Detoks diyetinin başlıca yararı vücuda yerleşmiş toksinleri atmaktır. Vücut böylece arınma sürecine girer. Beden sağlığına benzer şekilde ruh sağlığı için önleyici tedbirler vardır.

Hırsla ve hazla girişilen işlerde ölçü kaçar bazen. Ruhsal denge bozulunca aklınıza ilaç gibi acil tedbirler gelir. Antidepresanla bastırmak istediğiniz eleminiz, beden ağrısı gibi bir uyarıcıdır. Gücünüz yettiğince yüzleşmeniz gerekir. Her şeyi arzulayıp hayatın mutluluklarına akarken düştüğünüz konumu fark etme zamanı gelmiştir.

Peki bu farkındalığı nasıl sağlaya biliriz? Açgözlü tutumlarla düştüğünüz yeri görmek için bir aynaya ihtiyaç duyarsınız. Bunun için şu gemi hikayesinden ders çıkarmalı.

Bu gemi öyküsü Stoacılar’dan, ruh alimlerimiz Gazali ve Kindi’ye kadar çok kullanılan bir örnektir. Hikayesinin özeti şöyle; mola için bir adaya yanaşan geminin görevlisi yolculara seslenir: “Kaptanımız sadece ihtiyacınız için mola verdiğimizi ve kısa sürede ayrılacağımızı söylüyor”. Yolcular adaya inerler. Fakat gemiye dönüşte dört farklı tutum ortay çıkar. Zira yolcular ada güzelliklerine karşı açgözlü davranışlar sergiler.

Birinci grup yolcular kaptanın sözüne itaat ederek sadece ihtiyaçlarını görüp gemiye vaktinde döner. Gemiyi boş buldukları için en güzel yerlere huzur içinde otururlar. Adanın güzelliklerini seyre dalan ikinci grup, adanın çiçeklerini, büyüleyici meyve ağaçlarını ve kuşları hayranlıkla seyrederler. Seyre koyulan grup gemiye geç dönünce, en güzel yerlerin dolu olduğunu görürler. Hoşnutsuz bir halde boş buldukları yerlere otururlar.

Üçüncü grup ise adanın güzelliklerini daha fazla keşfetmeye koyulur. Adadan, meyveler, sedefler ve değerli taşlar toplamaya başlarlar. Geç kalma endişesiyle gemiye güçlükle yetişirler. Geminin elverişsiz ve daracık yerlerinde oturmak zorunda kalırlar. Eşyaları ile birlikte seyahat ederler. Değerli taşları çalınır diye endişe ederler ve huzurları kaçar. Eşyalarını yitirme tasasıyla yolculuk eziyete dönüşmüştür.

Son gruba gelince; onlar adanın meyveleri ve güzelliklerinde doyuma ulaşmak isteyen kimselerdir. Adanın hoş kokulu çiçekleri, tatlı meyveleri ve rengarenk değerli taşları akıllarını başlarından alır. Düştükleri bu durum içinde gemiye dönmeyi ve asıl yurtlarına varmayı unuturlar. Mola süresi dolar ve gemi adadan ayrılır. Adada evsiz ve barınıksız kalırlar. Açgözlü tutumun kurbanı olurlar. Vahşi tabiat şartları ve yırtıcı hayvanların tehdidiyle ürkütücü bir hayat onları beklemektedir.

Hikayeyi anlatan İslam düşünürü Kindi, dördüncü grubun bu hal içinde helak olduğunu anlatır: Onların halini bilenler ibret aldılar, bilmeyenler ise onları üzüntüyle andılar.

Üçüncü grup ise eşyalarını koruma telaşıyla hayli yıpranmış ve hasta olmuşlardı. Topladıkları meyveler çürümüş ve sedefler kötü kokmaya başlamıştı. Bir zaman sonra yanlarında ne varsa atmak zorunda kaldılar. Onların bir kısmı yolda ölmüş bir kısmı da perişan bir vaziyette yurtlarına dönmüştü.

İkinci grup yurtlarına sağlıklı bir şekilde ulaştı. Yolculuk süresince sadece istedikleri mevkide oturma imkanını kaçırmışlardı.

Birinci gruba gelince; onların yolculuğu huzur ve afiyet içinde geçmişti. Kaptanın sözüne uymuş ve nefslerine muhalefet etmişlerdi. Uzun yolculuğun güzel mükafatını almışlardı.

Hikayeye baktığımızda yolcuları gruplara sokan bir etken var. Onları sınıflayan bu etken nedir?

Elbette nefsten başkası değil! Kaptana itaatle nefsin arzusu arasında dört eğilim var. Nefsin dürtülerini bastırma düzeyleri de diyebiliriz.

Bu gruplar arasında arafta olan üçüncü gruptur. Ne yardan geçiyorlar ne serden. ‘Beyin’ tezine göre sağ beyin ‘yeterlilik’ telkin ediyor, ‘sen iyisin, başarırsın, hem arzularını karşıla hem de otoriteye uy‘ diyor. Sol beyin ise data bilgisiyle sağ beyni kurt gibi kemiriyor. Devamlı kaptanın emrini hatırlatarak endişe veriyor.

İnsan bildiği ile arzuları arasında bir sınav geçiriyor. Hakikat bilgisi, hislere sirayet ettiğinde ‘iman’ gerçekleşiyor. Bildiğimiz doğrularla, dürtülerimizi sınırlamadığımızda iç çatışmalara davetiye çıkıyor.

İnsanı kuşatan albenili renklerin bir gün solacağı bilgisi var. Görkemli yansımaların bir heyulaya dönüşeceğini biliyoruz. Buna rağmen ‘yorum’ denen tılsımlı çubukla her şeyi mümkün kılmaya çalışıyoruz.

Nefsin payına düşeni vermediğimizde ‘bilgiye’ boyun eğmiyor. Meydana gelen iç çatışmada kriz çıkmasında diye nefsani denge kuruluyor. Hem kaptana uyuluyor hem güzel taşlar toplanıyor. Ne var ki bu yol üzüntüye, çökkünlüğe çıkabiliyor. Ruhsal sorunlarda uç veren haller kişini eliyle başına geliyor.

Çökkünlük hali, gelecek kaygısı, hüzün ve kendini değersiz hissetme halleri salgın gibi yayılıyor. Çözüm arayışları arasında nefs lügatine de bakmalı. Kelimeleri kendinize ayna gibi tutun; ben sevdası, öne çıkma hırsı, şöhret hayali, zihin konforu ve haz nöbetleri…

Şimdi adadasınız hala gemiye vaktinde dönme fırsatınız var.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.