ve ihtiyaçlarını doyurma iddiasında. Fakat önceki tatmin araçlarından bir farkı var. Mutlu ederken benlik üzerinde onay duygusunu pekiştiriyor. Oyunlar ve sanal ağlar kişinin benlik arzularını kışkırtan bir düzenek artık. İhtiyacın ötesinde sınırsız bir doyum alanı var.

İnternetteki sessiz sedasız bu yoldan çıkmayı bir veciz sözü tersinden okuyarak anlayabiliriz. “Ayinesi laftır kişinin, işe bakılmaz.” Doğrusu artık lafa da gerek kalmadı. Bunun için sanal ortamda kadraja giren bir resim bulmanız yeterli. İltifat görebileceğiniz birçok kısa yol vardır. Marifet ise rafa kalkmıştır. Kişisel sayfada oluşturulan profille içten gelen muhteris seslerin doyumu zirveye çıkmıştır.

‘Suda kendini gören at ürker ve nehri geçemez.’ Üstat Karakoç, bu ifadeyi iç oluşa engel benlik için kullanır ve ekler: Evet, kendini gören kendini aşamaz. Kendini aşamayan, varoluşunu ok gibi yönlendirdiği noktaya, zirve noktasına varamaz.’ İnsan dönüşü zor bir yola girdi. İhtiyaç ve arzuların fıtri doyum biçimlerinden uzaklaştı. Karın doyurma hilafına icat edilen yeni doyumlar hayra alamet değil.

Sanal alanda yaşamak gerçek hayattan daha itibarlı! Gerçeklik, imge karşısında eriyor. Gönül, gözün ve hazzın hapsinde. Buna bağımlıktan öte bir esaret demeli. Benliği kuşatan bu cihazlar, insanın kadim haz takıntılarını değiştirdi. Görme duyusu öteki bütün duyuların önüne geçerek benliği dönüştürüyor. Kişi kendisini gördükçe mutlu olmakta ve bağımlılığı artmaktadır.

Ben duygusu sanal dünyanın başat faktörüdür. Benlik duygunun ifradı olan narsisizm yaygınlık göstermektedir. Bu sapmaya kaynaklık eden ibretlik bir hikaye var. Mitoloji karakteri Narsis bir gün bir su kaynağının yanına gelir. Su birikintisine doğru eğilerek oradaki sudan içmeye başlar. Doğal olarak bu sırada su birikintisine yansıyan yüzünü görür. Kendi yüzünü görünce önce şaşkınlığa düşer, sonra kendini hayranlıkla seyre dalar ve kendisine âşık olur. Bu seyirden kendisini bir türlü alamaz, kalakalır ve orada hayata gözlerini yumar.

Narsis’in davranışlarını takip ettiğinizde, seyre koyulmaktan kendinizi alamazsınız. Fakat masum bir suyun aksi değildir sizinki. Ötekinibeğen butonuna davet edersiniz. Beğeniler arttıkça ego hazzı yükselir. Kendinizi bu sarmal içinde ifade ettikçe tarif edemediğiniz bir yitirme duygusu yaşayabilirsiniz. Adını koyamadığınız bir kayıp duygusudur bu. Bir ayna gibi baktığınız ekran size hergün güzel olduğunuzu söyler. Bu güzellik sizin sanal tasarımınızdır. Ancak gerçek hayatta zorla güzelliği yakalamanız mümkün olmaz. Sanal ağlarda ise güzellik zorla olabilmektedir. Ben profilinizi hayranlıkla tasarım yaparken göründüğünüz gibi ‘olma’ mutluluğu yaşarsınız. Ne de olsa sanal ortam, olma duygusunu görünme ilkesi ile yaşatmaktadır.

Sanal alanda ‘ben’ duygusu üzerinden yaşanılan doyumlar, öğrenilmiş bir ilgi alanıdır. Peki, buraya nereden geldik. Kendimizi birden içinde bulduğumuz kavramlarla dünden bugüne ve yarına nasıl bakabiliriz?

Duygular insana verilmiş kıymetli hediyelerdir. Mesela acıma duygusu, şükran ve dayanışma duyguları birlikte yaşayan insanları birbirine bağlar. Hayatın cilveleri karşısında insan birilerini yanında görmek ister. Hayat insan insana paylaşımlarla anlamını bulur.

İnsan duygular kadar beşeri ihtiyaçlara kaçınılmaz ilgiler geliştirir. Duygusal ihtiyaçlar, beşeri ihtiyaçlar kadar anlık uyaranlarla hissedilmez. Mesela yalnızlık duygusu ile yaşanılan yoksunluk, açlık dürtüsü gibi değildir. Peki, insan dürtüsel ihtiyaçlar kadar aç kalan iç boşluğu nasıl doyuracak?

Mobil telefon baz istasyonlarından gelen sinyallerle çalışır. Veri sinyalleri kesildiğinde geriye cihazda yüklü donanımla yetinmek zorunda kalırsınız. Bu duruma canınız sıkılır. Bunun gibi insan bazen kendi eliyle semadan gelen sinyalleri engeller. Yüzünü egoya döner. Arzuyla yöneldiği sanal kalabalık içinde yalnız kalır. İlhamlara, ötelerden gelen seslere karşı netameli bir küskünlük içindedir. İçe bakış yeteneği geliştirdiğinde bir lütufla karşılaşır. Her dem ‘iyilik ve kötülük bilgisi’ (fucur ve takva) ilhamları altındadır. Bazen geçici tesellilerden başını kaldırıp bu tecellileri okumalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.