Dünya gündeminin üst sıralarında Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen referandum ve Mesut Barzani bulunuyor.  Ve Ortadoğu tehlikeli bir kavşak… Referandum, Ortadoğu’nun devletsiz halkı olan Kürtleri kendi devletlerine kavuşma imkânı veriyor mu? Referandum, Ortadoğu’yu nasıl bir gidişatın içine itti? Barzani’nin inadı, bölgeyi cehenneme çevirir mi? Daha da ötesi, herkesi rahatsız eden soruyu soralım: Bağımsızlığın yolu, referandumdan mı geçiyor?

Referandum ile temel endişe şu; şu anda Kürtler; İran, Irak, Suriye ve Türkiye sınırlarının içinde yaşıyor. Kuzey Irak’tan başlayarak kurulacak olan bir Kürt devleti, bu dört devletin bekasını etkileyecektir. Böylesi bir oluşuma, bu dört devletin izin vermesi pek düşünülemez, gerçekçi değil. Ayrıca böylesi bir oluşum, Ortadoğu’yu yeniden cehenneme çevirme potansiyeline sahip. Bunun ilk işaretleri gelmeye başladı bile.

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi’nin açıklamaları, maalesef, Ortadoğu’yu bekleyen tehlikenin ilk işaretleri. İbadi; “Maalesef ki referandum, mezhepçi ve etnik temelli duyguları harekete geçirdi. Buna rağmen Kürt vatandaşlarımızın güvenliğinden vazgeçmeyeceğiz ancak referandumun sorumlularından da hesap soracağız. Onlara yönelik tedbirlerimizi daha da artıracağız. IKBY’de de tüm federal yetkilerimizi kullanacağız ve oradaki vatandaşların güvenliğini sağlayacağız. IKBY denetimindeki üç vilayet ve tartışmalı bölgelerdeki vatandaşlardan referandum sırasında çok sayıda şaibe, zorla oy kullandırma ve tehcir ettirme şikâyetleri aldık. Tartışmalı bölgeler de anayasa yoluyla çözülene kadar merkezi yönetime geri dönmek zorunda. Irkçı ve mezhepçi devletin kurulmasını kabul etmeyiz.” dedi.

Etnik ve mezhep merkezli her oluşum, bölgeyi ateş topuna dönüştürür.

Peki, Türkiye, kendi bekasını ve geleceğini tehdit eden bu sorunla nasıl mücadele edebilir, etmeli? Ülkeyi asıl ilgilendiren soru bu olsa gerek. Ayrıca Suriye meselesinde, Kürt sorununun ne kadar ehemmiyet arz ettiğini de yakından gözlemledik. Bekleme salonunda oturmak gibi bir şansımız yok.   

Elbette, kısa ve uzun vadede Türkiye’nin yapması gerekenler var.

Öncelikle, Türkiye ekonomik olarak güçlü ve istikrarlı bir ülke haline gelmelidir. Toplumsal sorunun birçok kaynağı ekonomik geri kalmışlığımız ile ilgili. Ekonomik olarak zayıf olan ülkelerin toprakları, kolaylıkla başka devletler tarafından sürülebilir. Ekonomik olarak kalkınmış bir Türkiye, toplumsal ve siyasal sorunlarını daha kolay ve geniş perspektifle çözebilir. Ekonominin görünmez eli, toplumun ve siyasetin görünür sorunlarını buharlaştırma gücüne sahiptir.

İkinci olarak, Türkiye diplomatik gücünü ve kamu diplomasisinin tüm unsurlarını efektif bir biçimde kullanmalı. Türkiye’nin jeostratejik ve jeopolitik konumu, bu ülkenin normal bir ülke olmasının önündeki en büyük engeldir. Bu bölgede varolmanın ve var kalmanın yolu, sürekli uyanık ve tetikte olmaktan geçiyor. Diplomasinin ve kamu diplomasisinin tüm unsurları harekete geçirilmeli.

Üçüncü olarak, güçlü ve profesyonel ordu bu ülkenin geleceğinin teminatıdır. Özellikle FETÖ’nün taşeronluğunu üstlendiği 15 Temmuz’da yaşana darbe girişiminden sonra Türk ordusu ciddi anlamada zaafa uğradı, itibar ve güç kaybetti. Türkiye, ordu her daim güçlü olan bir devlet olmalı. Kendi milletine kurşun sıkan değil, düşmanlarına korku salan bir ordu bu ülkenin olmazsa olmazıdır.  

Son olarak da, puslu havanın ikmal ettiği faşizan ve Kürt düşmanı dilden sakınalım. Faşizan dil; birleştirmez, ayırır, koparır. Farkında olmadan duygusal kopuşa izin vermeyelim.          


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.