Bitmeyen yaşam arkeolojisi...

Ümit Meriç, kitapta Foucault’nun deyimi ile adeta bir “bilgi arkeolojisi” yapıyor, ancak sadece onunla yetinmeyip, duygusal-zihinsel, rüyalar-hayaller, yaşanmış anılar-yitirilmiş zamanlar, geri gelmeyen güzel günler-hatırlanan güzel günler gerilimleri içerisinde bir öz-yaşamın bu ülkeye vereceği dersleri tek tek sıralayıp, bu ülkenin kaderine bitişen bir entelektüelin, babasının portresini her bakımdan eksiksiz, tam, bütünlüklü, detaylı, yalansız ve riyasız, apaçık, bütün arka planı, derinliği ve zenginliği ile vermeye çalışan “yaşamsal arkeoloji” diyebileceğim bir girişim yapıyordu. Bunca derinlikler içinde yüzerken sadece yazması bile yıllar boyu süren bir yolculuğun olması ise kaçınılmazdı.

Yolculuk uzun sürmüş, ancak varılan kıyılar, yepyeni kokular, bitkiler, canlılar, sular, göller, şelaleler, ağaçlar, yeni endemik ve küresel bitkilerle ve farklı güzelliklerle bambaşka sayfalara açılıyordu. Bu güzelliklerden kurulu, bir entelektüelin öz-yaşam öyküsü ile birlikte işleyen biyografik-monografik-otobiyografik kitap; metin yazımı, edebiyat eseri, şiiri, romanı, resmi, heykeli, şarkısı, ebrusu, minyatürü, bahçesi, mimarisi, hattı, imzası, tezhibi, bestesi ile işte bu eserdi. Sanatların her birinden bir koku taşıyan bu kitabın bu sıfatı hak edip etmediğini her bir okuyucu kendisi karar verecektir.

Ancak şurası açıktır: Kızı, babasını her düzeltmede yeniden ortaya koyuyor, onun entelektüel serüvenini yeniden yazıyordu. Her seferinde ise metin giderek daha detaylı, incelikli, derinlikli ve yeni sokaklar, caddeler, evler, insanlar, parklar, bahçeler, mimari yapılar, anıtlar ve duraklar eklenerek daha gelişkin bir mimariye kavuşuyor, Cemil Meriç’in hayatı ve düşünce dünyası yaşayan bir organizma gibi yeniden ve yeniden kurgulanıyor, yazılıyor ve bugüne aktarılıyordu. Bu sırada hoca, babasının hayatındaki bir olayın arka planını, derinliğini ve içsel mekanizmalarını bulmak için günlerce uğraşıyor, o olayı hemen bütün yönleriyle açıklıkla ortaya koyabilmek için hem edebiyatın hem de yazın dilinin çeşitli olanaklarını kullanarak en yalın gerçekliği ortaya koymaya çalışan bir yazara dönüşüyordu.

Bu kitabın yazımının neden hiç bitmeyecekmiş gibi sürebileceği duygusu verdiği, ancak bu şekilde anlaşılır. Kitabı yazanın yaşamıyla bitişik bir entelektüelin hayatının yazımı yazanın yaşam öyküsüyle sıkı sıkıya bağlı olduğu için, yazan kalem varoldukça bu yaşam öyküsünün yazımı hep devam edecektir. Yakından tanınan, içinde olunan, birlikte varolunan odak kişileri yazan kalemlerin yazdıklarının bu sonsuzluk duygusu verebilen yazım süreçlerinin sebebi, işte tam olarak budur. Kişisel hafızada, ruhta ve zihninde yapılan sonsuz gezintiler. Bitmeyen bir geçmiş yolculuğu. Bitmeyen bir duygu denizi. Bitmeyen bir düşünceler oluşumu. Bitmeyen bir anlatı mimarisi.

Uzun günler ve geceler boyu süren çalışmalar içerisinde hocadan sık sık duyulan, ama bir türlü yıllar boyunca sonuncusuna erişilemeyen “Babam Cemil Meriç kitabının son okumalarını yapıyorum” cümlesinin sebebi de işte budur.

Türkiye’nin karmaşık tarihini yansıtan bir münevver

Kızı, Cemil Meriç’i anlatırken, Türkiye’deki düşünce hayatını anlatıyor, babasını anlatırken kendisinin ve ailesinin öz-yaşam öyküsünü anlatıyor, bir öğretmeni anlatırken ülkenin öğretim dünyasına giriyor, akademik çalışmalara değinirken bu ülkedeki akademik hayatının en gebeli yaşamına dokunuyor, çeviri çalışmalarını ele alırken yitirilmiş bir medeniyetin izlerini kaybetmemek için uğraşan bu toprakların Batı medeniyetiyle yüzleşmesini aktarıyor, gözlerini ilim aşkına feda eden bir adamın portresini ortaya koyarken ona her gün o gözlerle bakarak sarılan babasının sıcaklığını hatırlatıyor, âmâ bir adamın, babasının ev hallerine değinirken ona hayatını adamış annesini yeniden yaşıyor, göremeyen ama okumaya aç bir insanın çaresizliğini yenme azmini gösterirken ona talebelik eden onlarca değerli insanın varlığıyla ve katkılarıyla onu yeniden çiziyor, ülkenin fırtınalı bir havada çalkalanan bir gemi misali sarsıntılar geçirdiği günlerdeki bir entelektüelin fikir işçiliğini yazarken hangi zorluklarla bu düşüncelerin oluştuğunu anlatmaya çalışıyor, bir yandan bireysel bir yandan entelektüel bir yandan toplumsal bir yandan ülke olarak adım adım, katman katman, derece derece birbirine bitişen bir anlam dünyası ile yaşadığı çevrenin, akademinin, toplumun, ülkenin, dünyanın gerçekleriyle yeniden ve yeniden yüzleşen bir entelektüel düello içerisinden babasını, bu ülkenin bir aydının çekip çıkartarak, onu nesnel bir gerçeklik halinde gözlerimize sunarak, bütün duyu organlarıyla hissedilebilecek biçimde gelecek nesillerin istifadesine sunmak için çabalıyordu.

Roman akıcılığında etkili anlatım

Özellikle Ümit Meriç’in kendi gözlerinden aktardığı sahneler, usta bir romancının tasvirlerine, bilge bir sinema yönetmeninin derinlikli bakışına yaklaşır. Sahneler, eşyalar, içindeki insanlar detaylarına kadar ince bir ahenkle tasvir edilir, okuyucu adeta kendini oradaymış hissine kaptırır. Kişileri, olayları, mekânları ve zaman örgüsünü, hem tarihi hem günceli, hem de bunlar içerisinde devinen insanları ve hayatlarını berrak, ilişkili ve güçlü ifadeler diziniyle aktaran kitap, düşünce hayatımızda bir entelektüelin varoluş sürecine ilişkin önemli belgelerden biri olarak yerini alacaktır.

Kitap tasarımının zorlu ayları

Elbette bunca işçilikle yazılmış bu kitabın tasarım aşaması da aynı derecede hassas olmalıydı. Nitekim, bu aşamada da hiç kolay bir süreç yaşanmadı. Kapağa konulacak resimlerin seçilmesiyle uzayıp giden, el çizimi, klasik, modern ve farklı tasarımcıların elinden çıkan kapakların üzerinde defalarca denemeden sonra ortaya çıkan onlarca kapak tasarımının denenmesi ile geçen aylar boyunca bazen yavaşlayan bazen hızlanan bir süreç oldu. Kitabın iç tasarımı konusunda da uzun toplantılar yapıldı, hangi resimler kullanılacak yüzlerce resim arasından tek tek üzerinde konuşularak seçme yapıldı, resimlerin ve belgelerin nerelere konulacağından, bunların nasıl bir tasarımla verileceğinden, tek tek alt başlıklarının belirlenmesinden, kitabın iç tasarımının nasıl olacağından, sayfalarda kullanılacak kağıt cinsinden, büyük boy veya küçük boy olmasından, karton kapaklı ve ciltli şömizli kapak alternatiflerinden, puntoların büyüklüğünden ve fontun tercihinden baskı sürecinde değin bütün detaylarıyla her şey kapsamlı olarak konuşuldu, tartışıldı, istişare edildi, üzerinde düşünüldü. Elbette ufak tefek eksiklikler olacaktır, ancak bu kitap için İnsan Yayınlarının, kitabın nihai editörü Abdurrahman Badeci’nin emeği oldukça yüksektir. Kitabın beş yıldır süren hazırlıklarında yer alan sayısı iki elin parmaklarını bulan özel asistanların emeklerini de bu kertede hatırlamak, kitaba verilen emeğin boyutunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

Çorbada tuzu olmak

Üç kez kitabı baştan sona okuyarak düzeltme ve kitabın biçimsel olarak başlayan-biten tek düze roman tasarımından çıkarak bölüm başlıkları ile zenginleştirilmesi önerilerimi sunma fırsatında -tabi hoca bu önerimin ötesine geçerek yeni bir kitap tasarımı kurdu- birçok şey öğrenirken, Ümit hocanın da bu kitabı hangi zorluklar, yüzlerce, binlerce sayfa dolusu el yazmaları emekler, detaylı yan okumalar, araştırmalar ve genişletmeler ile yazdığına yakından şahit oldum. Onlarca kez yapılan okumalar, her birine günler ayrılan edisyonlar, değişen ve çalışan birçok asistan, binlerce kağıt sayfası, onlarca bilgisayar dosyası ve nihayetinde 412 sayfa büyük boy bir kitap. Zorlu ve sancılı zamanlardan sonra bölüm sıralamaları, anlatımları ve aktarımları ile dört başı mamur bir kitap ortaya çıkmıştır. Bu sürecin bir ucundan içinde olmak, çorbada tuzumun olmasının getirdiği entelektüel üretim sürecine bir yerinden dahil olmak, beni ziyadesiyle memnun etti ve zenginleştirdi. Bu entelektüel paylaşım süreci, düşünce dünyamda müstesna bir yer edindi.

Not: 18 Şubat 2018 Pazar günü, bugün saat 14’te, Üsküdar Kitap Fuarı’nda (Bağlarbaşı Kültür Merkezi) kitabın imza günü vardır.

YARIN:

Entelektüel evladının gözünden entelektüel baba

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.