Türkler tarih boyunca bağımsızlığına önem vermiş, aksini felaket olarak görmüştür.

Ancak özellikle 80’li yılların başından itibaren küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla beraber bağımsızlık kavramında bir esneme yaşanmaya başlamıştır. Ekonomik liberalleşme ile birlikte ülkelerin birbirlerine bağımlılığı artmıştır.

Küreselleşme ile beraber artan ekonomik bağımlılık giderek siyasi, askeri, adli, teknolojik, kültürel vb. gibi diğer alanlara yayılmıştır.

ABD, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kapitalist ekonomik sistem üzerinden kurduğu küresel hegemonik gücü ile ülkeleri kendisine bağımlı hale getirmiştir.

Örneğin; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da Almanya, Asya’da ise Japonya’ya yaptığı ekonomik yatırımlar (!) ile kalkınmalarını sağlamış ve dünya tüketim merkezi olma özelliği ile bu ülkelerin ürettiği sanayi ürünlerini bu ülkelerden ithal etmişti.

Ancak bu ülkelere olan borcunu ödeyemediği için bu ülkelere “Eğer ülkenizin ekonomik ilerlemesini sürdürmek istiyorsanız dış ticaret fazlası paraları benim bankalarımda tutun ki size borcumu ödeyebileyim. Böylece siz de sektörel ilerlemenizi devam ettirebilirsiniz.” Teklifini sundu.

ABD’nin bu ülkelerin en önemli pazarı olmasından dolayı ülkeler bu durumu kabul etmiş ve adeta ABD’ye bağımlı hale gelmişlerdir.

Bu sistemin devamı olarak ABD öncülüğündeki sermaye gücü ülkelerin sermaye ihtiyacını bildikleri için yüksek faizler ile borçlandırarak bağımlılık sistemini küresel çapta yaymıştır.

***

Ekonomik bağımlılık küresel sistemin getirdiği IMF ile yürütülmeye devam etmiştir. Nitekim Türkiye, 1960 ihtilalı sonrasında 1 Ocak 1961’de IMF ile ilk stand by düzenlemesini yapmıştır. Bu antlaşma ile ekonomik bağımsızlığını kaybetmenin ardından aynı yılda üretilen yerli ve milli arabası olan “Devrim Arabası” da adeta çöpe çevirmiştir. Yerli sanayi geliştirilmemiş, bağımlılığın getirdiği talimatlar uygulanmıştır.

“Borç alan emir alır” sözü adeta hayata geçmiş IMF tıpkı Osmanlı’nın son dönemindeki “Duyun-u Umumiye” gibi Türkiye’nin politikalarına müdahale etmeye başlamıştır. Ta ki 2013 yılı mayıs ayına kadar…

***

2013 yılı Mayıs ayında Gezi olaylarıyla başlayan süreç sonrasında 17/25 Aralık, Kobani, hendek-barikat terörü, canlı bombalar, 15 Temmuz ve son olarak Reza Zarrab ve finansal saldırılar ile Türkiye yeniden ekonomik ve dolayısıyla siyasi anlamda hegemonya altına alınmaya çalışılmıştır.

Türkiye bu süreçte geliştirdiği başta savunma sanayi olmak üzere birçok alanda yerli ve milli üretimlerle ekonomik bağımsızlığını eline aldı.

***

Ekonomik bağımsızlığı artan Türkiye 2017 yılın üçüncü çeyreğinde %11,1 oranında büyüme göstermiş ve en fazla büyüyen ülke konumuna gelmiştir. Ekonomik ve dolayısıyla siyasi, askeri, adli, teknolojik bağımsızlığı artan Türkiye geçtiğimiz hafta İİT toplantısıyla dünyaya yeniden ayağa kalktığını ilan etmiştir. İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısına katılan ülkeler Türkiye’nin çağrısına kulak vermiş ve alınan kararlar ile de bu desteğini ilan etmiştir.

***

Dünya yeni bir döneme girerken Türkiye artık eski Türkiye değil tam bağımsız bir Türkiye olarak gerek bölgesinde gerekse küresel çapta bir güç olduğunu göstermiştir.

Yeni dönemin etkin güçlerinden biri olan Türkiye mazlumların umudu, zalimlerin çekincesi haline gelmiştir.

Ancak bu durum elbette biz Türk milletine daha fazla sorumluluk yüklemiştir.

Sadece kendimiz ve ailemiz için değil milletimiz ve Türkiye’ye umut bağlayan tüm mazlum coğrafyalar için çalışmalı ve üretmeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.