Başlangıçtan beri kendilerini toprakla ilişkilendiriyorlar. Kültürlerinin bütün altyapısını ve paradigmasını toprak oluşturuyor. Yer altıyla, yerle, yerçekimiyle ilgileniyorlar ve en iyi bildikleri şey de yere özgü olanlar. Metafizik öğelerin de içinde bulunduğu insan aklının doğayı dönüştürme biçimlerinin hepsine toprakla ilişkilendirerek ‘kültür’ diyorlar. Yukarıdan, Tanrı katından inen cümleleri bile yerlileştirerek muharrefleştirdiler. Belki biraz da bu yüzden, onlar kalemi ellerine aldıklarında yoldan çıkarılır diye kaçıyor kelimeler…

Onlara göre hayat toprağı ekip biçmekten, toprağa söz geçirmekten, toprakla eğleşmekten ve toprağı ehlileştirmekten ibaret. Dolayısıyla bütün sahip olma biçimlerinin temelinde maddi ‘mülkiyet’ var. Onlara göre sahip olma yetisi, içle, içeriyle ilgili değil; dışarıdan kavramaya dairdir. Tıpkı sahip oldukları toprakların etrafına sınır çekip, onu yukarıdan, yüzeyden sürmeleri gibi… Göçebeydiler, yolcuydular, bir an için kendilerini mukim sandılar, toprağa kazık çakıp kendilerini, haşa, Yaratıcının yerine koydular.

Belki hakikatten uzaklaşmaktan, uzak düşmekten; belki hırsın kalbi sertleştirmesinden, gözleri kör etmesindendir, ne vakittir gözleri hiç yukarı bakmıyor, hep aşağıda… Sanatları da ‘aşağıya’ dair zaten. Biz gökten ilham alıp soyut sanatlar üretirken onlar yerden ilham alıp somut sanatları geliştirdiler. Müzik ve şiir bizim, heykeltıraşlık ve resim onların bu yüzden. Biz hat ve ebruyla uğraşırız, onlar fotoğraf ve sinemayı bulurlar.

Dünyayı kocaman bir bahçe, hayatı kocaman bir tarımcılık olarak görürler. Bilimlerinin epistemolojisi de gramatolojisi de ve hatta ontolojisi de toprakbilimden ilham alır. Felsefeden sosyolojiye, psikolojiden edebiyata kavram alanları hep toprağa ve onu işlemeye dairdir. Dedik ya, onlara göre dünya Adem’in kovulduğu bir bahçe ve insanlar o bahçeyi ekip biçmek için görevlendirilmiş birer rençber… Yöneticileri mi?.. Bahçeden sorumlu bahçıvan… Bizlerse suçu işleyen Kabil’in sürgüne zorladığı Habilleriyiz bu çağın. Ümmiler, çobanlar, yerinden edilmişler, gezginler, sürgünler, göçebeleriyiz bahçelerinin…

Modernleşmeyle birlikte bu anlayış kendini hayatın bütün alanlarında, geçmişte olduğundan çok daha yoğun hissettirmeye başladı. Bahçıvanlığa önce kendi bahçelerinde başladılar. İyi yetişmiş, olgun, hoş görünümlü çiçeklerini korumak için onlara zarar verdiğini düşündükleri ayrıkotlarını, haşeratı ayıkladılar. Delileri, kamburları, şizofrenleri, hapishane kaçkınlarını, anatomisi ve ruh dünyası bozuk diye düşündükleri ne kadar ayrık otu varsa hepsini kısırlaştırmak yoluyla ya toptan imha ettiler yahut daha iyileriyle melezleştirip bahçelerini güzelleştirmenin sınırlarını zorladılar. Son iki yüz yılın bütün pozitif bilim icatları, içlerindeki ayrıksıları yok etmeye yönelik tasarruflarında kullanıldı. Bahçelerine sızmış ve genel havayı bozan Çingeneleri, Yahudileri, kan uyuşmazlığını düşündükleri Balkan uluslarını yeni mamul spreyleriyle ‘gaza boğup’ yok ettiler, kalanlarını da bir yolunu bulup ehlileştirmeye çalıştılar.

Sıra öteki bahçelere geldi yüzyılın başında, Müslümanların bahçelerine... Sınırın kenarındaki ayrık otları bir yolunu bulup bahçelerini talan eder, bataklığın sivrisinekleri yerinde durmaz, uçar gelir diye bulundukları yerlerde yok ettiler. Bulunduğu yerde ve kitleler halinde yok etmenin maliyeti düşük olduğundan çevrelerindeki muzır haşeratı en yeni yöntemlerle etkisizleştirdiler, bazen de birbirine düşman edip kenara çekildiler, yok olmalarını seyrettiler. Bütün bunların Ortadoğu’ya, dolayısıyla da birinci elden İslam dünyasına yönelik pratiği ise Türkiye’de de yer yer örnek alınan söylemde kendine zemin buldu: ‘Ortadoğu’ ve ‘bataklığın’ yan yana getirilmesi ve bu ikisine bir üçüncü öğe olarak ‘sivrisineğin’ eklenmesi Batı’nın bütünüyle kendini bahçıvan, Avrupa’yı bahçe biçiminde tahayyül edişinin hemen yanına eklemlenen modern bir paradigma olarak kabul edilebilir. Bu da elbette, önce bataklığın kurutulması ve haşerenin kimyasallarla yok edilmesi, sonra da Avrupa’dan taşınan yeni tohumların temizlenmiş bahçeye ekilmesi işlemini meşru hale getirmenin zorunlu gerekçesi olacaktır.

Dünyanın gelmiş geçmiş en profesyonel bahçıvanı onlar. Düzenli aralıklarla tarlalarını sürer, ilaçlar, parlatır, göze hoş gelecek hale getirirler. Nahoş görünümlü olduğunu düşündüklerini, hızlıca yayılma kabiliyeti gösterenleri, düzeni bozanları ise ellerindeki bilim makaslarıyla budadılar, bilim baltalarıyla kökünden söktüler, olmadı bilim spreyleriyle zehirledi, kendilerine benzettiler. Bir zamanlar küçük bahçelerinde, sadece kendi bitkilerinden sorumluydular, şimdiyse dünyayı koca bir bahçe olarak tahayyül ediyor ve geliştirdikleri yeni moda söylemlerle sıra dışı ne kadar ayrıkotu varsa hepsini yok etmenin hesabını yapıyorlar.

Şimdi artık manavlarında bile hepsi bir boy biberler, domatesler, salatalıklar var. Hepsi tatlı biberler, hepsi aynı boy domatesler, hepsi dümdüz, dimdik hıyarlar… Kokusu çoktan alınmış, yaprak sayıları bile birbirinin aynı, renkleri bile birbirinin benzeri güller, karanfiller satılıyor çarşılarında… Bir bahçeyi ötekinden ayıran ne kadar belirleyici özellik varsa hepsini yok ettiler. Aslında, yaşamın da içinde olduğu bütün farklılıkları yok ettiler…

Ellerinden önce makaslarının göründüğü profesyonel bahçıvan onlar… Dünyanın bütün çiçeklerini hizaya getirmek için parmakları bir an bile susmayan… Ortadoğulular, Asyalılar, Afrikalılar, Güney Amerikalılar biliyorlar, budamak için değil, kökünden koparmak için geliyor makaslar… Ve çobanlar; yerinden edilmiş, sürgüne gönderilmiş, bahçeleri talan edilmiş dünyanın garip çobanları bir gün gelecek, o bahçeye girecek, o makası alacak, o güllere ‘artık bitti, rahat olun’ diyecek… Bahçeler de çiçekler de makaslar da rahat edecek ve hatta kininin katranında simsiyah kesilen bahçıvanlar bile çobanlara teşekkür edecek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.