İç siyasi meselelerde muhalefet hükümet edeni sorgulamak ve yapılan hizmetlerin iyileştirilmesini sağlamakla mükelleftir. Aynı zamanda muhalefetin bir diğer görevi ise hükümetin yaptığı icraatların hukuka uygunluğunu denetlemektir. İç siyasetler her zaman çalkantılı ve bir o kadarda karışıktır. Muhalefet kesimi iktidarı hedeflediğinden dolayıdır ki eleştiriler çoğu zaman yapıcı olmaktan çıkar. Bu bizim ülkemiz için değil, Dünyada ki tüm demokrasilerde geçerli bir durumdur. Diğer bir ifade ile siyasal hayat bu şekilde işler. Çünkü siyasetin doğası böyledir.

***

Fakat durum sıra ülkelerin dış politikalarına geldiğinde değişir. Hemen hemen tüm dünya ülkelerinde hükümetlerin dış politikaları eleştiri konusu olsa da kol kırılır yen içinde kalır düsturu ile dış basına hemen hemen hiç bir haber sızdırılmaz. İktidar ve muhalefet tek vücut hareket edermiş gibi görünür. Her ne kadar parlamentolarda kıyametler de kopsa bu dışarıya yansıtılmaz.

Amerika Birleşik Devletleri baskı ve tahakküm altında tuttuğu, diğer bir ifade ile "öttürdüğü" bir şahsa ezberlettiği şeyleri yaklaşık bir haftadır kendi mahkemeleri önünde konuşturtarak kendince Türkiye'yi ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını yargılıyor. Bu sözde yargının tek bir tanığı var. Türkiye'nin suçlandığı şey ise İran' a uygulanan ambargoyu delmek. Yani basit bir ifade ile Amerika Türkiye' ye benim ticaret yapmayı yasakladığım bir ülke ile " vay sen nasıl ticaret yaparsın" diyor.

Bir kere az buçuk uluslararası ticaretten anlayan herkes Türkiye'nin direkt olarak ambargoyu delmediğinin idrakine rahatlıkla varabilir. Zaten mesele ambargo falan değil. Mesele Hindistan'ın İran'dan ithal ettiği enerjinin bedeli olan 80 Milyar Dolarlık işlemleri Dolar'a nanik yaparak Türk devlet bankası olan Halk Bankası’ndan hem de Türk Lirası üzerinden gerçekleştirmesi. Amerika'nın tüm karın ağrısı bundan.

Tamda rahmetli Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın uzun yıllar önce dediği gibi; "Bana ne Amerika’dan!"

***

Şimdi böyle bir ortamda yıllarca Amerikan emperyalizminin karşısında olduğunu iddia eden Türk solundan beklenen nedir? Rahmetli Erbakan gibi "Bana ne Amerika’dan!" demeleri.

Burada mesele Türk hükümeti değil bizzat Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Yazının başında belirttiğim gibi mesele dış politika olduğu zaman yapılması gereken devletten yana olmaktır. Dışarıdan bariz bir şekilde gelen düşman hücumuna karşı göğsümüzü siper etmektir.

***

Rıza Sarraf'ın Amerika' ya gittiğinde tutuklanacağından haberinin olmadığını zannetmiyorum. Belli ki Türkiye' den kaçmış ve Amerika' ya hayat garantisi karşılığında ötmeye gitmiş. Bunu anlamak için über derecede siyaset uzmanı falan olmaya gerek yok. Ama ne yazık ki ülkemizde Amerika'nın bizleri mahkûm etmek istediği zillete baştan razı olan ve bize buradan siyasi ekmek çıkar mı düşüncesi ile hareket eden gruplar var.

Efendiler ahmak olmayınız!

Amerika yıllardır sudan sebeplerle Orta Doğuda ki Müslüman halkları katletmedi mi? Amerika ve batılı devletlerden ne fayda gördük ki şimdi onlardan medet umar oldunuz? Birleşmiş Milletleri babasının çiftliği gibi kullanarak Müslüman ve mazlum kanı içen bu vampirlerden ne gibi bir çıkarınız var ki devletinizi Amerikan zilletine layık görüyorsunuz?

Ahmaklığın lüzumu yok!

İç siyasette çekişin. Siyasi etik alanında her türlü ideolojik fikrinizin galip gelmesi için çalışın. Ama asla ve asla konu ülkemizin dış politikasına geldiğinde batılıların bize reva görmeye uğraştığı zillete boyun eğmeyin, destekçisi olmayın.

Gün devletten yana olma günüdür. Gün Amerikalıların her türlü sinsi emeline karşı bağımsız Türkiye'yi savunma günüdür. Gün "Bana ne Amerika’dan! " deme günüdür.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.