Entelektüel evladının gözünden entelektüel Baba

İşte bir kızın gözünden, evladın penceresinden babası, bir entelektüelin gözünden bir entelektüel, bir entelektüel gözünden bir ülkenin düşünce hayatı, bir akademisyenin gözünden düşünce insanlarımızın hali, işte bir insanın toplumuna ve ülkesine verebileceği güçlü bir eser örneği: Babam Cemil Meriç.

Kitabın kapağını kapattığınıza, düşüncelerinizin değiştiğini, bu topluma ve ülkeye daha başka baktığınızı görecek, özgün bir münevverin çok yönlü hikayesini okurken, sancılı bir birey, sancılı bir toplum, sancılı bir tarih, sancılı bir ülke ve dünya içerisinde kendine yön bulmaya çalışan aydın insanlarının zorlu deneyimlerine tanık olacaksınız.

Her cümleden huzurla ve tebessümle ayrılmayacaksınız belki, ama emin olun kitabın sonunda bu ülkenin kaderine bambaşka bakabilen ümitli bir ufkun varlığına daha fazla inanacaksınız.

Kitabı bitirdiğinizde bir babanın Ümid’ini, bütün derinliğiyle kalbinizde ve ruhunuzda hissedecek, farklı bir aydın tarihinin tanığı olacaksınız.

Özünü bulan toplumun aydını

Kitapta, ömrünün düşünmek için en verimli zamanlarında dünyaya duyarak dokunmak zorunda kalan bir entelektüelin, kimi hırçın, kimi öfkeli, kimi hüzünlü, ama hep toplumunu ve ülkesini düşünen, insanlarını düşünen gerilimli öyküsüne eşlik eden bir insan tasviri göreceksiniz.

Cemil Meriç, bize cumhuriyet tarihinin geçtiği zorlu dönemleri anlatan kalıcı bir deneyimdir. Hayatı, bu coğrafyaya ve tarihe, kültüre ve medeniyete ait olan, “Bizden” ve “Bizim gibi” olan aydınların izlemesi gereken yollara dair bir fenerdir. Türkiye’de düşünme çabasında olan insanlar bir yerde Cemil Meriç’in izi ile karşılaşacaktır, bu kaçınılmazdır. Onda bireysel görülen fikir dramı, gerçekte bu ülkenin, bu toplumun, Bu Ülke’nin yüzyılları bulan Batı ile Doğu arasındaki Araf’ta olma halinin dramıdır.

Topluma karışmak, toplumla olmak, topluma dokunmak gerekir. Cemil Meriç 50 yaşındayken “Sen bizden değilsin!” sözünü duyarak kendine gelmiştir. Ancak bugün, Türkiye’nin, bu sözün aydınlara durmadan söylenmesini bekleyecek vakti artık yoktur. Çileli dram bitmeli, Türkiye kabuğunu kırarak özüyle kavga etmeden var olabilmelidir.

Talebelerinin penceresinden Cemil Meriç

Kitabın sayfalarında yapılacak gezinti, sorumluluk duygusuyla yaşayan bir aydının 1960’ların, 1970’lerin yön bulma ihtiyacında olan gençlerine, talebelerine, insanlarına nasıl rehberlik ettiğini görmektir.

Babam Cemil Meriç, bugün her biri birer hoca olmuş talebelerinin gözünden, Cemil Meriç’i, olumlu olumsuz eleştirileriyle, ülkemizde kendi kendisine en fazla öz-eleştiri yapan aydınlardan birinin profilini detaylarıyla aktaran bir kitap. Cemil Meriç belgeselinde konuşan her bir kişinin konuşmalarından oluşan yüzlerce sayfalık belgeden süzülen anlatılar, hocalığın, dostluğun, ağabeyliğin inceliklerini ve bunların sabırla, emekle, sevgiyle, saygıyla, ilme teslimiyetle ve en önemlisi vefayla buluştuğunda nasıl bir zenginlik, derinlik ve üretkenlik olduğunu, talebelerinin vefakâr hâllerinden ve sözleriyle canlanan pencerelerinden ortaya koyar. Onlarca tanınmış öğrenci yetiştiren, hocalar, yazarlar, ilim adamları çıkartan bir düşünce okulunun çağlayan kişisini tanırız.

Yüzlerce insan gelip gitmiştir Cemil Meriç’in yanına. Her bir talebe götürdükleri kadar getirdikleriyle de hem zenginleşmiş, hem zenginleştirmiş, velhasılı kelam, ortaya kelimelerle anlatıla anlatıla sonlanmayacak halen canlı olan ortak bir entelektüel paylaşım ve inşa dünyası çıkmıştır. On yıllar süren hoca-talebe ilişkilerinin, dostlukların, entelektüel üretim basamaklarının hangi sağlam temellerle oluştuğunu, nasıl kurulduğunu öğrenir, bir düşünce meclisi evin içinden yayılan fikir ve sohbet toplantılarının tadını alırız. Böylece kitap, okumanın önemi, öğrenmenin sevinci, ilme adanmışlığın huzuru, hoca olmanın sırları, talebeliğin faziletleri, ilim ve irfan ile buluşmanın heyecanı, entelektüel üretim, dostluk, sabır ve vefa hakkında önemli ipuçları verir.

Direniş insanı Cemil Meriç

Kitapta sadece Cemil Meriç’i değil, dönemin ev hayatını, akademisini, sosyal hayat ilişkilerini, dostlukları, entelektüel alışverişleri, gündelik hayatın güzelliklerini-zorluklarını, yokluk ve yoksunluk içindeki Türkiye’nin ayakta kalma çabasını izliyorsunuz. Babam Cemil Meriç, bir entelektüelin ve çevresinin değil, Türkiye’nin zorlu yıllarında siyasi ve toplumsal sorunlarla başa çıkma becerilerini geliştirmek isteyen bir toplumun ve ülkenin geçirdiği aşamalara tanıklık eden bir hayattır.

Kitap, 70’in üzerindeki bölüm başlığı altında Türkiye tarihini de vermekte, zaman zaman okuyucuyu yoğun duygulara sevk etmekte, Cemil Meriç’in gerilimli hayatını anlatırken, Bu Ülke’de entelektüel olmanın çok çeşitli bedellerinin olduğunu en keskin yönleriyle bize göstermektedir. Özellikle, Cemil Meriç’in gözlerini kaybettikten sonra derinleşen “entelektüel direniş öyküsü” oldukça etkileyicidir.

Böylece kitapta, bir entelektüelin, onun her şeyi olan gözlerini kaybedişiyle yüzleşmesini, yokluk ve yoksunluk içerisinde okumaya ve yazmaya adanmışlığının getirdiği bedelleri ödeyişini, zaman zaman dramatik anlara sahne olan bir hayatın dalgalarını, sabrın, azmin ve ısrarın düşünceye süzülen damlalarını, düşünmenin belki de okumanın en zorlu biçimi olan dinlemeyle gelen yeni kapılarını, âmâ bir münevverin buhranlarını, ıstıraplarını, üzüntülerini, yaşadığı travmaları atlatmak için gösterdiği umudu, hiçbir zaman tamamen bırakmadığı neşesini, insanlarla, toplumla iç içe üretilen düşüncenin engin serüvenini, dostluğun, arkadaşlığın, içtenliğin ve öfkeye de sevince de çölde susuz kalmış bir insanın susamışlığı gibi yönelen bir insanın arzulu düşünce dünyasının oluşum sürecini takip ederiz.

Kitabı okuyup, son sayfayı çevirdikten sonra, kendinizi değiştirecek düşüncelerle karşılaştığınızı, bambaşka bir hayatı öğrendiğinizi, düşünmenin çilesini, bedelini, güzelliklerini, inceliklerini, kelimelerin, kitapların, kütüphanenin, güzel konuşmanın, güzel okumanın, güzel yazmanın değerini, bedensel sınırlar içerisinde hapsolamadan düşünmemin ne demek olduğunu ve bedelleri ile nasıl başa çıkılabileceğini, düşünerek yazmanın, yazarak düşünmenin, duyarak öğrenmenin, duyduğunu düşünerek düşünmenin çeşitli inceliklerini kavrar, “Düşünmek emektir” sözünün örneğini, “vefalı”, “sözünde duran” ve “sözün onuru” ile hareket eden bir kişinin, “Kamus namustur” diyen bir münevver insanın yaşam penceresinden engin denizlere açılan ışıltılı, zaman zaman ise gölgeli ama her daim güneşin çeşitli tonlarını içeren yakamozlu haliyle görürsünüz. Böylece, okudukça duygulanır, duygulandıkça düşünür, düşündükçe idrak eder, idrak ettikçe yeni bir düşünce seviyesine, anlama düzeyine ve idrak basamağına geldiğinizi hissedersiniz.

Okumanız bittiğinde, olaylar, zorluklar, imkânsızlıklar, çatışmalar, baskılar, kırgınlıklar, umutsuzluklar, üzüntüler, yalnızlıklar karşısında daha güçlü biri olduğunuz fark edecek, kendinizi daha güçlü bir azim, şevk, sabır ve çalışma aşkı ile dolu görecek; kendinize, ailenize ve toplumunuza karşı daha fazla sorumluluk ve görev bilinci hissedeceksiniz.

Cemil Meriç, iyi ki hayatını fikir işçiliğine adadın. Örnek oldun. Fikir uğruna adanmış bir ömrün ne demek olabileceğine dair bu ülkeye büyük bir miras bıraktın. Hatalarınla ve sevaplarınla, bu kubbede hoş bir sadâ bıraktın. Mezarın huzurlu, mekânın cennet olsun.

Gelecek nesillere umut veren insan

Genç kuşakların bu kitabı okumaları, sadece tarih, düşünce, kültür ve insan yaşamının farklı boyutlarını öğrenmeleri bakımından değil, başlı başına güçlü bir entelektüel rol-model örneğini tanımaları açısından değerlidir. Gençlerimiz, yaşadıkları herhangi bir yılgınlık anında Cemil Meriç’i hatırlarına getirerek, her türlü zorluğun aşılabileceği inancını içlerinde hissettiklerinde, bu ülkede daha nice Cemil Meriç’lerin yetişmesi hiç de zor olmayacaktır.

Bu Ülke’yi satır satır çizerek, küçük renkli yapışkanlı kağıtlarla sayfalarına bilmediği kelimeleri ve kavramları açıklayan sözlükler ekleyerek ve küçük açıklamalar yaparak okurken varlığında yaşadığı gerilimle “Bazen kitabı bırakmak istiyordum, hiç bir şey bilmiyormuşuz, haykırmak istiyorum!” diyen 20 yaşındaki öğrencimin vurguladığı gibi “Keşke Cemil Meriç’i lise çağında tanımak her genç için mümkün olsa…”

Düşünce ziyafetine davetlisiniz

Babam Cemil Meriç, on yıllar sonra da Türkiye’nin 20. yüzyılını anlamak isteyenler için şüphesiz ki önemli kaynaklardan biri olacaktır.

Nihayetinde, Türkiye’de düşünmenin koşullarını derinliğine anlamak, “Düşünmek istiyorum” diyen ve bu topraklardaki düşünmenin olanaklarına dair somut bir örnek görmek isteyen herkes, bu kitabı mutlaka okumalıdır.                  

(BİTTİ)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624